SEVGİ: FEMİNİST BİR MESELE


Uzun ömürlü moda için Yaşasın Kıyafetler Hareketi Dünyamızın ekolojik ve ekonomik geleceği için moda endüstrisinin uzun ömürlülüğünü sağlayacak bir dönüşüm şart . Moda endüstrisinin sürdürülebilirliğini mümkün kılmak için; malzemenin doğal kaynaklı olması, geri dönüşüm ürünlerinin üretimlere dâhil edilmesi, kıyafet ömrünün daha uzun süreli olması ve üretim-tüketim aşamalarında geri dönüşümün sağlanabilmesi gerekiyor. Kıyafetlerin ömrünü uzatmak neden önemli? Çünkü sadece bir tişörtün üretiminde 2.7 ton , bir pantolon üretiminde ise 9 ton su harcanıyor. Yılda 100 milyar kıyafet üretildiğini düşünürsek, harcanan su miktarını hayal bile etmek oldukça güç. Su kirliliğinin ikinci büyük sebebi, kıyafet üretiminde kullanılan boyar maddeler. Bir kıyafet ortalama 40 yıkamadan sonra kullanılmıyor. Bağışlanıp toplanan kıyafetlerin sadece %0,1’i geri dönüştürülerek tekstil üretiminde kullanılıyor. Vanish, Türkiye’nin en güvenilir kadını Müge Anlı ile kıyafetlerin üretim sürecinde harcanan tonlarca suya dikkat çekmek ve kıyafetlerimizin ömrünü uzatarak suyumuzu korumak için Vanish ile Yaşasın Kıyafetler Hareketi’ ni başlattı. Tarlada pamuğun üretiminden fabrika kıyafetler üretilene kadar tonlarca su tüketiliyor. Yaşasın Kıyafetler Hareketi ; kıyafetlerimizin ömrünü uzatarak suyumuzu korumamız gerektiğine dikkat çekip, kıyafetlerin eskisi kadar dayanıklı üretilmemesi ve yanlış yıkama alışkanlıklarıyla ömrünün kısalması sorunlarına çözüm sunuyor. Bu hareket, tüketicileri doğru yıkama alışkanlıklarına sahip olarak sorumlu tüketimin parçası olmaya davet ederken, kıyafetlerin ömrünü uzatarak su kaynaklarımızı korumak için de çağrıda bulunuyor. Tam da bu noktada, doğaya ve suya sahip çıkan Vanish Multipower öne çıkıyor. Çünkü Vanish Multipower kıyafetlerin ömrünü uzatıyor. Böylece sevdiğimiz kıyafetlerin keyfini daha çok çıkarmamız ve suyumuza sahip çıkmamız mümkün oluyor. Sıra sizde: Siz de Yaşasın Kıyafetler Hareketi’ne katılarak uzun ömürlü moda akımına dahil olabilir, sorumlu tüketimin bir parçası olarak sürdürülebilir bir dünya inşa etmeye katkı sağlayabilirsiniz. Yaşasın Kıyafetler Hareketi’yle ilgili detaylı bilgiye ulaşmak için yasasinkiyafetler.com’u ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
bell hooks'la 5 yıl önce, üniversitemin kısıtlı cinsiyet çalışmaları seçkisi bölümünde tanışmıştım — ilgimi yakalayanın “tutkulu” kelimesi olduğunu hatırlıyorum. Hayatıma Tutkulu Politika: Feminizm Herkes İçindir’le giren ve kısa bir süre içinde sevgiyi, kapsayıcılığı ve sadece küçük harf kullanarak yazmayı sokan hooks, uzun süredir eksikliğini çektiğim bir anlayışla yanıma yanaşmıştı: sevgi.
Annemin Depeche Mode sevgisi ve “Enjoy the silence,” yazan dövmesiyle başlayan hayran kültürüyle içli dışlı olma serüvenim, ilgi duyduğum şeyleri tutkuyla ifade etme yolunda emin adımlarla devam etti. 2000’lerin ortasına doğru Tokio Hotel’le başlayan boyband sevdam, 2007’de durmadan hayran kurgu (fan fiction) yazmaya evrildi; 17 yaşımda My Chemical Romance dövmesi yaptırmamla perçinlendi ve sevdiğim üretimleri yakından incelemek istediğim için karşılaştırmalı edebiyat alanına eğilmemle sonlandı. Fark ediyorum: hep bir şeyleri tutkuyla sevdim — isteyerek, sınırlarına hâkim olmaya çalışarak, hayatıma dâhil ederek.
İkili cinsiyet sisteminin ve cinsiyet rejiminin hızlıca burada da cinsiyet belası formunda kendini göstermesi uzun sürmedi — hem de hiç. İlkokul yıllarımın sonuna doğru, oğlanların tuttukları takımların formalarıyla gezmelerinin sıkıntı olmadığını, Dünya Kupası esnasında bütün dünyanın kavrulmasında hiç sıkıntı yaşamadıklarını fark ettim. Bu tutkuya dâhil olmak beni heyecanlandırıyordu. Ne var ki benim bu boyband tutkum ve para kazanmadan yüzlerce sayfa hayran kurgu yazmam gülünç kabul ediliyordu.
Bir şeyleri sevdiğimi göstermeyi seviyordum — biyolojik cinsiyetime atanan rollere uymaktan pek hoşlandığımı ifade edemeyeceğim. Böylece sorular sıralandı: Neden tutkumu yansıtış şeklim bu denli alaya alınıyordu? Neden sevgiyle bu kadar ilgiliydim? Neden bir şeylere tutkulu yaklaşmaktan utanmaya başlamıştım?

