Seyahatin gelire dönüştüğü platform: Glocalzone


Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Hangimiz Avrupa’da yaşayan akrabamızdan veya ABD’ye seyahate giden arkadaşımızdan bitmek üzere olan parfümümüzden getirmesini istemedik ki? Ya da son model bir telefonu yurtdışından satın almanın maliyetini hesaplamadık? Glocalzone, tanıdık unsurunu devreden çıkararak kendi ülkenizde bulamadığınız veya daha uygun fiyatla yurt dışından getirmek istediğiniz ürünleri seyahat eden gezginler aracılığıyla sipariş verebilmenize olanak sağlıyor.
Glocalzone’un iş modelini ve gelecek planlarını konuşmak üzere bir araya geldiğimiz şirketin kurucu ortağı Doğan Turan, söze şirketin ilk zamanlarını anlatarak başlıyor. Her girişimin bir sorundan ortaya çıktığını ifade eden Turan, ortağı Burak Sönmez’in yaşadığı bir olayın Glocalzone fikrini yarattığını söylüyor. Barselona’daki arkadaşlarına Türkiye’den lokal bir ürün götürecek olan Sönmez, iki tane götürmesi gereken üründen yanlışlıkla bir tane götürüyor ve o ürünü saatlerce Barselona sokaklarında arasa da bulamıyor. Bunun üzerine Glocalzone fikri yavaş yavaş belirmeye başlıyor, 2017’de ise platform resmen hayata geçiyor. Yola pazar araştırması yapmadan çıktıklarını belirten Turan, çoğunluğu ABD’de olmak üzere pazarda irili ufaklı rakiplerin olduğunu, örneğin her ülkenin mutlaka Amerikadaniste tarzında bir platforma sahip olduğunu söylüyor.
Nasıl bir iş modeli var?
Adından da anlaşılacağı gibi “globali lokale getirmek” üzere yola çıkan Glocalzone, şu anda sadece mobil uygulama üzerinden hizmet veriyor. Üyelik sistemi ile çalışan uygulamada, gezginler ve alıcılar bulunuyor. Sistem iki modelle çalışıyor; birinci modelde uygulamayı açtığınızda sipariş verilmeye hazır olarak listelenen ürünleri görüyorsunuz. Hiç kimseyle konuşmadan “hemen öde” butonuyla ödemeyi yapıyor ve gezginle eşleşiyorsunuz. Bu modelde gezginin alacağı komisyon oranını, Glocalzone belirliyor; ancak satın alma işleminin ardından iletişim başlayınca gezgin gümrük ödemesi gibi ek ücretler talep edebiliyor. İkinci modelde ise alıcı yurt dışından istediği ürünü uygulama üzerinde belirterek talep oluşturuyor. Sonra bu ürünü getirebilecek gezginler, alıcı ile iletişime geçiyor ve fiyat teklifi gönderiyor. Böylece alıcı istediği ürünün ücretini, gezginin komisyonunu ve Glocalzone’un servis bedelini ödemiş oluyor. Gezginler platformda ortalama %10 komisyon alıyor.
Ürünün alıcıya teslim edilmesi ise yüz yüze buluşmalar veya kargo ile gerçekleşiyor. Alıcı ürünü aldıktan sonra ürünü inceliyor, ürün hasarsız bir şekilde eline ulaştıysa siparişi onaylıyor. Bunun üzerine alışveriş sürecinin başladığı andan itibaren Glocalzone’un hesabında bekleyen ödeme, gezginin uygulamadaki cüzdanına geçiyor.
Bugüne kadar 110 ülkeden indirilen Glocalzone, aslında her ülkede hizmet verebiliyor. Burada püf nokta, ürün isteyeceğiniz ülkede platforma üye olan bir gezginin bulunması. Örneğin; bir gezgin Jamaika’ya ulaşır ve bunu platform üzerinden bildirirse Jamaika’dan da ürün talep edilebiliyor. Dünyanın her yerinden uygulamaya erişmek, uygulama üzerinden ödeme gerçekleştirmek ve uygulamada yer alan cüzdanda bulunan parayı karta aktarmak mümkün.
Platformda şu anda çoğunluğu Türkiye’de ve Latin Amerika’da bulunan 250 binden fazla kayıtlı kullanıcı var. En çok kozmetik ve teknolojik ürünlerin sipariş verildiği platformda ilaç, vitamin gibi acil ihtiyaçların da sıklıkla talep edildiği görülüyor. Gezginler çoğunlukla 20-40 yaş arası sıklıkla seyahat edenler, öğrenciler, uçuşla ilgili iş yapanlar ve beyaz yakalılardan oluşuyor.
Hedef: Fintech’e dönüşmek
Önümüzdeki dönemde Glocalzone; uygulamanın içinde alışveriş ve seyahat sigortası yapabilme, kredi alabilme, alışverişlerde taksit yaptırabilme, sisteminin tanımladığı kargo koduyla gönderim yapabilme gibi yeni özelliklerini aktif hale getirecek. Turan, pandemi nedeniyle daha yavaş büyümek zorunda kalan Glocalzone’un hedefinin uç noktada bir finansal teknoloji şirketi (fintech) olmak olduğunu belirtiyor. Dünya genelinde aşılama oranlarının artması ve kapanmalarla geçen bir buçuk yılın ardından insanların seyahat etmeye duyduğu özlem sebebiyle platformun önünde parlak bir gelecek var.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Avro Bölgesi’nin eylül ayı yıllık enflasyonuna yönelik öncü verileri yayımlandı. ABD'de bütçe tasarısı, 2021 mali yılının sona ermesine saatler kala kabul edildi. Merck, Covid-19 hapı için kullanım onayına başvuruyor.
04 Eki 2021

