Sinema ve iklim krizi: Everybody Loves Jeanne


Schneider Electric : Enerji verimliliği; iklim değişikliği mücadelesinin önemli kahramanı Enerji yönetimi, dijitalleşme ve otomasyon lideri Schneider Electric , Dünya İklim Değişikliği Haftası 'nda "en umutsuz anda dahi bir umut ışığı var" mesajını paylaşıyor. Enerjinin doğru ve verimli kullanımının bu mücadeleyi kazanmada kritik bir rol oynayacağını vurgulayan şirket, sera gazı emisyonlarını azaltmanın iklim değişikliğini yavaşlatmadaki en etkili yol olduğunu vurguluyor. Dekarbonizasyonun anahtar parçaları ise yenilenebilir enerji , elektrifikasyon ve enerji verimliliği . İlk iki maddede önemli bir gelişim sağladık. Temiz enerji kaynaklarına yapılan yatırımlar rekabetçi bir sektör yarattı. Bugün güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri, kömür santrallerinden daha ucuz elektrik üretiyor. Elektrifikasyon, elektrikli araçların yükselişiyle birlikte hızla yaygınlaşıyor. 2050’ye dek dünya genelinde 700 milyondan fazla elektrikli araç satışı öngörülüyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bilinçli nesiller yetişmesi için çalışan Schneider Electric’in, hayata geçirdiği ‘Öğretmenler 2030: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve İklim Seferberliği Eğitimi’ dördüncü dönemine başladı. Eğitim programı sayesinde 1000 öğretmen ve yaklaşık 30.000 öğrenciye ulaşmak hedefleniyor. Şirket, kitlesel bir farkındalık için de Tohum Hareketini sürdürüyor. ecording iş birliğiyle yürüttüğü proje kapsamında, ücretsiz olarak kayıt yaptıran her bir kişi için tohum toplarını doğayla buluşturuyor. İklim değişimiyle mücadelede güçlü ve bilinçli bir Türkiye için çalışan Schneider Electric ’in tohum hareketine katılmak ve sürdürülebilir yaşamı desteklemek için buradan formu doldurabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Céline Devaux’nun yönetmenliğini yaptığı Everybody Loves Jeanne, başarısızlık ve içsel şüpheler üzerine duyarlı ve mizahi bir yaklaşımla inşa edilmiş bir film. Filmin baş karakteri Jeanne’ın kariyerindeki çöküşü, plastiğe karşı çıkan bir makine geliştirmesinin başarısızlığına dayanıyor. Makinenin mikroplastikleri toplama görevini yerine getirememesi ve bu sürecin Jeanne’ın kariyeri için büyük bir darbe olması, iklim krizi ve sürdürülebilirlik konularına atıfta bulunuyor.
Modern toplumda, bireylerin bu gibi projelerle çevre sorunlarına duyarlılık göstermeye çalışırken yaşadığı baskılar ve zorluklar, Jeanne’ın yaşadığı olaylarla somutlaşmış oluyor. Bu da izleyiciye, bireysel katkıların yanı sıra toplumsal bir yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor aslında. Dolayısıyla Everybody Loves Jeanne’da Céline Devaux’nun bireysel başarısızlığın ve içsel krizin göz alıcı bir portresini sunduğunu ifade etmek çok da güç değil. Zira derin bir karakter analizi, geniş bir bağlamda, küresel bir sorun olan iklim kriziyle nasıl örtüştüğüne dair önemli ipuçları da içeriyor.
Bir temsil ve bir yakın okuma
Metaforik göndermeler, izleyiciye doğrudan bir bilgi vermekten ziyade duygusal bir etkileşim ve derin bir kavrayış sunuyor. Yani Jeanne’ın icadının başarısızlığı, somut bir olay olarak değil, daha ziyade insanlığın iklim kriziyle mücadelesini sembolize eden bir metafor olarak değerlendirilebilir.
Jeanne’ın denizleri mikroplastiklerden temizlemeyi amaçlayan icadının başarısızlığa uğraması, birçok açıdan iklim kriziyle benzerlikler taşıyor. Jeanne’ın bu icadı, bu bağlamda insanlığın gezegeni koruma ve sürdürülebilir bir gelecek yaratma çabalarını temsil ediyor. Ancak karşılaştığımız zorluklar gibi, bu makinenin beklenmedik şekillerde başarısız olması, en iyi niyetlerimizin bile bazen yetersiz kalabileceğini ve doğanın öngörülemeyen etkileriyle nasıl karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor.
Ya iklim krizine çözüm aramak yetmiyorsa?
Film, bireysel ve toplumsal beklentiler, başarısızlık korkusu ve içsel eleştirilerle nasıl başa çıkılacağı gibi temaları da işliyor böylelikle. Jeanne’ın iç sesinin, onun küçük hayaleti olarak animasyonla gösterilmesi, bireyin kendi içindeki şüphelerle nasıl başa çıktığını vurguluyor. Aynı zamanda, bu hayaletin Jeanne’ın çevresel projelerine olan inancının bir yansıması olduğunu da düşünmek mümkün. Çünkü iç ses, bireyin kendi değerlerine, inançlarına ve toplumun beklentilerine nasıl tepki verdiğinin bir göstergesi.
Jeanne’ın kendi özel hayatındaki çöküşü, birçok insanın iklim değişikliği karşısında hissettiği çaresizliği ve yetersizliği yansıtıyor gibi. İcadının başarısızlığına ek olarak, Jeanne’ın kişisel hayatındaki zorluklar, birçok insanın iklim krizi karşısında duyduğu korku, endişe ve belirsizlikle paralel ilerliyor. Tıpkı iklim değişikliğinin küresel bir sorun olması gibi, Jeanne’ın yaşadığı zorluklar da bireysel bir sorun olmaktan çok daha derin ve kapsamlı hâle geliyor.
Bir çıktı: Dolayısıyla Everybody Loves Jeanne, sadece bir bireyin başarısızlıkla başa çıkma hikâyesi değil. Jeanne’ın icadının iklim kriziyle birebir iletişimde olması, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konularını da ele almasıyla ilerliyor. Film, bireylerin herhangi bir konuda nasıl daha bilinçli ve duyarlı olabileceğini, aynı zamanda toplumsal beklentilere rağmen kendi inançlarına sadık kalmanın önemini iç diyaloglarla vurguluyor.
Ancak esasen, "dünyayı kurtarma misyonu"nun kişiye yükledikleri, konuları içselleştirmeden insanı zorladığı için, sorunları bütünsel çözmeye odaklanmak önem kazanıyor. Bu, özellikle de günümüz dünyasında, hem bireylerin hem de toplumun karşılaştığı zorluklara karşı nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğine dair bir yorum. Film, bireysel başarısızlığın ve içsel çöküşün sadece kişisel bir hikâye olmadığını, aynı zamanda geniş bir perspektiften küresel sorunlarla nasıl örtüştüğünü ortaya koyuyor. Jeanne’ın yaşadığı zorluklar, iklim kriziyle başa çıkmaya çalışan bir toplumun yüzleştiği zorlukların mikrokozmosu olarak görülebilir.
Editörün notu: Everybody Loves Jeanne, MUBI Türkiye üzerinden izlenebiliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bireysel başarısızlığın ve içsel krizin bir portresi, iklim kriziyle nasıl iç içe geçiyor?
20 Eki 2023

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?




