‘Stranger Things’de finale doğru: Dizinin üç yıldızıyla son sezona dair bir sohbet

Final sezonunun ilk dört bölümü Netflix kataloğuna eklenen, tüm zamanların en popüler yapımlarından “Stranger Things”in oyuncuları Natalia Dyer, Charlie Heaton ve Jamie Campbell Bower ile dizinin mirasını, diziyle ilişkilerini ve final sezonunda bizi bekleyenleri konuştuk.
‘Stranger Things’de finale doğru: Dizinin üç yıldızıyla son sezona dair bir sohbet

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Stranger Things’in ilk sezonu yayımlandığında, hepimiz 10 yıl daha gençtik. Şu an birer yetişkin olan Millie Bobby Brown, Finn Wolfhard, Noah Schnapp, Caleb McLaughlin ve Gaten Matarazzo henüz dünyanın en ünlü çocuklarından değil; upside down, mind flayer ya da demogorgon’ların ne olduğunu bilmediğimiz dünya bambaşka bir yerdi. 

2022’de ilk dört gün içinde 40,7 milyon hanede izlenerek dönemin rekorunu kıran üçüncü sezona gelindiğinde Stranger Things, artık Netflix’in en popüler yapımıydı. Dördüncü sezonda bölümlerin süreleri uzayacak, bütçeleri katlanacaktı. Tek bölümüne yaklaşık 30 milyon dolar harcanan ve tümü 270 milyon dolara mâl olan dördüncü sezon, televizyon tarihinin en pahalı dizi sezonları arasına adını yazdırdı.

Stranger Things, bu yıl beşinci sezonuyla ekranlara veda ediyor. Sezonun bu hafta yayımlanan ilk dört bölümünün ardından, 26 Aralık’ta sonraki üç bölümünü, 1 Ocak'ta ise final bölümünü izleyeceğiz.

Birkaç hafta önce, Türkiye’deki farklı yayınlardan dört meslektaşımla birlikte, dizinin önemli karakterlerini canlandıran üç oyuncuyla biraraya geldik: Natalia Dyer (Nancy Wheeler), Charlie Heaton (Jonathan Byers) ve Jamie Campbell Bower’a (Vecna) dizinin mirasını, diziyle ilişkilerini ve final sezonunda bizi bekleyenleri sorduk.

Stranger Things’in mirası

Yıllar içinde yarattığı evren genişledikçe, akılda kalıcı sahnelerinin ve imgelerinin sayısı arttıkça kendi mirası oluşmaya başlayan Stranger Things, bunu yaparken kendinden öncekilerden besleniyor. Belki de bu kadar sevilmesinin sebebi bizi 80’lerin ve sevdiğimiz korku klasiklerinin nostaljisiyle buluşturması. Charlie şöyle diyor:

“Duffers Kardeşler her zaman sezonları 'ciltler' olarak tanımladı; her birinin kendi tonu ve sinematik dili vardı. İlham aldıkları kaynaklar konusunda da oldukça açık oldular. İlk sezon 'E.T.' ve 'Stand by Me'ye bir aşk mektubuyken dördüncü sezon büyük ölçüde 'Nightmare on Elm Street' ve rüya-korku imgelerinden beslendi.

Her cilt kedi tarzında bağımsız dururken, yine de aynı hikayeye aitler ve ilginç olan, aşk mektubu yaklaşımını korurken sadece referansları değiştiriyor olmaları. Bunu yaparak genç izleyiciye onları etkileyen filmleri tanıtıyor; büyürken sevdikleri hikayelerin dokusunu örüyorlar—ister 'Carrie' ister 'Elm Street' olsun.

'Stranger Things', çocukluk, ergenlik ve 80’lerin atmosferine bu kadar köklü bir biçimde bağlı olduğu için, 'Alice in Wonderland', 'A Wrinkle in Time' ve o dönemin diğer ikonik anlatılarına yapılan göndermeler de doğal bir şekilde hissediliyor. Hayal gücü, fantastik öğeler ve kafa karışıklığına dair bu dönüm noktaları, Hawkins’teki çocukların yaşadıklarıyla güçlü bir bağlantı kuruyor.”

Charlie Heaton, Stranger Things | Kaynak: Netflix

Dizinin geride bırakacakları üzerine konuşurken, unutulmaz Stranger Things anları olarak Natalia “dördüncü sezonda ‘Running Up That Hill’ şarkısıyla doruk noktasına ulaşan, çoktan popüler kültürün bir parçası hâline gelmiş Max sahnesini”, Charlie ise ilk sezondaki minibüs fırlatma sahnesini hatırlatıyor. Natalia, “İşin içindeyken konuşmak çok zor. [Neyin unutulmaz olacağına] zaman karar verecek.” diyor. 

