ŞÜKRAN ŞENÇEKİÇER


Zorlu Holding: #EsitBiHayat için #ŞiddeteKarşıYalnızDeğilsiniz Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) araştırmasına göre her 10 kadından 4'ü hayatları boyunca en az 1 kez şiddetin bir türüne maruz kalıyor. Şiddetin her türünün Türkiye’de önemli bir sorun teşkil ettiğinin bilincinde olan Zorlu Holding , Eşit Bi’Hayat yaklaşımıyla her tür şiddetten arınmış, daha eşit, adil ve iyi bir gelecek için çalışıyor. Eşit Bi'Hayat adını verdiği toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımına paralel, şiddete maruz kalan kişilerin kendilerini güvenle ifade edebilecekleri, yardım isteyebilecekleri bir kurum kültürü oluşturmayı ve iş ortamını güçlendirmeyi hedefleyen Zorlu Holding; geçtiğimiz yıl, şiddet konusunda farkındalığı artırmak ve şiddetin herhangi bir türüne maruz kalan çalışma arkadaşlarına yol gösterebilmek üzere Ev İçi Şiddeti Önleme Politikası’nı yayınladı. Güvenlik, esnek çalışma, hukuki ve psikolojik destek başta olmak üzere çeşitli olanaklarla çalışanlarını destekleyen Zorlu Holding; farkındalık çalışmalarını sürdürmeye devam ederek şiddetin mevcut durumuyla ilgili istatistiklere yer verdiği ve ayrıca şiddetin türlerini örnekler üzerinden vurguladığı “ Bu Sevgi Değil ” mesajlı iletişim kampanyasıyla şiddet türleri ve bu konuda destek alınabilecek kanallar konusunda dikkat çekmeyi hedefliyor.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bu röportaj, Zorlu Holding katkılarıyla hazırlanmıştır.
ANGST İnsanları'nda iklim krizi, azınlık hakları, kimlik politikaları, döngüsel ekonomi ve aktivist kültürlerle ilgilenen, bunları kendi meselesi hâline getirenleri yakından tanıyoruz. Yedinci konuğumuz gazeteci, editör ve Medyascope muhabiri Şükran Şençekiçer.
Röportaj: Alara Demirel
Medyada bir kadın olarak bulunduğun; 140journos, Deutsche Welle, ve Medyascope'taki saha deneyimin göz önüne alındığında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sektördeki yeri hakkında ne düşünüyorsun?
Hem mesleğe başladığım yıllarda medyadaki dönüşüm hem de iş tercihlerimle Türkiye’deki geleneksel medyayı deneyimleme fırsatım pek olmadı. Bu konuda kendimi bazı açılardan şanssız bazı açılardan da şanslı sayıyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliği açısından bugüne kadar görece iyileştirilmeye çalışılan ortamlarda çalışmış olmam hem bilinçli bir tercih yoluyla hem de şansla ilişkili oldu.
Şunu kabul edelim: Toplumda yaşanan cinsiyet eşitsizliği, her sektöre olduğu gibi medyaya da fazlasıyla yansıyor. Bu konuda bilinçli olduğu düşünülen yönetimler, cinsiyet eşitsizliği söz konusu olduğunda kuruluşlarındaki kadın çalışan oranıyla kendilerini savunsa da eşitsizliğin bu sektörün de damarlarına yerleştiği, özellikle yönetimlerdeki kadın oranından rahatça anlaşılıyor.
Fakat özellikle bağımsız medyada kadınların kazanımları bana ve meslektaşlarıma umut veriyor. Kadınların emekleriyle elde ettikleri başarılar sayesinde cam tavanları kırdığını yakından gözlüyorum. Bunun kadınların azminin yanı sıra bağımsız çalışabilmenin getirdiği ifade alanıyla da mümkün olduğunu düşünüyorum.
Kaleme aldığın ve editörlüğünü üstlendiğin metinlerde "Şiddet dilde başlar," diyerek dikkat ettiğin kalıplar oluyor mu? Haber dilinde ve konu nesnesinde bu bağlamda nelere dikkat ediyorsun?
Dili de bakış açısını da eril kalıplardan arındırmaya çalışma hâli, diğer kadın editör arkadaşlarımla birlikte benim de günlük mesaimin önemli bir parçası. Öncelikle bu konuda kendimizi birlikte eğitmeye çalışıyoruz — bazen bir başlığa, bir kelimeye birlikte kafa yoruyoruz. Yerleşmiş kalıplardan kurtulmak çok kolay olmasa da fena olmayan refleksler geliştirmeye başladığımıza inanıyorum. Bu sadece kadınlar için değil, diğer dezavantajlı olarak adlandırılabilecek gruplar için de geçerli.
Şükran, Medyascope'ta yayımda
Neredeyse her gün bir kadın cinayeti haberiyle ilgilenmek durumunda kaldığımız şu zamanlarda özellikle şiddetin failini öne çıkarmaya dikkat ediyoruz. Kadını kurbanlaştıran ve nesneleştiren bir dilden kurtulmaya çalışıyoruz. Şiddetin pornografik ayrıntılarından haberi kurtarıp şiddetin yapısal nedenlerini ve kadınlar açısından olası çözüm yollarını öne çıkaracağımız bir haber hâline getirmeye uğraşıyoruz.
Geleneksel medyanın “cinnet getiren koca” veya “tutku cinayeti” gibi kalıplarından kurtulup cinayetleri ve şiddeti bireysel kötülükle veya hastalıkla ilişkilendirmek yerine konunun toplumsal tarafını hatırlatıyoruz. Bunun yanında kadının hayatının kontrolünü eline aldığı, şiddet döngüsünden çıkmış kadınların hikâyelerini de memnuniyetle öne çıkarıyoruz.
Yani Türkiye’de kadın hareketinin taleplerini, gündemini haberleştirerek cinsiyet eşitliğini önemseyen bir gazetecilik örneği ortaya koymaya çalışıyoruz. Toplumun farklı katmanlarından farklı politik görüşlere sahip kadınların ortaklıklarını anlamaya ve anlatmaya gayret ediyoruz.
Özellikle kadına şiddet haberleri Türkiye gündeminde fazlasıyla yer alırken "Bugün de bununla ilgilenmeyeyim," diyemediğin bir gündemde kendini nasıl koruyorsun?
Bu soruya kısaca “Koruyamıyorum!” diye cevap verip kaçabilirim ama biraz daha umutlu olmaya çalışayım. Artık ne yazık ki neredeyse bir rutin hâline gelmiş cinayet haberindeki kadının bir gün sen olabileceğin gerçeği bütün somutluğuyla gözünün önünde dururken kendini korumak çok kolay değil. Fakat bu gerçeğin getirisi şu oluyor: Alışmıyorsunuz. Bu durum kendini korumaya engel olsa da kanıksamaktan çok daha iyi — hele de bir gazeteci için.
Zaman zaman üst üste şiddet haberleriyle ilgilenmekten kaçtığım, arkadaşlarıma devredip nefes almaya çalıştığım oldu. Bunu son zamanlarda pek yapmıyorum. Onun yerine arkadaşlarımla bu ağırlığı konuşmak ve paylaşmak bana iyi geliyor.
Haberle arama mesafe koymak konusunda daha bir fırın ekmek yemem gerek ama zamanla ilerlediğimi hissediyorum. Ülkenin gündemi bu kadar yoğunken işinize devam etmek, bir sonraki haberle ilgilenmek durumundasınız — üstelik bunu istiyorsunuz da. Ertesi gün daha iyi bir dünyaya uyanmak dileğiyle hem hayatınıza hem işinize devam ediyorsunuz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de medyada kadın olmak ne demek? Türkiye'de kadınlık deneyimine sahip bir gazeteci olmak ne anlama geliyor?
07 Ara 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...



