SEVGİ: FEMİNİST BİR MESELE


Uzun ömürlü moda için Yaşasın Kıyafetler Hareketi
Dünyamızın ekolojik ve ekonomik geleceği için moda endüstrisinin uzun ömürlülüğünü sağlayacak bir dönüşüm şart . Moda endüstrisinin sürdürülebilirliğini mümkün kılmak için; malzemenin doğal kaynaklı olması, geri dönüşüm ürünlerinin…
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
bell hooks'la 5 yıl önce, üniversitemin kısıtlı cinsiyet çalışmaları seçkisi bölümünde tanışmıştım — ilgimi yakalayanın “tutkulu” kelimesi olduğunu hatırlıyorum. Hayatıma Tutkulu Politika: Feminizm Herkes İçindir’le giren ve kısa bir süre içinde sevgiyi, kapsayıcılığı ve sadece küçük harf kullanarak yazmayı sokan hooks, uzun süredir eksikliğini çektiğim bir anlayışla yanıma yanaşmıştı: sevgi.
Annemin Depeche Mode sevgisi ve “Enjoy the silence,” yazan dövmesiyle başlayan hayran kültürüyle içli dışlı olma serüvenim, ilgi duyduğum şeyleri tutkuyla ifade etme yolunda emin adımlarla devam etti. 2000’lerin ortasına doğru Tokio Hotel’le başlayan boyband sevdam, 2007’de durmadan hayran kurgu (fan fiction) yazmaya evrildi; 17 yaşımda My Chemical Romance dövmesi yaptırmamla perçinlendi ve sevdiğim üretimleri yakından incelemek istediğim için karşılaştırmalı edebiyat alanına eğilmemle sonlandı. Fark ediyorum: hep bir şeyleri tutkuyla sevdim — isteyerek, sınırlarına hâkim olmaya çalışarak, hayatıma dâhil ederek.
İkili cinsiyet sisteminin ve cinsiyet rejiminin hızlıca burada da cinsiyet belası formunda kendini göstermesi uzun sürmedi — hem de hiç. İlkokul yıllarımın sonuna doğru, oğlanların tuttukları takımların formalarıyla gezmelerinin sıkıntı olmadığını, Dünya Kupası esnasında bütün dünyanın kavrulmasında hiç sıkıntı yaşamadıklarını fark ettim. Bu tutkuya dâhil olmak beni heyecanlandırıyordu. Ne var ki benim bu boyband tutkum ve para kazanmadan yüzlerce sayfa hayran kurgu yazmam gülünç kabul ediliyordu.
Bir şeyleri sevdiğimi göstermeyi seviyordum — biyolojik cinsiyetime atanan rollere uymaktan pek hoşlandığımı ifade edemeyeceğim. Böylece sorular sıralandı: Neden tutkumu yansıtış şeklim bu denli alaya alınıyordu? Neden sevgiyle bu kadar ilgiliydim? Neden bir şeylere tutkulu yaklaşmaktan utanmaya başlamıştım?

İllüstrasyon: Ayşe Ezgi Yıldız
Duygu yoldaşlığı
20’lerimin başına geri dönüyoruz — buralar, aşkın arzulandığı ama nasıl yaşanacağı konusunda tamamen haritasız olduğum zamanın diyarı. bell hooks, sonralarda tanıştığım Duygu Yoldaşlığı: Kadınların Sevgi Arayışı adlı kitabında kadınların sevgi üzerine konuşmasını özetlerken kaygılarıma sevgiyle sarılıyor:
Çocukluğumuzdan itibaren, sevgiye dair konuşmaların cinsiyetlendirilmiş bir anlatı, bir kadın meselesi olduğunu öğreniriz. Sevgiye dair takıntılarımız, ilk aşkımızla veya hayal kırıklığıyla başlamaz. Kadınların erkeklerden daha az önemli olduğunu, ne kadar iyi olursak olalım, ataerkil evrenin gözünde asla yeterince iyi olmadığımızı fark etmemizle başlar. Ataerkil kültürde kadınlık, daha en baştan bizleri değersiz veya o kadar da değerli değil diye damgalar. Dolayısıyla kız çocuklar ve kadınlar olarak en çok, sevilmeye layık olup olmadığımız konusunda kaygı duymayı öğrenmemiz hiç şaşırtıcı değil.
Ataerkil kültürde tüm kadınların yaşamına musallat olan bu duygusal belirsizlik, popüler kültür içinde tüketmeye bayıldığım 2000’lerin romantik komedilerini de hesaba katınca, iyice anlam kazanıyor. Bu, beni önceki kaygılı sorularım konusunda rahatlatsa da bölüm sonu canavarıyla karşılaşıyorum: Bunları dert ediniyorsam yeteri kadar bağımsız bir kadın değil miyim?
Sevgi meselesiyle ilgili içinden çıkamadığım bir başka utanç da Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi kitabında yer alıyor. Ne de olsa feminist bir kadın olarak heteroseksüel ilişkilenmelerin tam ortasında bulunmak, bunu arzulamak ve sevgiden bu denli bahsetmek de — benim kafamda — bir başka bir başka cinsiyet rolünü yeniden üretiyormuş gibi geliyor. hooks, bu duruma şu şekilde yaklaşıyor:
Feminist kadınlar için ataerkiye meydan okuma ya da ataerkiyi değiştirmeyle ilgili konuşmak, erkekler hakkında konuşmaktan, erkeklerin ne yönde değişmesini istediğimize dair bildiklerimiz ve bilmediklerimiz hakkında konuşmaktan bariz bir şekilde daha kolaydı.
Erkek sevgisini arzulamayı bir zorunlulukmuş gibi göstermek, ikilikleri yeniden üretmek veya hepimizi boğan heteronormatif algıları körükleme isteğim yok. Yalnızca şimdilerde kesişimsel feminizmi hayatının önemli bir kısmına tutkuyla yerleştiren bir kadın olarak bu duygu yoldaşlığından bahsedebilmek bana iyi geliyor — anlaşılmak, kendi deneyimi ifade etmek ve sevgiden bahsetmenin özel alana sıkıştırılmadığını deneyimlemek.
Hep Aşka Dair: Yeni Vizyonlar kitabı tutkulu politikama su serpiyor: “Bütün büyük sosyal adalet hareketleri, bir sevgi etiğini güçlü bir şekilde vurgular.” Bugünlerde sevgiyi bell hooks gibi “dönüştürücü bir güç” olarak kabul etmek istiyorum ve alaycılıkla karşılanmak istemiyorum; erkeklerin aşka dair teoriler üreten, kadınlarınsa aşkı pratik eden rolünden oldukça sıkıldım — aynı ikili sistemlerden, kaygılardan ve “Love is love!” sloganının yetersizliğinden bunaldığım gibi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sevgiye dair anlatılar neden cinsiyetlendirilmiş? bell hooks sevgi edimi hakkında ne düşünüyor? "Sevgi arayışı"nın patriyarkayla ne alakası var?
01 Şub 2022

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.
13 Eki 2026

Türk tarihinin büyüklüğünün anlaşılması için Göbeklitepe’nin Türk olmasına ihtiyaç yok. Anadolu’nun bizim için taşıdığı değerin de Hititlerin, Troyalıların ya da beş bin yıl önce Beşiktaş’ta yaşayan insanların Türk çıkmasına ihtiyacı yok. Belki gerçek tarih bilinci, geçmişin her köşesinde kendimizi aramak yerine, bizden farklı olan bir geçmişi de kendi mirasımızın parçası olarak koruyabilecek özgüvene sahip olmaktır.