Peki dizinin popüler kültür tarihine kazıdığı imgeler? Röportaj sırasında o meşhur Noel ışıklarıyla bezeli dekorun önünde oturan üçlünün yanıt vermek için uzunca bir süre düşünmesi bize çok komik geliyor. 

  • Natalia el fenerleriyle bisiklet süren çocukları, Charlie ise Eleven’ın sarı bir perukla giydiği pembe elbisesini ve dizi sayesinde muhteşem bir geri dönüş yapan Eggo waffle’ları anıyor. 

Nihayet gözü, arkasında duran ışıklara takılan Natalia bağırıyor: “Ve Noel ışıkları! Noel ışıklarının bu şekilde kullanıldığını her gördüğümde aklıma ilk sezon geliyor.”

Charlie Heaton ve Natalia Dyer, Stranger Things | Kaynak: Netflix

Natalia, Charlie ve Jamie

Dizinin esas karakterleri kuşkusuz ki çocuklar… Fakat onlar ve onların dünyasına çok uzak olan yetişkinlerin arasında kalmış genç yetişkinler de cesaretleri, araştırma ve sorgulama merakları ve tabii birçok kilidi açan, düğümü çözen zekaları nedeniyle Stranger Things evreninde kritik bir rol üstleniyor. 

Bunlardan Steve’i canlandıran Joe Keery bizimle olmasa da, Nancy ve Jonathan’ı canlandıran Natalia Dyer ile Charlie Heaton’a setteki ilk günlerini soruyoruz. 

Natalia Dyer: "Çekimlerin ilk günlerine dair anılarım bazen birbirine karışıyor, özellikle Wheeler evinin ilk sahneleri. Ama en net hatırladığım an Joe (Keery) ile çektiğimiz yatak odası sahnesiydi. Flash kartlar, onun pencereden tırmanması… Heyecanlıydım. İlk kez böyle bir sahnede çalışıyordum ve Nancy’nin dünyasını temsil eden, bu titizlikle yapılmış bir yatak odası setine adım atmak da hem büyüleyici hem de bunaltıcıydı. Hâlâ çok net bir şekilde aklımda."

Charlie Heaton: "Benim ilk sahnem okuldaydı, poster asarken... Natalia’nın karakteri yanıma geliyor ve özür diliyor; ben de o garip Jonathan tarzıyla 'Evet' diyordum. Sonrasında [yönetmenler] bana şöyle bir not vermişlerdi: 'Biraz daha az tuhaf—ama hâlâ bu tip.' Bu aslında Jonathan’ı mükemmel bir şekilde tanımlıyor.

Natalia Dyer, Stranger Things | Kaynak: Netflix

Kasabalılar ve yetkililerle karşı karşıya geldiği sahnelerde görüyoruz ki, Natalia Dyer’ın canlandırdığı Nancy, özellikle dizinin geçtiği yer ve zaman düşünüldüğünde güçlü ve cesur bir kadın. Açılan bir parantezle, 1980’lerin Orta Batı Amerikası'nda bir kadın olmakla ilgili ne kadar araştırma ya da hazırlık yaptığı sorusunu şöyle yanıtlıyor Natalia:

“Bir kısmı, herhangi bir dönemde kadın olmanın getirdiklerinden dolayı zaten doğal olarak geliyor—ne yazık ki bazı deneyimler yılları aşarak devam ediyor. Hâlâ mizojiniyle, şüpheyle ve insanların seni küçümsemesiyle karşılaşıyorsun. Nancy’yi oynamak benim için rahatlatıcı oldu, çünkü o çoğu zaman bu güçlere karşı durup kendi söz hakkını geri alabiliyor.

Ama daha spesifik referanslardan da yararlandım. Annem aslında 80’lerde gazeteciydi ve bana anlattığı haber merkezi kültürü, profesyonel beklentiler ve kadınların karşılaştıklarıyla ilgili hikayeler inanılmaz derecede faydalı oldu. Özellikle Hawkins Post hikayesi sırasında, bana anlattıklarını sık sık düşündüğümü fark ettim. Böyle kişisel bir referans noktasına sahip olmak, Nancy’nin deneyimlerini ve hayal kırıklıklarını daha sağlam bir zemine oturtmama yardımcı oldu.”

