Taht kavgası, savaş ve gümüş madenlerinin ortasında bir şehir: Kutna Hora

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Orta Çağ Avrupa’sının belki de en dikkat çekici şehirlerinden biri olan Kutna Hora, bir gümüş damarının keşfiyle tarih sahnesine çıktı. Bir keşişin toprağın altındaki gümüşü fark etmesiyle başlayan hikaye, kısa sürede küçük bir mezrayı Avrupa’nın en zengin şehirlerinden birine dönüştürdü. Kutna Hora’nın parıltılı yükselişi, kralların hırsı, taht kavgaları ve savaşlarla örülü bir geçmişe karışırken, bu yazımızda şehrin nasıl doğduğunu, büyüdüğünü ve yavaş yavaş sönüp gittiğini inceliyoruz.
Gümüşün keşfi ve şehrin gelişimi
Kutna Hora, 13. yüzyılın ortalarında civardaki Sedlec Manastırına bağlı önemsiz bir mezraydı. Manastıra bağlı, madenci soyundan geldiği tahmin edilen bir keşiş, bir gün tesadüfi bir şekilde bölgede bir gümüş damarı keşfetti ve şehrin hikayesini sonsuza kadar değiştirdi. Kasaba “kutna” adını keşişin madenin yerini kaybetmemek için çubukların üzerine koyduğu kutna kıyafetinden aldı.
Madenin keşfinden haberdar olan civar kasabalarından insanlar, kendi imkanlarınca bölgede gümüş çıkarmaya başladı. 1260-1280 yılları arasında bölgedeki madencilik faaliyetleri hız kazandı ve küçük çaplı gümüş madenciliği yaygınlaştı. 1290’li yılllara gelindiğinde Kutna Hora’ya rağbet artmış, bölgede büyük çaplı maden kuyuları açılmış ve çoğunluğu Alman kökenli yüzlerce madenci bölgeye akın etmişti. Kasabanın büyümekte olması Bohemya Krallığı’nın da iştahını kabartıyordu. Kral II. Wenceslas 1300 yılında Ius Regale Montanorum kodeksini ilan ederek Kutna Hora madenlerini doğrudan kraliyet kontrolü altına aldı ve maden operasyonları Bohemya Kralı’nın himayesinde sürdürülmeye başlandı. Yetenekli Alman ve İtalyan madenciler şehre davet edildi.
Kasabayı manastır himayesi altından alarak doğrudan “Kraliyet Şehri” ilan eden Kral II. Wenceslas ayrıca şehrin simge yapılarından biri olan İtalyan Sarayı’nı inşa ettirerek kraliyet darphanesini buraya taşıdı. Orta Avrupa’nın en güçlü para birimlerinden biri olan Prag groschen’i burada basılmaya başlandı. Groschen, yüksek saflıkta gümüş içermesi nedeniyle Avrupa’nın en güvenilir para birimlerinden biri oldu.
Şehrin simge yapılarından İtalyan Sarayı
Kutna Hora’nın gümüş madenleri yapılan yatırımlarla kısa süre içinde Avrupa'nın en verimli madenlerinden biri haline geldi. Tahminlere göre Kutna Hora, 14.yüzyılın başlarında Orta Avrupa’nın en büyük üçüncü gümüş madenini barındırıyordu ve Avrupa’nın gümüş üretiminin üçte biri bölgedeki madenlerden sağlanıyordu. Şehir kısa sürede Bohemya Krallığı’nın ekonomik merkezi haline geldi.
Madenlerden çıkan gümüş miktarı büyüdükçe Kutna Hora şehri de büyüdü. Zaman içinde binlerce madenci, zanaatkâr, tüccar ve sarraf şehre akın etti. Bu süreçte yüzlerce ev, dükkan ve kiliseler inşa edildi. Şehir surlarla donatıldı, altyapı yatırımları yapıldı ve şehrin nüfusu 15 bin seviyesini aştı. Bölgeyi saran çadırlar ve basit ahşap barınaklar kısa sürede yerlerini taş evlere, atölyelere ve büyük konaklara bırakmıştı.
Gümüş madeninin yarattığı ekonomik etki çok güçlüydü. Bölgenin ekonomik potansiyeli İtalya, Fransa ve Felemenk Ülkeleri'nden tüccarların da ilgisini çekmişti. Bölgede gümüş, ekipman, gıda ve lüks eşya ticareti gelişti. Şehrin zenginliği sermaye birikimine, borç verme ve bankacılığın büyümesine ve yeni kredi ve sigorta biçimlerinin kullanılmasına olanak sağladı.
Kısa zaman önce çevredeki Sedlec Manastırına bağlı tarımla geçinen ufak bir mezra olan Kutna Hora, yanıbaşında bulunan gümüş madeni nedeniyle yüzlerce dükkana, kiliselere, saraylara, gelişmiş kanalizasyon sistemine ve kraliyet darphanesine ev sahipliği yapan büyük bir şehre dönüşmüştü.
IV. Karl dönemi: Şehrin altın çağı
1347 yılında taç giyen IV. Karl’ın idaresinde hem Bohemya Krallığı hem de şehir altın çağını yaşadı. Şehirdeki İtalyan Sarayını bir kraliyet konutuna dönüştüren IV.Karl, groschen basımını yerinde takip etti, becerikli idareciler atadı ve basımın kolaylaştırılmasıyla ilgili reformlar yaptı.
Kutna Hora’dan gelen zenginliği etkili kullanan Karl, bölgeden çıkan gümüşlerle Bohemya’nın başkenti Prag’ı da adeta yeniden inşa ettirdi. Şehirdeki Karl Köprüsü, Prag Üniversitesi, Prag Kalesi ve Aziz Vitrus Katedrali gibi simgesel yapılar onun döneminde yapıldı. Karl ayrıca Usta Theodoric gibi dönemin ünlü sanatçılarını da himaye etti ve çalışmalarına destek verdi.

St. Vitrus Katedrali
Bu dönemdeki zenginlik akışı Kutná Hora'da dikkate değer bir kentsel genişleme ve mimari değişim yaşanmasına yol açtı. Şehrin ihtişamını yansıtan büyük konaklar ve ticaret merkezleri inşa edildi. Bu sırada şehir, kraliyet mahkemelerine ve meclis toplantılarına ev sahipliği yaparak hukuk, maliye ve dış politika ile ilgili önemli kararların alındığı bir yer olarak hizmet verdi. Bu süreçte şehrin nüfusu 80 bin düzeyine kadar yükseldi.
- Söz konusu dönemde krallığın başkenti olan Prag’ın nüfusu 50 bin civarındaydı.
Bilimin ve sanatın desteğiyle hüküm süren Karl, bölgesel aktörler tarafından da desteklenmekteydi. 1355 yılında IV. Louis’nin (Bavyera Kralı) ölümünün ardından Kutsal Roma İmparatoru ünvanını elde ederek taç giydi. 1365 yılında Burgonya Kralı olarak da taç giyen Karl, Kutsal Roma İmparatorluğu'nun gölgesi altındaki tüm krallıkların kişisel hükümdarı haline geldi ve Orta Avrupa’nın en etkili adamı oldu. Karl’ın hüküm sürdüğü dönem, bugün dahi “Bohemya’nın Altın Çağı” olarak anılmaktadır.
Wenceslas, Sigismund, taht mücadelesi ve şehrin istilası
Bohemya’nın altın çağının mimarı IV.Karl 1378 yılında hayatını kaybetti.
Karl’ın ardından Bohemya tahtına çıkan ve Kutsal Roma İmparatoru ünvanını alan IV. Wenceslas, babasının tam zıttı bir yönetim anlayışına sahipti. Kendisine daha ilk yıllarında “tembel” lakabı takılmış olan Wenceslas, avcılık, içki ve saray eğlencelerine düşkün, devlet işlerini ihmal eden bir hükümdar olarak tanındı.
- IV. Wenceslas Bohemya’daki sorunları gerekçe göstererek taç giyme törenine dahi katılmamıştı. Halkın huzurunu sağlayamamak ve Alman prensleri arasındaki bölünme sorunlarını çözememekle de suçlanan Wenceslas, 1400 yılında “faydasızlık, aylaklık, ihmalkârlık ve soyluluğa yakışmazlık” gerekçeleriyle elektörler tarafından Kutsal Roma İmparatorluğu görevinden azledildi.
IV. Wenceslas, babasının kurduğu güçlü idari yapıyı sürdürmekte de başarısız oldu. Özellikle imparatorluk topraklarındaki şehirler ve asiller arasındaki dengeyi koruyamamış olması onun itibarını zedeledi. 1380’lerde Svabya bölgesinde şehirler ile feodal lordlar arasında patlak veren savaşlarda dengeyi tesis edemeyen Wenceslas, şehirlerin yağmalanmasına da engel olamadı. Özellikle 1394 yılında soylular tarafından kaçırılması ve soyluların taleplerini kılıç zoruyla kabul etmek durumunda kalması, onun itibarını en çok zedeleyen olaylardan biri oldu.
Wenceslas’ın kaçırılması
Her ne kadar Wenceslas bu ilk esaretten kurtulup tekrar tahta dönse de, bu hadise kralın ne kadar güçsüz kaldığını ortaya koymuştu. Kral bu süreçte iktidarını koruyabilmek için soylulara daha fazla imtiyaz vermek zorunda kaldı ve sonuç olarak 14.yüzyılın sonunda Bohemya’da fiili iktidar büyük ölçüde bir grup feodal lordun eline geçti.
Bu sırada Lordlar Ligi olarak adlandıran bir grup soylu, kralın üvey kardeşi ve aynı zamanda Macaristan Kralı olan Sigismund’u Bohemya’yı işgal ederek otoriteyi tesis etmeye çağırdı. Bohemya’daki istikrarsızlıktan halihazırda rahatsız olan Sigismund, 1402 yılında görüşmek için Macaristan’a çağırdığı Wenceslas’ı hapsetti ve 1403 yılında büyük bir orduyla Bohemya’ya yürüyüşe geçti. İlk aşamada önemli madenci kasabalarına saldıran Sigismund, ardından yönünü krallığın ekonomik merkezi olan Kutna Hora’ya çevirdi ve şehri kuşatma altına aldı.
Şehir garnizonu Sigismund’a karşı bir direniş gösterse de kısa bir süre sonra surlar aşıldı ve Sigismund şehre girdi. Kasaba elitleri rehin alınarak şehir merkezinde af dilemeye zorlandı, ağır vergiler ilan edildi ve İtalyan Sarayı’nın hazinesi yağmalandı. İşgal bölgedeki madenciliğe de zarar verdi. Sigismund’un birlikleri şehrin geri kalanını yağmaladı. Yağma sırasında maden ekipmanları zarar gördü, bazı yetenekli madenciler bölgeyi terk etti veya öldürüldü.

Macaristan Kralı Lüksemburglu Sigismund
Sigismund’un birliklerinin gösterdiği vahşet şehir halkını içten içte IV.Wenceslas’ı desteklemeye itti. Şehrin kırsalında hüküm süren bazı yerel lordlar Sigismund’la iş birliği yapmış olsa da özellikle madenciler kazanılmış haklarından ve kraliyet korumasından vazgeçmek istemiyordu. Şehir meclisinin yağma faaliyetleriyle ilgili yaptığı şikayetler çoğunlukla ciddiye alınmıyordu. Bu süreçte şehir içinde pasif direniş başladı ve Moravyalı Jobst komutasındaki Wenceslas destekçilerine gizliden gizliye yardım sağlandı.
Sigismund, şehirden beklediği desteği bulamaması ve Macaristan’da çıkan iç karışıklıklar nedeniyle işgalinin üzerinden fazla geçmeden Kutna Hora’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bu sırada IV. Wenceslas da Viyana’da tutulduğu esaretten kurtulmayı başararak 1403 yılında Bohemya’ya geri döndü ve destekçileriyle ilk kez Kutna Hora’da buluştu.
Üçüncü kez Bohemya tahtına dönen IV. Wenceslas ilerleyen yıllarda da şehrin önemini unutmadı. İkamet etmek için başkent Prag yerine Kutna Hora’yı tercih etti ve önemli kraliyet meclis toplantılarını şehirde düzenledi. Şehrin simge yapısı olan Santa Barbara katedrali, Wenceslas’ın hükmü altında inşa edilmeye başlandı. Wenceslas, Jan Hus tarafından önderlik edilen reformist Çek milliyetçisi Hussitler’i dizginlemek ve halkının sevgisini kazanmak için ilan ettiği üniversite reformu belgesini de yine Kutna Hora’da imzaladı.
- 1409’da imzalanan Kutna Hora Kararnamesi, 2 bin Alman profesör ve üniversite öğrencisinin Bohemya’yı terketmesine neden olarak Wenceslas’ın zaten sallantıda olan uluslararası itibarını daha da zayıflatmıştır.
Şehir yanıyor: Hussit Savaşları dönemi
IV.Wenceslas’ın 1419’a ölümünün ardından Bohemya’yı ve Kutna Hora’yı bir başka istikrarsızlık dönemi bekliyordu. Wenceslas bir veliaht bırakmamıştı, dolayısıyla Bohemya tahtı kendisinin yasal varisi olan üvey kardeşi Sigismund’a geçti.
Ancak bu sırada başkent Prag’da başka bir güç yükseliyordu. Reformist vaiz Jan Hus’un 1415’te öldürülmesinden bu yana şehirde örgütlenmekte olan Hussitler, Wenceslas’ın ölümünden birkaç gün önce şehirde ayaklanmış ve şehir meclisini basarak meclis üyelerini pencereden aşağıya atmışlardı. Wenceslas’ın ölümünün ardından şehirde kraliyet kuvvetleriyle çarpışmaya devam eden Hussitler, bir süre sonra şehirden çıktılar ve çevre kasabalara yönelerek güçlerini büyüttüler. Bu süreçte kraliyet kuvvetleriyle defalarca kez karşı karşıya gelen Hussit kuvvetleri çarpışmalardan zaferle ayrılmayı başardı.
Kutna Hora halkı bu süreçte tahtın resmî sahibi haline gelen Sigismund’u desteklemekteydi. Bu karardan rahatsızlık duyan Hussitler 1421 yılında şehri ele geçirdi ve şehrin kırsalında yer alan Sedlec Manastırını yaktılar. Bölgede saygı duyulan katolik din adamlarını sorgusuz sualsiz katleden Hussitlerin fanatik eğilimleri, özellikle şehrin varlıklı kesiminde rahatsızlık uyandırmaya başladı.
Bu sırada resmî olarak Bohemya Kralı sıfatını edinen ve Papa V. Martin’den “sapkınlara karşı mücadele etme” görevini alan Sigismund, aynı yıl 50 bin kişilik büyük bir orduyla Kutna Hora’ya yürüdü. Hussitler başta yeni yöntemlerle etkili bir savunma sergilemiş olsa da şehirdeki Almanların kale kapılarından birini açması üzerine Sigismund’un ordusu şehre girdi ve şehir içinde Jan Zizka kumandasındaki Hussitlerle çarpışmaya başladı.
Sayıca az olan ve surlarda direnirken şehir içinde sürprize uğratılmış olan Hussitler çarpışmalarda ağır kayıplar verdi. Köşeye sıkışmış olan Zizka’nın ordusu gece vakti Haçlıların dikkatsizliğinden faydalanarak bir yarma harekatıyla Kutna Hora’dan çıktı ve şehrin kırsalında Sigismund’un birliklerine karşı direnmeye başladı.
