Sürdürülebilir şehircilikte su ayak izinin önemi nedir?


Bu sayı Yapı Kredi Sürdürülebilir Tercih Programı ile birlikte ulaşıyor.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Şehirler, küresel su kaynakları üzerindeki baskının önemli bir kısmını oluşturuyor. Araştırmalara göre, şehirlerdeki su tüketimi 2050 yılına kadar, dünya nüfusunun yüzde 66’sını barındıracak hâle gelerek küresel su kaynakları üzerinde ciddi bir etki yaratacak. Bu da iklim krizi ve şehirleşme gibi faktörlerle birleştiğinde, su kaynaklarının daha verimli yönetilmesini gerekli kılıyor.
Sürdürülebilir şehircilik; çevresel, sosyal ve ekonomik boyutları kapsayan, şehirleri daha yaşanabilir ve çevre dostu hâle getirmeyi amaçlayan bir yaklaşım. "Eko-kent" veya "yeşil şehir" olarak da adlandırılabilecek bu kavram; şehirde yaşayanların karşılaştığı karmaşık sorunları çözmek için toplum temelli, kapsayıcı ve doğa odaklı bir tasarım anlayışı gerektiğinin altını çiziyor. Bu perspektif, iklim krizinin etkilerini göz önüne alınca, hayati değer kazanıyor. Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 6. hedefinin odaklandığı gibi şehirlerin sürdürülebilirlik uygulamalarını kapsamlı bir şekilde acilen ele alması gerekiyor.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları: Temiz Su ve Sanitasyon
Sürdürülebilir şehircilik ve su ayak izi
Sürdürülebilir şehirciliğin müttefiklerinden biri olan su ayak izi, çeşitli kentsel faaliyetlerde hem doğrudan hem de dolaylı olarak kullanılan toplam su miktarını ölçebileceği için, küresel yeşil refah adına kritik bir kavram. Zira su ayak izi metrikleri; şehirlerin, yerel ve küresel su kaynakları üzerindeki etkilerini değerlendirmelerine ve anlamalarına da yardımcı olabilir.
Etkili su yönetimi stratejileri de adil ve verimli kaynak dağılımı sağlarken, bir şehrin su ayak izini azaltmayı amaçlar. Bu stratejiler arasında; su tasarruflu teknolojilerin uygulanması, sürdürülebilir bina tasarımlarının teşvik edilmesi ve doğal su döngülerini taklit eden doğa temelli çözümlerin benimsenmesi yer alır.
Şehirde etkili su yönetimi
Sürdürülebilir şehircilikte, su yönetimini yeşil odaklı bir yapıya dönüştürmek için yeşil binalarda su tasarrufu sağlamaya öncelik verilir. Buna ek olarak, enerji verimliliği ve kaynak yönetimi odaklı çözümler geliştirilir. Bu çözümler; yeşil çatı ve duvar sistemleri, doğal aydınlatma ve havalandırma gibi özelliklerle birleştirilir. Bu, enerji tüketimini azaltırken suyun verimli kullanımına da katkıda bulunur.
- Dijital teknolojilerle desteklenen akıllı su yönetim sistemleri veya sızıntı tespit teknolojileri, şehirlerin su kaybını önlemesine ve kaynak verimliliğini artırmasına yardımcı olabilir.
- Gri suyun arıtımı ve geri kazanımı stratejileri, lavabo veya duştan gelen kullanılmış suyun arıtılarak tekrar kullanılmasını önceliklendirir. Bu su, bahçe sulama veya sıhhi tesisatlarda yararlanılmak üzere kullanıma geri kazandırılabilir. Yeşil sistemler, binaların toplam su ayak izini düşürür.
Benzer bir yöntem olarak, yağmur suyu hasadı ile binaların çatı, teras veya diğer yüzeylerinden toplanan yağmur suyu depolanır. Böylece depolanan su, çamaşır yıkamada veya bahçe sulamasında kullanılabilir hâle gelir.
- Yağmur suyu toplama sistemleri, su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde yönetilmesine olanak tanır ve su kaynakları üzerindeki baskıyı hafifletir. Ek olarak bu sistemin sürdürülebilirliği, yaşam döngüsü değerlendirmesi (LCA) ile ölçülerek, çevresel etkilerin daha kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine yardımcı olur.
- Yeşil altyapının benimsenmesi, suyun doğal akışını yeniden sağlar, sel risklerini azaltır ve su kirliliğini en aza indirir. Böylelikle yağmur suyu yönetimi, önemli ölçüde iyileştirilebilir.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları: Erişilebilir ve Temiz Enerji
Su ayak izini azaltan şehirler
Polonya, Avusturya ve İtalya’da yapılan bir çalışma, şehirlerdeki günlük kişi başına düşen su tüketiminin 291 ila 714 litre arasında değiştiğini gösteriyor. Bu tür veriler, şehirlere göre değişen su yönetimi stratejilerinin önemine dikkat çekiyor. Elbette, farklı ölçeklerde ve bağlamlarda, etkili su yönetimi politikalarının, şehirlerin su ayak izini azaltmada nasıl etkili olabileceğini gösteren projeler de mevcut.
Örneğin, Çin’in başkenti Pekin, su kıtlığına en çok maruz kalan bölgelerden biri olduğu için tarımsal üretimde su ayak izinin düşürülmesine odaklanılmış. Böylece sulama hacmi ve gübre kullanımını düşürerek, bölgedeki mahsul üretiminde kayda geçecek bir düşüşe sebep olmadan, su kirliliği ve su kıtlığı problemlerinin önemli ölçüde önüne geçildi. Bu proje, tarımsal üretimde, sürdürülebilir su yönetimi için önemli bir örnek teşkil ediyor.
Başka bir başarı hikâyesinde ise Avustralya’da Sidney şehrindeki One Central Park, yenilikçi su tasarrufu teknolojileri ile içme suyu kullanımını yüzde 90, toplam enerji tüketimini ise yüzde 50 oranında azalmıştı. Bu sonuç, yağmur suyu toplama sistemleri ve yeşil çatı uygulamalarıyla sağlanmıştı.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları: Amaçlar için Ortaklıklar
Küresel ölçekte sürdürülebilir su yönetiminin mümkün olduğunu gösteren Global Footprint Network’ün sürdürülebilir su ve kaynak yönetimine odaklanan saha çalışmaları incelenebilir. Japonya, ekolojik ayak izi kavramını resmî olarak benimseyen ilk ülke olurken, Birleşik Arap Emirlikleri ise küresel ayak izi sıralamasında üst sıralarda yer alıyor. Ayrıca, su ve enerji kullanımını optimize etmek için stratejiler geliştiriyor.
Kısacası, kentsel su yönetimi stratejileri, sürdürülebilir şehirlerin geliştirilmesi için oldukça önemli. Su ayak izinin ele alınması ve su verimliliğinin artırılması, bir şehrin iklim krizine karşı kırılganlığını azaltabilir. Böylece su kaynaklarının hem şehir sakinleri hem de gelecek nesiller için sürdürülebilir ve uzun vadeli kullanılabilirliği sağlanır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Çöl tozu geri geldi. Sıcaklık rekorları hız kesmiyor. İklim uzmanı kadınlar, çocuk sahibi olmak konusunda şüpheli.
11 May 2024

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?