Jamie Campbell Bower, Stranger Things | Kaynak: Netflix

Vecna’yı canlandıran Jamie Campbell Bower ise onlardan çok sonra, dördüncü sezonda katıldığı diziye dahil olduğu günleri şöyle hatırlıyor:

Jamie Campbell Bower: "İlk günüm gerçekten ateşliyken gördüğüm bir rüya gibiydi. Çekimlerden önce ben, Barrie (makyaj departmanının başındaki Barrie Gower), makyaj ekibi ve Duffers Kardeşler ayrı ayrı Vecna’yı inşa ediyorduk. Stüdyoya ilk gelişim bir deneme çekimi içindi ve sahneye adım atmadan hemen önce karakterin çalışıp çalışmayacağı konusunda çok endişeliydim. Ama işe yaradı. Herkesle tanışmama gelince… Oyuncularla dördüncü sezonun okumalarında tanıştım. Birkaçımız yeniydik ve kendi kaygılarımızla gelmiştik ama herkesin sıcak, misafirperver ve nazik olması büyük fark yarattı."

Charlie Heaton: "O gün o okumada yeni gelen oyuncuların bizim arkamızda, daha yüksek bir yerde oturduğunu hatırlıyorum. Vecna’yı ilk kez duyuyorduk ve karakterin nereye gideceğini henüz bilmiyorduk. Jamie okumaya başladığında tüylerim diken diken oldu. Gerçekten tonu belirleyen oydu; tam da 'Vay canına! Bu farklı bir şey…' dediğimiz anlardan biriydi."

Söz Vecna’dan ve ne kadar korkutucu olduğundan açılınca laf, zihinleri Vecna’nın şerrinden koruyacak kadar güzel anılarla dolduran şarkılara geliyor. Max için "Running Up That Hill" neyse, Jamie için U2’dan "With or Without You" (daha önceleri bu soruyu Miley Cyrus’ın "Party in the U.S.A.’i" olarak yanıtlıyormuş), Natalia için Cher’den "Believe", Charlie için ise Richard Hawley’den "Tonight the Streets Are Ours"un o olduğunu öğreniyoruz.

Natalia Dyer, Stranger Things | Kaynak: Netflix

Peki sizce özdeşleştikleri bu dizinin setinden, kostümlerinden ya da objelerinden birini saklıyorlar mıdır ya da saklamalarına izin verilmiş midir? Şahsen "ufak" birer hatıra saklamışlardır diye düşünüyorum düşünmesine ama yanıtların "büyüklüğü" beni şaşırtıyor. 

Charlie, The Duffer Kardeşler'in ona Jonathan’ın fotoğraf makinesini şık bir kutuda hediye ettiklerini söylüyor. Natalia, Nancy’nin gardrobundaki birçok parçanın artık kendi gardrobunda olduğunu itiraf ediyor—kot pantolonlar, bir ceket, hatta birkaç peruk… Ama Natalia’nın dediği gibi, hiçbiri Jamie’nin yanıtı kadar dramatik olamaz: Jamie, Vecna’nın elinin onda olduğunu söylüyor: 

"Dev, yumuşak bir köpük ve lateks parçası. Aşırı tuhaf. Doldurtup cam bir kutuda, biraz sapkın bir sanat eseri gibi sergilemeyi planlıyorum."

Vecna makyajı ile Jamie Campbell Bower | Kaynak: Netflix

Finale doğru…

Her sezonu daha karanlık ve korkunç olmaya başlayan, her bir bölümü bir sinema deneyimi yaşatan Stranger Things’de görkemli finale çok yaklaştık. Bu sezondan beklentisi karanlık ve korku olanlara bir müjdeyle bitiriyoruz:

Jamie Campbell Bower: "Kesinlikle! Ölçek dramatik biçimde büyüdü. Bu sezon kesinlikle dördüncü sezonun ötesine geçti. Duffer Kardeşler’in dördüncü sezona taşıdığı korku atmosferi, klasik kabus imgeleri ve psikolojik dehşet, bu sezon daha da gelişiyor ve derinleşiyor. Hikayenin o tarafına çok daha fazla ağırlık vermiş durumdalar ve dünyanın ölçeği de bunu yansıtıyor."

Natalia Dyer: "Dizi boyunca ton, sezondan sezona değişti. İlk sezon daha mütevazı ve ciddi bir yapıdaydı ama içinde hafifleme anları da vardı. Üçüncü sezon her şey daha canlı, renkli, neredeyse pop stiline evrildi. Dördüncü sezon kesinlikle daha karanlık hissettirdi, henüz okuma provasında kemiklerin kırıldığı sahnelerin betimlemelerini okurken bile bir şeylerin değiştiğini hissedebiliyordunuz. İvme sürüyor. Final sezonunda riskler daha büyük, ton daha karanlık ve tüm bunlar hikayenin gidişatı düşünüldüğünde çok doğal."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar