Tarım işçilerine iklim vardiyası: Tarlada gece mesaisi


Bir ben yapsam ne değişecek ki? Çok şey değişir ! Dijital ekstreye geçmek, yürümeyi tercih etmek, geri dönüşüme atmak… Bir tercih çok şey değiştirir. Yapı Kredi Step ile siz de ortak geleceğimizi değiştirebilirsiniz. Nedir? Türkiye'deki sürdürülebilirlik kültürünü ve bilincini ileri taşımaya rehberlik eden Yapı Kredi Step yani Sürdürülebilir Tercih Programı , bireysel dönüşümü destekleyerek sürdürülebilirlik alanında farkındalık yaratmayı amaçlıyor ve sürdürülebilirlik yolculuklarında bireylere destek oluyor. Bu dönüşüm programı, hem bireysel hem de toplumsal anlamda sürdürülebilir hayata geçişi yaygınlaştırmak üzere kullanım alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını ve günlük tercihleri sürdürülebilir bir hâle getiriyor. Nasıl? E-dekont, e-ekstre, ESG yatırım fonları, sürdürülebilir markalardan alışveriş yapma, toplu taşımayı kullanma gibi sürdürülebilir tercihler yapan Step kullanıcıları, Yapı Kredi Mobil üzerinden Step puan kazanıyor. Bu puanlar, kullanıcılara program içerisinde yer alan sürdürülebilirlik alanında faaliyet gösteren STK’lardan kendilerinin seçecekleri projelere bağış yapma imkânı sağlıyor. Böylece Step puanlar geleceğimiz için bağışa dönüşüyor. Bir tercih çok şey değiştirir. Daha iyi bir gelecek için Step , Yapı Kredi Mobil ’de.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Tarım ve hayvancılık, iklim krizinin yıkıcı etkilerinin en görünür olduğu sektörlerden. Gıda üreticileri, ani bir selin tarlayı basıp bir yıllık emeği yok etmesi, kavurucu sıcaklar ve kuraklık nedeniyle ürün kalitesinin düşmesi ve sulama maliyetlerinin artması gibi sorunlarla karşı karşıya. Buna ek olarak, giderek daha sık görülen böcek ve çekirge istilaları ile hayvanların ani hava olayları ve yangınlarda kaybedilmesi de üreticiler için büyük bir tehdit oluşturuyor.
- Giderek derinleşen bu krizin bir diğer ucunda ise tarım işçileri yer alıyor. Dünyanın dört bir yanındaki işçiler, yaz aylarında artık yalnızca geceleri ve gün doğmadan, havanın serin olduğu erken saatlerde çalışıyor.
Geçen yıl yapılan bir araştırma, küresel nüfusun yaklaşık %21’inin yılın üçte birinden fazla bir sürede, normal çalışma saatlerinde (09.00-17.00) tehlikeli seviyelerde ısı stresiyle karşı karşıya kaldığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, bu oranın 2050 yılına kadar %39’a çıkması bekleniyor. Bir başka araştırmada ise tarım işçilerinin aşırı sıcaklara maruz kalma oranının diğer özel sektör mesleklerinden 20 kat fazla olduğunun altını çiziyor. Bu durumla mücadele etmek için en sık kullanılan yöntem, havanın daha serin olduğu saatlerde çalışmak.
Çalışma saatlerindeki bu değişim, aşırı sıcaklarda yaşamı tehdit eden koşullarda çalışmak zorunda kalan işçilere patronlar tarafından sunulan basit bir çözüm gibi aktarılsa da, işçilerin yaşam kalitesi ve sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratıyor.

Dünyanın birçok ülkesinde gece çalışan tarım işçilerinin refahını koruma altına alan yasa ve yönetmelikler bulunmadığından işverenler genellikle gece çalışan işçilere kafa feneri vermekle yetiniyor. İşçilerin maruz kaldığı tehlikelerden ilki, sınırlı görüş nedeniyle artan kaza ve saldırı riski. Gece çalışan tarım işçileri hasat esnasında tarlada bulunan yılan ve böcek gibi tehlikeli hayvanları göremediklerini bu yüzden de büyük korku yaşadıklarını söylüyorlar. Sınırlı görüşe sahip işçilerin düşme ve yaralanma riski de artıyor. Washington’daki Yakima Valley’de gece vardiyasında çalışan tarım işçisi Flor Sanchez, çalışma şartlarını şöyle anlatıyor:
"Ağaçlara merdiven taşımak için kafa lambaları kullanıyoruz. Karanlıkta meyveleri toplamak için dallara tırmanmak 'biraz tehlikeli.' Farlar, meyveleri görmeyi zorlaştırabilecek gölgeler oluşturuyor. Merdivenleri karanlıkta kurmak da tehlike yaratıyor."
Araç ve motorlu alet kullanan işçilerde bu risk daha da büyük. Sirkadiyen ritimleri (insanın uyuma ve uyanma zamanlarını düzenleyen 24 saatlik iç saat) bozulan işçiler, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon sıkıntısı yaşıyor.
- Araştırmalar uyku düzeninin bozulmasının ayrıca kardiyovasküler hastalık, yaralanma ve kanser riskini artırdığını, vücudun stresle başa çıkma becerisini azalttığını gösteriyor. Havanın sıcak olduğu saatlerde uyumak, çoğunluğu klima bulunmayan evlerde yaşayan işçilerin uyku kalitesinde de düşüşe sebep oluyor.
Geceleri çalışmanın bir diğer olumsuz etkisi kişilerin sosyal ve kültürel yaşamlarının sekteye uğraması. Normal kabul edilen çalışma saatlerinin dışında çalışan kişiler, sosyal etkinliklerin düzenlendiği saatlerde çalıştığı ya da uyuduğundan toplumdan kopuyor ve keyif aldıkları etkinliklere katılamıyor. İşçiler çalışma saatleri nedeniyle bazı günler çocuklarını bile göremediklerini belirtiyor.
Kadın işçilerde bu kopma daha sert yaşanıyor. Ev işlerini ve çocukların bakım sorumluluğunu da üstlenen kadınlar gündüz çalıştıklarında genellikle tarlaya çocuklarını da götürüyor. Gece vardiyası çocukların uyku düzenine ters düştüğünden ve çalışma ortamı tehlikeli olduğundan çocukları yanında götürmek istemeyen kadınlar çalışma hayatından tamamen uzak kalıyor ya da gece vakti çocuklarını evde yalnız bırakmak zorunda kaldığından korku içinde çalışıyor.

Tarlada gece çalışan kadınların maruz kaldığı bir diğer tehlike artan cinsiyete dayalı şiddet ve taciz vakaları. Kadın tarım işçileri normal çalışma saatlerinde bile yoğun şiddet ve tacize uğruyor. ABD’de 2010 yılında yapılan bir araştırma Meksikalı ve Meksika kökenli Amerikalı kadın tarım işçilerinin yüzde 80'inin işyerinde bir tür cinsel tacize maruz kaldığını gösteriyor. Bu risk karanlık ve geç saatlerde daha da artıyor. UC Davis Tarım Sağlığı ve Güvenliği Merkezi program direktörü Heather Riden konuya şöyle dikkat çekiyor:
"Kadın tarım işçilerinin gündüz saatlerinde yaşadığı korkunç deneyimleri belgeleyen birçok rapor var. Karanlıkta çalışmanın bu riski artırdığını tahmin ediyorum. Bu, sıcakta çalışma sorununu çözmeye çalışırken başka bir sorun yaratmanın istenmeyen sonucu olarak üzerinde düşünmemiz gereken bir tehlike. Bu nedenle tarla ve çiftliklerdeki aydınlatma standartları da kritik önem taşıyor.”
Gece çalışan işçilerin önemli bir kısmı gelirlerinde de düşüş yaşıyor. Tarım işçilerinin çoğu parça ya da kilo başına ücret alıyor. Karanlıkta çalışmak, özellikle de hasat yapmak daha zor olduğundan verimlilik ve birim zamanda toplanan gıda miktarı düşüyor, bu da işçilerin hem daha zor koşullarda çalışmasına hem de daha az para kazanmasına neden oluyor. Çocuklarını evde yalnız bırakmak istemeyen ve bakıcı tutan işçilere bir de bu gider ekleniyor.
Gelecek yıllarda gece çalışması gereken tarım işçilerinin sayısında artış yaşanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Gelecek yıllarda işçilerin ısı stresine en fazla maruz kalacağı ülkelerden biri Hindistan'da şu anda 260 milyon tarım işçisi bulunuyor. Olağan iklim senaryosunda, 2050 yılına gelindiğinde ülke nüfusunun %94'ünün yılda yüz gün sıcaklığın günde en az 1 saat 28 derecenin üzerine çıktığı koşullarda yaşayacağı tahmin ediliyor.
İspanya'da bu yıl yürürlüğe giren ve sel, aşırı sıcaklık gibi anormal hava koşullarında işçilere ücretli izin hakkı tanıyan iklim izni yasası gibi uygulamaların yaygınlaşması işçilerin yaşam kalitesini ve sağlığını korumak adına atılan önemli adımlar olabilir ancak gelişmekte olan ülkelerde bu tür yasa ve yaptırımların uygulanabilirliği üzerine düşünmek ve tarım işçilerinin önemli bir bölümünün kayıtsız çalıştırıldığını hesaba katmak şart.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ölen yavrusunun yasını tutan balina Tahlequah, 7 yıl sonra yeniden ölü bir yavruyu taşırken görüntülendi. Aşırı sıcaklar tarım işçilerinin çalışma düzenini değiştiriyor, işçiler gece çalışmaya doğru kayıyor.
04 Oca 2025

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?




