Sofia Exarchou ile Saraybosna’da

Yeni filmi Animal’in ardından, çağdaş Yunanistan sinemasının dikkat çekici yönetmenlerinden Sofia Exarchou ile sohbet ettik.
Sofia Exarchou ile Saraybosna’da

1 Eylül - İBB Kültür AŞ - Duende
İBB Kültür AŞ ile birlikte

Öyle bir geçer zaman ki : Vintage Festival Vintage Festival 7 - 8 Ekim'de Derde derman olmanın, iç dökmenin, kafayı dağıtmanın, hüzne hüzün coşkuya coşku katmanın evrensel formülü müzikle ne senin ne de bizim geçmişimize sığan bir ilişkimiz var. Günbegün büyüyen sonsuz ve müzikal bir çığın tarihine ortak olmaktan keyif duyuyoruz. Bugüne ve kulaklığına varan kim varsa, eskilerin mirasından beslendiğini de çok iyi biliyoruz. Bu heyacanı kendi tellerinde yaşatan, nostaljinin her bir ritimle yeniden kulağına çalındığı isimlerle buluşmak için müzikal bir yolculuğa çıkıyoruz. Yollarda Türkiye rock tarihinin usta isimleri, sen de 70’ler funk biz diyelim 80’ler disco, cızırtısıyla makbul plaklar ve politik atmosfere sıçrayan retro turuncular bizi bekliyor. Bu yolun yolcusu kim dersen; geçmişin ağızda keyif bırakan tadıyla bugünün gerçekliğini nefis bir şekilde harmanlayan Hey! Douglas , Altın Gün severlerin şüphesiz bayılacağı Şatellites , çocukları pistten alamadığımız düğünlerin kendine özgün sound ’unu yeteneğiyle sahneye taşıyacak Elektro Hafız ve Türk folk müziğini bir de onların yorumuyla dinlemeni tavsiye edeceğimiz Nasipse Kısmet . Babylon’da geçen altın değerinde akşamların nostaljik mimarı Oldies But Goldies partisi de bu yolculuğun özel bir konuğu. Bavulunu hazırladıysan 7 - 8 Ekim ’de Festival Park Kadıköy ’de Vintage Fesival ’la nostalji rüzgârına kapılalım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ ’nin organizasyonuyla gerçekleşecek bu yolculuk için biletler ve detaylı program şurada .

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Birkaç hafta önce Saraybosna’ya doğru yola çıkmadan incelediğim festival programında bir isim dikkatimi çekiyor: Sofia Exarchou. Yıllar önce Selanikte ilk uzun metrajlı filmi Park’ı izleyip büyülendiğim yönetmenin yeni filmi Animal yarışmada. “Belki o da orada olur da tanışırız” diye düşünüyorum. Festivalin sonlarına yaklaşırken gerçekten de bir araya geliyoruz. İşimi seviyorum.

Animal, bir Yunan adasındaki tatil köyünde geçiyor ve merkezine orada animatörlük yapan Kalia’yı yerleştiriyor. Turistleri eğlendirmek için spot ışıkları altında tüm gün çalışan Kalia’nın içindeki karanlıkla yüzleşmesi filmin asıl meselesi. Saraybosna’dan hemen önce Locarno’da gösterilen filmin başrol oyuncusu Dimitra Vlagopoulou oradan ödülle dönmüş. Sofia’yla filmleri Park ile Animal’in yanı sıra Yunan Tuhaf Dalgası’ndan ayrı hareket etmenin nasıl hissettirdiği üzerine konuşuyoruz.

Animal | Kaynak: IMDb

İlk filmin Park’ı 2016’da Selanik Film Festivali’nde izlemiştim ve benim için festivalin en iyilerindendi. O zaman daha gençtim, hayatımda ne yapmak istediğimi bilmiyordum. Sanırım bu yüzden filmle çok iyi bir bağ kurmuştum. Festivalin en merak ettiğim filmlerinden biri Animal’di ve yine çok beğendim. Park bir bakıma bir büyüme hikâyesiydi. Animal’deki esas karakter yaşça daha büyük olsa da buna da bir büyüme hikâyesi der misin?

Aslında bu filmi başından beri iki ana karakterli olarak düşünmüştüm. Kalia ana karakter hâline gelse de filmde Eva da çok önemli. Kalia uzun yıllardır bu dünyanın bir parçası olan, bu alanda deneyimli biri. Bu hikâye de onun farkındalık yolculuğu olacaktı. Eva ise 17 yaşında, ilk kez bir tatil köyünde animatörlük yapan bir genç kadın. Hem bu çalışma sisteminde yeni olması hem de bir göçmen olması nedeniyle bir kabul edilme arayışı içerisinde. Yani aslında Eva'nın hikâyesinin bir büyüme hikâyesi olduğunu söyleyebilirim. Öte yandan filmdeki üç kadın karakterin birbirleriyle zıt yolculuklarının olmasını seviyorum. Kalia bu dünyayı çok iyi tanıyor. Öyle ki gerçek karakteri, işinde yarattığı karakterlerle karışmaya başlıyor. Kalia ikisini ayırt edemiyor artık. Diğer yanda Eva var; onun aracılığıyla biz de bu dünyayı yeni gözlerle görüyor, tanıyoruz. İkisinin zıt deneyimleri bir şekilde kesişiyor. Filmde bir de küçük kız var, bu dünyanın içine doğmuş. Bildiği dünya oradan ibaret fakat Kalia ve Eva’nın aksine bu dünyaya masum gözlerle bakıyor. Aslında izleyici; bu üç karakterin, tek bir karakterin zamanın farklı noktalarındaki hâlleri olduğunu da düşünebilir. Eva’nın ya da küçük kızın Kalia’nın geçmişini bire bir yansıttığını söylemiyorum. Fakat yarattığı his Kalia’nın olası geçmişine dair düşündürüyor. Geçmişi diyaloglar aracılığıyla anlatmayı tercih etmedim, bu iki genç kadının varlığının Kalia’nın geçmişine dair fikir vermesini istedim.

İlk filminde de çalıştığın Dimitra (Vlagopoulou) bence çok yetenekli bir oyuncu. Filmde I Can Boogie şarkısını söylediği, finale doğru olan sahne bence filmin zirve noktasıydı. Bu sahne özelinde Dimitra’yla nasıl çalıştınız?

Provalarla başlayan, oldukça uzun bir süreçti. Açıkçası bu şarkıyı bulmak da çok zor oldu. Senaryoyu yazdığım sırada bu şarkıyı bilmiyordum ve bu sahneye uyacak bir şarkı bulmakta zorlanıyordum. Tek bir şarkının sahneyi taşıması, niyetlendiğim her şeyi anlatması gerekiyor ve bu problem gittikçe büyüyordu. En sonunda birkaç olası şarkıyı Dimitra ile paylaştım ve hepsini tek tek prova ettik. Onun hangi şarkıyla en rahat olduğunu, hangi şarkının sahneyle ve hissiyatıyla bağ kurabilmesine yardımcı olacağını görmek istedik. Sahne sadece şarkıdan ibaret değil, şarkıyı söylemeye başlamasından önce dev bir monolog da var. Bu monoloğu duygusal olarak aktarabileceğine emindim. Monolog önceden yazılmış ve prova edilmişti. Ama yine de sahnenin çok katmanlı ve duygusal açıdan yoğun oluşu nedeniyle ikimiz de stres altındaydık. Birkaç tekrar aldık ve kurgu sürecinde en son tekrarları kullandık.

Emre ve Sofia, Saraybosna Film Festivali’nde | Fotoğraf: Saraybosna Film Festivali

Aslında filmin adıyla ilgili de bir sorum var. Açılış jeneriğinde L harfinin diğer harflerden bir-iki saniye önce kaybolup bize “Anima” ismini vermesi fikrini çok beğendim. Öte yandan biraz kafamı da karıştırdı. Bir yanda Animal (hayvan) var, bende sirk ya da hayvanat bahçesi hayvanları bağlamında simgesel bir çağrışım yapıyor. Bir yandan da Anima (ruh) var, bu da karakterlerin yaşadığı krizlerle yakından ilişkili. Burada kasti bir belirsizlik mi yaratmak istedin, yoksa bu konuda tercih ettiğin bir yorumlama var mı?

Senaryoyu yazmaya başladığımda “animatör” sözcüğünün “ruh” anlamına gelen “anima” sözcüğünden geldiğini fark ettim. Animatörler diğer insanlara “ruh” veren, enerji veren kişilerdi. Bu çok ilgimi çekti. Sonra aklıma bu sözcüğün yanına “L” harfini ekleyerek yeni bir sözcük türetme fikri geldi. Senin de söylediğin gibi, bu animatörler bir yandan bir sirkte gibi çalışıyor ve tıpkı sirk hayvanları gibi sistemin içerisinde sömürülüyorlardı. Öte yandan bu dünyanın yarattığı hislerin, şiddetin, agresyonun kalbi ve bedeni fiziksel olarak yorması da “animal (hayvan)” sözcüğüyle örtüştü. Açılış jeneriğindeki harf oyununu bu yüzden yaptık.

Fona yerleştirdiğin terk edilmiş Olimpiyat mekânları, sahte bir mutluluk ve coşkuyla doldurduğun tatil köyleri… Mekânları, yerleri, alanları kapitalizmin etkisini göstermek için kullanıyorsun. Bu anlamda aklına başka nasıl mekânlar geliyor ve bunları sonraki filmlerinde kullanmayı düşünüyor musun?

Henüz bilmiyorum. Bir sonraki filmimle ilgili kabaca fikirlerim var ama Animal’i henüz yeni (Locarno Film Festivali’nden bir hafta önce) bitirdik. Çekimleri eylül ve kasım ayları arasında yapmıştık, o zamandan beri de post-prodüksiyonla uğraşıyorduk. Aklım hâlâ Animal’de. Ama her yeni filme başlarken gerçekçi ve tanıdık olan bir dünya seçip üzerinde çalışmaya başladığım doğru. Olimpiyat Köyü mesela... Yunanistan’dan olmama ve Atina Olimpiyat Oyunları’nı izlememe rağmen Olimpiyatlar’dan sonra Olimpiyat Köyü’nün ne hâle geldiğini haberlerden öğrenmiştim. Ama bu benim içimdeki, konuşmak istediğim toplumsal ya da politik meselelerle örtüştü. Sonra otellere, tatil köylerine dair araştırma yapmaya başladım. Animatörlerin şovlarını kaydettim; Latin Amerika’nın tatil köylerindeki, cruise gemilerindeki animatörlerin YouTube’daki videolarını izledim. Sonra tüm bunlar üzerine tamamen kurgusal bir dünya inşa ettim. Hepsi karakterlerimle tanışmak, hikâyelerimi geliştirmek için birer başlangıç; politik meseleler üzerine konuşmak için birer fırsat... 

Sofia Exarchou | Fotoğraf: Saraybosna Film Festivali

Ne zaman Yunanistan’dan çağdaş bir yönetmen film yapsa eminim ki Yunan Tuhaf Dalgası’yla ilgili bir soru geliyordur. Senin filmlerini sevmemin nedeni sanırım “tuhaf” olmadan da yeni ve farklı olmayı başarabilmeleri. Gerçekten bir “dalganın” varlığına inanıyor musun ve bu dalgada sörf yapmadığın için üzerinde belli bir baskı hissediyor musun?

Yunan Tuhaf Dalgası etiketinin başından beri biraz yanlış yönlendirdiğini düşünüyorum. Farklı türlerde de olsalar bir şekilde tüm Yunan filmlerine bu etiket yapıştırıldı. Ülke ekonomik krizden dolayı zor bir dönemden geçiyordu ve dünya film endüstrisi Yunanistan’a, dünya festivalleri Lanthimos’un başarılarından dolayı bir anda Yunan filmlerine ilgi duymaya başladı. Bu etiketin sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bu Tuhaf Dalga, Yunan sinemacılar için biraz tuhaf oldu. 

Bir baskı hissediyorum çünkü etiketin süreç açısından gerçekten olumsuz olduğunu düşünüyorum. Eğer sonucu, seyircinin ya da festivalin nasıl karşılayacağını düşünüyorsan yapmak istediğin şeyin özünü biraz kaybediyorsun. Bu yüzden filmlerimi geliştirdiğim yıllar boyunca fikrime, benim için ne anlama geldiğine, bu konuda ne hissettiğime sadık kalmaya ve bu duygularımı güçlü tutmaya çalışıyorum. Bu anlamda fikirlerimi seven ve onlarla bağ kurabilen bir kitleye ulaşacağımı düşünüyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🌊 Yılın en çok konuşulan korku filmi, Yunanistan’dan bir keşif

Avustralya korku sinemasının A24 damgalı son harikası, kayıp mekânlar ile kayıp ruhları bir araya getiren Sofia Exarchou’nun sineması ve yönetmenle sohbet.

01 Eyl 2023

İBB Kültür AŞ ile birlikte
Talk to Me | Kaynak: Bir Film

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?