Süreç odaklı mutfak: Moleküler gastronomiye giriş


Kolajen üretimine bitkisel destek: Saf Vegan Collagen Booster’lar Ciltte, kemiklerde, eklemlerde ve kaslarda bol miktarda bulunan kolajenler; bağ dokusunu güçlendirmek ve vücut bütünlüğünü korumak görevlerini üstleniyor. Daha güçlü ve elastik bir cildin sırrı da 20’li yaşlardan sonra her yıl bir miktar kaybedilen kolajenleri korumaktan ve çoğaltmaktan geçiyor. Bu amaçla üretilen hayvansal kolajen takviyeleri ilk çözüm gibi görünse de aslında bazı araştırmalarda, çiftlik hayvanlarından üretilen kolajenlerin çoğunda antibiyotik, ilaç ve kimyasalların varlığına rastlanıyor. Vegan bir yaşam tarzını seçenler için de tercih edilebilir olmayan hayvansal kolajen takviyelerinin mide ya da ince bağırsakta emilimlerinin de zayıf olduğu görülüyor. Diğer yandan hayvansal kolajen takviyeleri vücudun doğal kolajen üretim süreçlerine katkıda bulunmuyor. Peki vücudun kolajen üretim süreçlerine katkıda bulunmanın hem etkili hem de vegan bir yolu var mı? Bitkisel, organik ve besin değeri yüksek gıdalar ve atıştırmalıklar üreten Saf; çözümün bitkilerde olduğuna dikkat çekiyor ve Vegan Collagen Booster'ları öneriyor. Vegan Collagen Booster’lar nasıl çalışır? Hayvansal kolajen takviyelerinden çok farklı bir şekilde çalışan vegan collagen booster'lar, yani vegan kolajen peptit oluşturucuları; kolajenden yapılmıyor. Adından da anlaşılacağı üzere bu bitki bazlı kolajen takviyeleri, vücudun kendi kolajeninin oluşturma süreçlerini destekliyor. Vücudun kolajen üretimi için C vitamini ve çinko ve bakır minerallerine ihtiyaç duyduğu düşünüldüğünde kolajen artırıcı bileşiklerin en iyi kaynaklarının bitkilerde bulunabildiği anlaşılabiliyor. Buradan hareketle; vücudun doğal kolajen üretim süreçlerini desteklemek için, yaşlanma karşıtı olduğu bilinen flavonoid ve fenolik asitlerin yanı sıra antioksidan, protein, demir, kalsiyum, magnezyum ve vitamin zengini Bitkisel Toz Gıdalar'ı ve çok sayıda bitkisel ürünü içeren bitkisel kolajen oluşturucu Glow Mix'i keşfetmenizi öneriyoruz. Saf: Doğanın öz lezzetlerini güvenilir bir tedarik sistemi ve adil üretim yollarıyla organik, glutensiz, vegan, katkı maddesi ve ilave şeker içermeyen gıdalara ve takviyelere dönüştüren Saf; ham maddelerini başta Çin, Hindistan, Brezilya ve Peru olmak üzere pek çok ülkedeki yerel çiftçilerden temin ediyor. En az malzemeyle, besin değeri ve fonksiyonu yüksek, organik gıdalar ve takviyeler üreten Saf'ta yemeklere ve smoothie'lere karıştırılabilecek bitkisel toz gıdalar; koruyucu, renklendirici gibi kimyasallar içermeyen granola, kraker ve çikolata gibi sağlıklı atıştırmalıklar; ilave şeker ve kimyasal içermeyen tamamen bitkisel protein ve superfood karışımları bulunuyor. Glutensiz ya da ketojenik bir diyet tercih edenler için özel seçeneklerin de yer aldığı Saf, doğanın öz lezzetlerini temiz beslenmek ve bitkilerin sunduğu zenginlikten yararlanmak isteyenlere adil biçimde ulaştırıyor. Her gün saat 16.00'ya kadar verilen siparişlerde aynı gün, 100 lira ve üzeri alışverişlerde ücretsiz kargo; yeni üyelere ilk alışverişlerinde %10 indirim avantajlarından faydalanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
İlk kez 1988 yılında Macar fizikçi Nicholas Kurti’nin İngiliz Kraliyet Enstitüsü’ne yaptığı bir mutfak bilimi sunumunda terim olarak karşımıza çıkan moleküler gastronomi; gıda ve gıda bileşenlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri; bu özelliklerin birbirleriyle ve çevreyle etkileşimi üzerine çalışan bir bilim dalı.