YAZARLAR

İrem Özbay
Writer @ Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir insanın “Ne iş yapıyorsun?” sorusuna iki cümleyle cevap verip daha fazlasını anlatma ihtiyacı duymamasıyla bir markanın neyi söyleyip neyi geride bırakacağını bilmesi, aynı olgunluk eşiğine işaret ediyor. Sadelik; hiçbir şey bilmemenin getirdiği bir sığlıktan değil, aksine çok şey bilip hepsinin ağırlığını tarttıktan sonra lüzumsuz olanları arkada bırakabilme cesaretinden geçiyor.

Nike’ın marka adı, onlarca yıldır “spor” kelimesiyle neredeyse eş anlamlıydı. Bu başarı, şirketi uzun yıllar borsanın favorileri arasında tuttu. Fakat son birkaç yılda ivme şaşırtıcı bir hızla tersine döndü ve şirket, yaklaşık 18 yılın ardından S&P 100 endeksine veda etmek zorunda kaldı. Peki ne oldu da dünyanın en güçlü spor markalarından biri, bu denli hızlı bir düşüşe sürüklendi?

Reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. ChatGPT’nin test ettiği Sponsorlu Ajanlar, markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan yeni bir katman açıyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra inerken mesele, anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmamasında düğümleniyor.

Arama deneyimimizin yapısal olarak değişmeye başladığı aşikar. Artık sadece bilgi aramıyoruz, aynı zamanda alım kararlarımızı da yapay zekaya danışıyoruz. Ancak yeni denklem yalnızca GEO’dan ibaret değil: Araştırmalar, tüketicilerin yapay zeka önerilerinde hâlâ bağımsız insan deneyimine ve güvenilir üçüncü taraflara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Markalar için de esas mesele, algoritmada görünmek kadar, algoritmanın güvendiği üçüncü taraf dünyasında sahici, tutarlı ve organik bir yer edinebilmekte yatıyor.

Matcha, protein barlar, iki malzemeli Japon cheesecake’i, Gigi Hadid makarnası, çiğ köfte suşi… Yiyecek trendleri, artık sosyal medyanın etkisiyle çok daha hızlı yayılıyor. Tedarik zincirleri ise bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyor. Talep, dijital hızda büyürken çiftlikler ve fabrikalardaki tarım ve gıda üretimi, fiziksel sınırlar içinde kalıyor.