Jan Zizka’nın meşhur Wagenburg taktiği
Bu süreçte Haçlı devriyelerine karşı başarılı baskınlar yaparak düşmanını zayıflatan Hussit ordusu çevre kasabalardan takviye alarak kayıplarını telafi etti ve güçlendi. Bu sırada Hussitleri şehrin kırsalında yakalama amacıyla şehirden çıkan Sigismund’un birlikleri, farkında olmadıkları bir tuzağa çekilip ağır bir yenilgi alınca Sigismund Kutna Hora’yı elinde tutmaktan vazgeçti ve bütün madencilerin şehirden çıkarılarak şehrin derhal terkedilmesini emretti. Ordu çıkarken Kutna Hora’yı ateşe vermeyi de ihmal etmedi. Şehre giren Hussitler kaçan düşmanlarını kovalamak yerine yangını söndürmekle uğraşmak zorunda kaldı.
1421-1422 yılları arasında süren çatışmalarda bir kısmı yanıp kül olan şehri Hussit idaresi altında da parlak günler beklemiyordu. Fanatik eğilimlere sahip olan Hussitler 1424 yılında şehirdeki varlıklı Almanları sürgün etti ve bu süreçte şehir iki defa yandı. Zengin maden yatakları nedeniyle Hussitler arasında çıkan iç karışıklıkların da ortasında kalan şehir, her geçen gün güç kaybetti. Bu dönemde maden verimi azaldı ve groschen’in ayarı önemli ölçüde bozuldu. Tüccarlar alışverişlerinde Prag groschen’ini kullanmayı bıraktı ve farklı para birimlerine yöneldi.
Şehrin akıbeti
Hussit Savaşları ve sonrasında yaşanan kriz ortamı, sadece madenlerin değil, şehrin ticari güvenliğini de yok etti. Şehirdeki işgücü ya göç etti ya da çekişmeler sırasında öldürüldü. 15.yüzyılın ikinci yarısında şehirdeki otorite tekrar tesis edilmiş ve dini barış sağlanmış olsa da, Kutna Hora gümüş damarlarının tükenmeye başlamasıyla eski önemini yitirdi.
Madenlerdeki su baskını tehdidi ve gümüş cevherinin azalması nedeniyle 1543’te şehrin en önemli maden sahası kapatıldı. 1547 yılında Prag groschen'inin basımı da sona erdirildi. Bohemya’daki yeni güç dengesi, Prag ve diğer gelişen şehirler üzerinde kurulurken, Kutna Hora bir zamanlar “iktidarı belirleyen şehir” olarak sahip olduğu prestiji ve etkisini yavaş yavaş yitirmişti.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.

Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio’ya göre asıl risk ABD’nin ne kadar borçlandığı değil, giderek büyüyen tahvil arzını yatırımcıların hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı. Sıfıra yakın faizlerle kamu borcunun maliyetinin görünmezleştiği dönem kapanırken piyasa artık yalnızca enflasyonu ve merkez bankalarını değil, devletlerin bilançolarını da fiyatlamaya hazırlanıyor.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Ağustos ayı sektörel enflasyon beklentileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü ABD'de açıklanacak ikinci çeyrek GSYH revizyonu ve Temmuz ayı PCE enflasyonu ile Cuma günü Fed Başkanı Kevin Warsh'ın Jackson Hole konuşması takip edilecek.
24 Ağu 2026

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın BAE topraklarına yönelik balistik füze saldırılarının ardından İran ile yürütülen tüm faaliyetleri, ticari alışverişi ve finansal işlemleri ikinci bir karara kadar askıya aldığını duyurdu. İran yönetimi füze saldırısıyla ilgisi bulunmadığını ve bunun bir “sahte bayrak” operasyonu olduğunu ifade etmiş olsa da, BAE’nin kararı İran’ın en büyük ithalat kapısını ve yaptırımlar altında kullandığı başlıca ödeme merkezlerinden birini aynı anda devre dışı bırakma potansiyeli taşıyor.

Hem Japonya’da hem de Amerika’da piyasaların merkez bankalarını faiz artırmaya zorladığı bir süreçten geçiliyor. Ancak tarih gösteriyor ki genellikle bu savaşın kazananı tahvil piyasaları oluyor. Bu nedenle önümüzde, faizlerle ilgili olarak piyasaların çok da sevmediği stresli bir sürecin içinde bulunduğumuzu bir kez daha görülüyor.