Nedir? Kullanılan malzemelerin, araçların ve tekniklerin farklı şekillerde birleştirilerek yeni tariflerin yaratılması; lezzet stabilitesinin sağlanması; doku-lezzet ilişkisinin incelenmesi ve yeni gıda dokularının oluşturulması gibi alanlarda çalışmalar yapan moleküler gastronomi, 30 yıl önce adı konmuş olsa da tanınırlığı daha yakın zamanda arttı. Progressive cuisine, avant-garde cuisine, techno cuisine olarak da isimlendirilen, bilimle yemeğin buluşması denebilecek moleküler gastronomi, pişirme esnasında tüm katı, sıvı ve gaz gıda maddelerinin davranışlarını yeniden inceler ve geleneksel pişirme yöntemlerine alternatifler yaratır. Geleneksel şefler tariflerle ilgilenip sonuç odaklı çalışırken, moleküler gastronomi şefleri daha çok yenilik-inovasyon süreciyle ve yeni tekniklerle ilgilenerek süreç odaklı çalışır.
Molekülerin dehâsı Adrià: Dünyanın En İyi 50 Restoranı listesinde defalarca rekor kırarak birinci olan El Bulli’nin baş şefi Ferran Adrià, moleküler gastronomi için oldukça önemli bir isim. El Bulli’ye sadece bir restoran olarak değil, aynı zamanda bir düşünce kuruluşu ve araştırma merkezi olarak bakan ve amacı bir müşterinin restoran deneyiminin ne olabileceği konusundaki sınırları aşmak olan Adrià, El Bulli’nin zirvede olduğu dönemde dahi meslektaşlarının ve müşterilerin bilginin kendisiyle, dolayısıyla araştırma süreciyle genellikle ilgilenmediklerini, dolayısıyla yaptıklarını anlatmanın ve ilgi çekmenin kolay olmadığını söylüyordu. El Bulli restoranında bu alanda daha ileri gidemeyeceklerini düşündüğü için restoranı 2011 yılında El Bulli 1846 Vakfı’na dönüştürdü. Adrià; Harvard, London Business School, Columbia gibi okullardan MBA öğrencileriyle; finans, teknoloji, sanat alanlarından pek çok kişiyle beraber çalışarak mutfaktan, restorandan ve tariflerden uzaklaşarak inovasyona, araştırmaya ve araştırmaları dijital platformlardan aktarma gibi alanlara yöneldi.
Geleceğin gastronomisi geçmişte mi kaldı? Heston Blumenthal, Pierre Gagnaire, Juan Mari Arzak, Michel Guérard, Grant Achatz gibi moleküler gastronomiye öncülük yapan şefler bir yemeği yapmanın en iyi yolunu araştırırken, mutfağın yanı sıra araştırma laboratuvarlarında çalışarak yeni arayışlar üzerine yoğunlaşıyor. Bu akıma olan ilginin artması için gerekli faktörlerden biri ise müşterilerin geleneksel mutfağın dışına çıkıp yeni dokulara, malzemelere ve tariflere alışması, aynı zamanda da bir yemeğin sadece somut olan sonuç kısmıyla değil; felsefesi ve yapım süreci gibi soyut boyutlarıyla da ilgilenmesi gerekiyor. Moleküler gastronominin bu zevk ve iştahtan farklı boyutu, kimileri için akımı bir pazarlama hilesi veya şovmenlik hâline getiriyor; kimileri için ise yemek tarihinde geleceğe atılan adımın ta kendisi. 2000'lerin sonunda rüzgârı şiddetli şekilde arkasına almış akım, bugünlerde sahte havyar gibi ikonik tarifler dışında menülerde çok yer etmiyor. Fakat mutfağa bilimi ve teknolojiyi sokmasıyla teknik açıdan birçok restoranın mutfağında izleri hâlâ belirgin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Japonya'nın sushiya'ları, Fransız gastronomi hükümdarları ve laboratuvardan hâllice mutfakların ortak noktası: Tekniğe verilen önem.
21 Nis 2021

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.
18 Tem 2026

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026