İllüstrasyon: Ayşe Ezgi Yıldız
Duygu yoldaşlığı
20’lerimin başına geri dönüyoruz — buralar, aşkın arzulandığı ama nasıl yaşanacağı konusunda tamamen haritasız olduğum zamanın diyarı. bell hooks, sonralarda tanıştığım Duygu Yoldaşlığı: Kadınların Sevgi Arayışı adlı kitabında kadınların sevgi üzerine konuşmasını özetlerken kaygılarıma sevgiyle sarılıyor:
Çocukluğumuzdan itibaren, sevgiye dair konuşmaların cinsiyetlendirilmiş bir anlatı, bir kadın meselesi olduğunu öğreniriz. Sevgiye dair takıntılarımız, ilk aşkımızla veya hayal kırıklığıyla başlamaz. Kadınların erkeklerden daha az önemli olduğunu, ne kadar iyi olursak olalım, ataerkil evrenin gözünde asla yeterince iyi olmadığımızı fark etmemizle başlar. Ataerkil kültürde kadınlık, daha en baştan bizleri değersiz veya o kadar da değerli değil diye damgalar. Dolayısıyla kız çocuklar ve kadınlar olarak en çok, sevilmeye layık olup olmadığımız konusunda kaygı duymayı öğrenmemiz hiç şaşırtıcı değil.
Ataerkil kültürde tüm kadınların yaşamına musallat olan bu duygusal belirsizlik, popüler kültür içinde tüketmeye bayıldığım 2000’lerin romantik komedilerini de hesaba katınca, iyice anlam kazanıyor. Bu, beni önceki kaygılı sorularım konusunda rahatlatsa da bölüm sonu canavarıyla karşılaşıyorum: Bunları dert ediniyorsam yeteri kadar bağımsız bir kadın değil miyim?
Sevgi meselesiyle ilgili içinden çıkamadığım bir başka utanç da Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi kitabında yer alıyor. Ne de olsa feminist bir kadın olarak heteroseksüel ilişkilenmelerin tam ortasında bulunmak, bunu arzulamak ve sevgiden bu denli bahsetmek de — benim kafamda — bir başka bir başka cinsiyet rolünü yeniden üretiyormuş gibi geliyor. hooks, bu duruma şu şekilde yaklaşıyor:
Feminist kadınlar için ataerkiye meydan okuma ya da ataerkiyi değiştirmeyle ilgili konuşmak, erkekler hakkında konuşmaktan, erkeklerin ne yönde değişmesini istediğimize dair bildiklerimiz ve bilmediklerimiz hakkında konuşmaktan bariz bir şekilde daha kolaydı.
Erkek sevgisini arzulamayı bir zorunlulukmuş gibi göstermek, ikilikleri yeniden üretmek veya hepimizi boğan heteronormatif algıları körükleme isteğim yok. Yalnızca şimdilerde kesişimsel feminizmi hayatının önemli bir kısmına tutkuyla yerleştiren bir kadın olarak bu duygu yoldaşlığından bahsedebilmek bana iyi geliyor — anlaşılmak, kendi deneyimi ifade etmek ve sevgiden bahsetmenin özel alana sıkıştırılmadığını deneyimlemek.
Hep Aşka Dair: Yeni Vizyonlar kitabı tutkulu politikama su serpiyor: “Bütün büyük sosyal adalet hareketleri, bir sevgi etiğini güçlü bir şekilde vurgular.” Bugünlerde sevgiyi bell hooks gibi “dönüştürücü bir güç” olarak kabul etmek istiyorum ve alaycılıkla karşılanmak istemiyorum; erkeklerin aşka dair teoriler üreten, kadınlarınsa aşkı pratik eden rolünden oldukça sıkıldım — aynı ikili sistemlerden, kaygılardan ve “Love is love!” sloganının yetersizliğinden bunaldığım gibi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sevgiye dair anlatılar neden cinsiyetlendirilmiş? bell hooks sevgi edimi hakkında ne düşünüyor? "Sevgi arayışı"nın patriyarkayla ne alakası var?
01 Şub 2022

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.




