Süreç odaklı mutfak: Moleküler gastronomiye giriş

Mottosu “risk, özgürlük, yaratıcılık” olan, mutfağa bir inovasyon merkezi olarak bakan şefler yemek dünyasında “yenilikçi” ekolün öncüsü.
Süreç odaklı mutfak: Moleküler gastronomiye giriş

Saf - 21 Nisan
Saf ile birlikte

Kolajen üretimine bitkisel destek: Saf Vegan Collagen Booster’lar Ciltte, kemiklerde, eklemlerde ve kaslarda bol miktarda bulunan kolajenler; bağ dokusunu güçlendirmek ve vücut bütünlüğünü korumak görevlerini üstleniyor. Daha güçlü ve elastik bir cildin sırrı da 20’li yaşlardan sonra her yıl bir miktar kaybedilen kolajenleri korumaktan ve çoğaltmaktan geçiyor. Bu amaçla üretilen hayvansal kolajen takviyeleri ilk çözüm gibi görünse de aslında bazı araştırmalarda, çiftlik hayvanlarından üretilen kolajenlerin çoğunda antibiyotik, ilaç ve kimyasalların varlığına rastlanıyor. Vegan bir yaşam tarzını seçenler için de tercih edilebilir olmayan hayvansal kolajen takviyelerinin mide ya da ince bağırsakta emilimlerinin de zayıf olduğu görülüyor. Diğer yandan hayvansal kolajen takviyeleri vücudun doğal kolajen üretim süreçlerine katkıda bulunmuyor. Peki vücudun kolajen üretim süreçlerine katkıda bulunmanın hem etkili hem de vegan bir yolu var mı? Bitkisel, organik ve besin değeri yüksek gıdalar ve atıştırmalıklar üreten Saf; çözümün bitkilerde olduğuna dikkat çekiyor ve Vegan Collagen Booster'ları öneriyor. Vegan Collagen Booster’lar nasıl çalışır? Hayvansal kolajen takviyelerinden çok farklı bir şekilde çalışan vegan collagen booster'lar, yani vegan kolajen peptit oluşturucuları; kolajenden yapılmıyor. Adından da anlaşılacağı üzere bu bitki bazlı kolajen takviyeleri, vücudun kendi kolajeninin oluşturma süreçlerini destekliyor. Vücudun kolajen üretimi için C vitamini ve çinko ve bakır minerallerine ihtiyaç duyduğu düşünüldüğünde kolajen artırıcı bileşiklerin en iyi kaynaklarının bitkilerde bulunabildiği anlaşılabiliyor. Buradan hareketle; vücudun doğal kolajen üretim süreçlerini desteklemek için, yaşlanma karşıtı olduğu bilinen flavonoid ve fenolik asitlerin yanı sıra antioksidan, protein, demir, kalsiyum, magnezyum ve vitamin zengini Bitkisel Toz Gıdalar'ı ve çok sayıda bitkisel ürünü içeren bitkisel kolajen oluşturucu Glow Mix'i keşfetmenizi öneriyoruz. Saf: Doğanın öz lezzetlerini güvenilir bir tedarik sistemi ve adil üretim yollarıyla organik, glutensiz, vegan, katkı maddesi ve ilave şeker içermeyen gıdalara ve takviyelere dönüştüren Saf; ham maddelerini başta Çin, Hindistan, Brezilya ve Peru olmak üzere pek çok ülkedeki yerel çiftçilerden temin ediyor. En az malzemeyle, besin değeri ve fonksiyonu yüksek, organik gıdalar ve takviyeler üreten Saf'ta yemeklere ve smoothie'lere karıştırılabilecek bitkisel toz gıdalar; koruyucu, renklendirici gibi kimyasallar içermeyen granola, kraker ve çikolata gibi sağlıklı atıştırmalıklar; ilave şeker ve kimyasal içermeyen tamamen bitkisel protein ve superfood karışımları bulunuyor. Glutensiz ya da ketojenik bir diyet tercih edenler için özel seçeneklerin de yer aldığı Saf, doğanın öz lezzetlerini temiz beslenmek ve bitkilerin sunduğu zenginlikten yararlanmak isteyenlere adil biçimde ulaştırıyor. Her gün saat 16.00'ya kadar verilen siparişlerde aynı gün, 100 lira ve üzeri alışverişlerde ücretsiz kargo; yeni üyelere ilk alışverişlerinde %10 indirim avantajlarından faydalanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İlk kez 1988 yılında Macar fizikçi Nicholas Kurti’nin İngiliz Kraliyet Enstitüsü’ne yaptığı bir mutfak bilimi sunumunda terim olarak karşımıza çıkan moleküler gastronomi; gıda ve gıda bileşenlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri; bu özelliklerin birbirleriyle ve çevreyle etkileşimi üzerine çalışan bir bilim dalı. 

