Sıkıştırılmış kalıpların çatlaklarından taşan Simone Leigh

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
“ABD'yi temsil edecek ilk siyah kadın”: Simone Leigh’i büyük ölçekli, seramik ve kadın formundaki heykelleriyle tanıyoruz. Kendisi son olarak sanat dünyasının güzide sanat etkinliklerinden olan Venedik Bienali’nde "ABD'yi temsil edecek ilk siyah kadın” seçilmesiyle gözleri üzerine çekti. Ancak Leigh bunun çok ötesinde, en az heykellerinin devasa boyutları kadar kalıplara sıkıştırılamayacak bir yaratıcılığa sahip.
Gerçek dışı büyüklükteki seramik heykeller: Venedik Bienali’nin 59’uncu edisyonunda (2022) ABD'yi temsil edecek Simone, “kadın” ve “siyah” stereotiplerinin dışına taşan bir sanatçı. Eserlerinde güzellik, güç, sömürgecilik, ırk ve kadınlık kavramları üzerine yoğunlaşan ve Brooklyn’deki stüdyosunda çalışmalarına devam eden Leigh, gerçek dışı büyüklükteki seramik heykeller yaratıyor. ABD'deki beyaz üstünlüğünün tam olarak görüldüğü bir dönemde Venedik Bienali’nin ABD pavyonuna seçilmesinin paradoksunu vurguluyor ve bienaldeki eserlerinin siyah feminist mantalitenin örneklerini oluşturacağını söylüyor.

Loophole of Retreat'tan enstalasyon görüntüsü
Siyah kadın öznelliği: Genellikle modern öncesi teknik ve malzemeleri deniz kabukları, muz ve tütün yaprakları gibi güçlü kültürel ikonografilerle birleştiren sanatçı, siyah kadınlarla ilişkili klişeleri yeniden çerçeveleyen nesne ve ortamlar yaratıyor. Çalışmalarını oto-etnografik olarak tanımlıyor ve ilgi alanları arasında Afrika sanatı ve yerel nesneler, performans ve feminizm yer alıyor. Beyaz olmayan kadınların marjinalleştirilmesi üretimlerinin merkezini oluşturuyor ve sanatçı kendi deyimiyle “siyah kadın öznelliği” meselesine eğiliyor.

Kimlik ve ırk, güzellik ve feminizm: Sanatçının siyah bedene sembolik gönderme yapan heykel ve enstalasyonları, kolektif tarihlere hitap etmek için Afrika ve diasporasıyla ilişkili yerel malzemeleri kullanıyor. Seramik, video, enstalasyon ve bronz gibi çeşitli mecralarda çalışan sanatçının, kimlik ve ırk, güzellik ve feminizm konularını araştıran heykellerinin ortak bir dili ve hikâyesi var. Leigh’in üretim pratiğinin omurgasını oluşturan büyük boyutlar, aslında görmediğimiz, fark etmediğimiz ya da kanıksadığımız olayları altını çizerek vurgulamak niyetinde. Gözleri ya da kulakları olmayan heykellerin bir diğer ifade etmek istediği ise toplumun sesini çıkartması gereken yerde aksine gözlerini sımsıkı yumması, kulaklarını ise tıkaması. Bir ırkçılık sembolü olarak muz ve vajinayı temsilen kullanılan deniz kabukları da sanatçının sembolik anlatım tarzının diğer örnekleri arasında yer alıyor. Bakışlarını göremememiz sebebiyle benzer olarak algıladığımız heykeller tek tipleştirilen siyah kadınları akıllara getiriyor. Söylemeye gerek var mı bilinmez ama evet bu heykellerin hemen hepsi siyah renkli.

1967'de Şikago’da doğan Leigh’in son proje ve sergileri arasında Whitney Bienali, New Museum of Contemporary Art'taki Trigger: Gender as a Tool and as a Weapon sergisi, Tate Modern’deki Psychic Friends Network sergisi, New Museum of Contemporary Art'taki Waiting Room sergisi, Creative Time tarafından yaptırılan The Free People's Medical Clinic çalışması, Marcus Garvey Park'ta yer alan halka açık enstalasyonu ve Hammer Museum’daki kişisel sergi yer alıyor.
High Line Plinth için görevlendirilen ilk sanatçı olan Leigh’in anıtsal heykeli Brick House, Nisan 2019'da sergilendi. Hugo Boss Prize 2018’in kazananı olan Leigh, Loophole of Retreat sergisiyle Guggenheim Müzesi’nde yer aldı. Legih’in Venedik Bienali’ndeki üretimlerini heyecanla bekliyoruz. Gözleri olmamasına rağmen görünmezliği kabul edemeyecek derecede çarpıcı ve cesur olan heykellerle daha çok karşılaşmak dileğiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Üniversite yurdunda tohumları atılan plak şirketi, bir filmi bir tiyatro sahnesine sığdıranlar, tuhaflıkları kucaklayan bir müzisyen ve dahası.
13 Kas 2020

YAZARLAR

Burcu Dimili
İletişim danışmanı, editör, sanat yazarı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.