Nedir? Kullanılan malzemelerin, araçların ve tekniklerin farklı şekillerde birleştirilerek yeni tariflerin yaratılması; lezzet stabilitesinin sağlanması; doku-lezzet ilişkisinin incelenmesi ve yeni gıda dokularının oluşturulması gibi alanlarda çalışmalar yapan moleküler gastronomi, 30 yıl önce adı konmuş olsa da tanınırlığı daha yakın zamanda arttı. Progressive cuisine, avant-garde cuisine, techno cuisine olarak da isimlendirilen, bilimle yemeğin buluşması denebilecek moleküler gastronomi, pişirme esnasında tüm katı, sıvı ve gaz gıda maddelerinin davranışlarını yeniden inceler ve geleneksel pişirme yöntemlerine alternatifler yaratır. Geleneksel şefler tariflerle ilgilenip sonuç odaklı çalışırken, moleküler gastronomi şefleri daha çok yenilik-inovasyon süreciyle ve yeni tekniklerle ilgilenerek süreç odaklı çalışır.

Molekülerin dehâsı Adrià: Dünyanın En İyi 50 Restoranı listesinde defalarca rekor kırarak birinci olan El Bulli’nin baş şefi Ferran Adrià, moleküler gastronomi için oldukça önemli bir isim. El Bulli’ye sadece bir restoran olarak değil, aynı zamanda bir düşünce kuruluşu ve araştırma merkezi olarak bakan ve amacı bir müşterinin restoran deneyiminin ne olabileceği konusundaki sınırları aşmak olan Adrià, El Bulli’nin zirvede olduğu dönemde dahi meslektaşlarının ve müşterilerin bilginin kendisiyle, dolayısıyla araştırma süreciyle genellikle ilgilenmediklerini, dolayısıyla yaptıklarını anlatmanın ve ilgi çekmenin kolay olmadığını söylüyordu. El Bulli restoranında bu alanda daha ileri gidemeyeceklerini düşündüğü için restoranı 2011 yılında El Bulli 1846 Vakfı’na dönüştürdü. Adrià; Harvard, London Business School, Columbia gibi okullardan MBA öğrencileriyle; finans, teknoloji, sanat alanlarından pek çok kişiyle beraber çalışarak mutfaktan, restorandan ve tariflerden uzaklaşarak inovasyona, araştırmaya ve araştırmaları dijital platformlardan aktarma gibi alanlara yöneldi. 

Geleceğin gastronomisi geçmişte mi kaldı? Heston Blumenthal, Pierre Gagnaire, Juan Mari Arzak, Michel Guérard, Grant Achatz gibi moleküler gastronomiye öncülük yapan şefler bir yemeği yapmanın en iyi yolunu araştırırken, mutfağın yanı sıra araştırma laboratuvarlarında çalışarak yeni arayışlar üzerine yoğunlaşıyor. Bu akıma olan ilginin artması için gerekli faktörlerden biri ise müşterilerin geleneksel mutfağın dışına çıkıp yeni dokulara, malzemelere ve tariflere alışması, aynı zamanda da bir yemeğin sadece somut olan sonuç kısmıyla değil; felsefesi ve yapım süreci gibi soyut boyutlarıyla da ilgilenmesi gerekiyor. Moleküler gastronominin bu zevk ve iştahtan farklı boyutu, kimileri için akımı bir pazarlama hilesi veya şovmenlik hâline getiriyor; kimileri için ise yemek tarihinde geleceğe atılan adımın ta kendisi. 2000'lerin sonunda rüzgârı şiddetli şekilde arkasına almış akım, bugünlerde sahte havyar gibi ikonik tarifler dışında menülerde çok yer etmiyor. Fakat mutfağa bilimi ve teknolojiyi sokmasıyla teknik açıdan birçok restoranın mutfağında izleri hâlâ belirgin. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🥢 Ustaların teknikleri

Japonya'nın sushiya'ları, Fransız gastronomi hükümdarları ve laboratuvardan hâllice mutfakların ortak noktası: Tekniğe verilen önem.

21 Nis 2021

Saf ile birlikte
İllüstrasyon: Yasemin Güney Erten

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.

Ceren Aral Desnos

·

19 Eyl 2026

Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün
apéroapéro

HİKAYE

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Reyhan Ülker

·

12 Eyl 2026

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?
apéroapéro

HİKAYE

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Emre Onar

·

05 Eyl 2026

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?
apéroapéro

HİKAYE

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Reyhan Ülker

·

29 Ağu 2026

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi
apéroapéro

HİKAYE

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında

Bordeaux’nun kurduğu şarap dünyası zamanla apelasyonlar, ödüller ve prestij üzerinden ortak bir ölçüte dönüştü. Fakat Asya’nın şarapla ilişkisi bunlardan çok daha eski. Çin’in Jiahu çömleklerinde ya da Japonya’nın Koshu bağlarında yazılan hikaye, şarabın tek bir coğrafyanın tanımlayabileceği kadar dar bir geçmişe sahip olmadığını gösteriyor. Bugün bu birikim, Batı’dan gelecek bir onaydan çok kendi referansları üzerinden yeni bir şarap kültürüne dönüşüyor.

22 Ağu 2026

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında