Tek başınalığın tam ortasında: Carla dal Forno

Carla dal Forno'nun Melbourne’de başlayan ve şimdilik Londra’da devam eden hikâyesini çapraz koltuktan izlemek için pek çok sebep var.
Tek başınalığın tam ortasında: Carla dal Forno

Yapımlab 19 Şubat
Yapımlab ile birlikte

Sinemayla ilgilenenlerin evi: House of Yapımlab

Profesyonel hayatta bağlantılar kurmak ve çeşitli ağlara dâhil olmak, o disiplin ya da endüstrideki görünürlüğünü artırmaya yardımcı oluyor. Küçük bir selamlaşmayla başlayan iletişimler dahi profesyonel iş birliklerine, ortak üretimlere…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Yıl önemli değil. Berlin’deyiz. İstanbul’da kışın uzun zamandır bir selam verip kaçma eğilimi var. Fakat Berlin öyle değil. Kış gelir, oturur. Kendini kabul ettirir. Tıpkı peş peşe yaşanılan yaz günlerinin bir evresinde havaya bakmaksızın dışarı çıkılan zamanlar gibi… Berlin’de öyle bir kış günü. İstanbul’da olsa Nuri Bilge Ceylan kapıp kamerayı dışarı çıkar. Gerisini siz düşünün. Carla dal Forno, ikinci yılını doldurduğu bu şehirde, artık kaçıncı evi olduğunu hatırlamadığı, bıçakla ortadan kessen sayısız insanın hatırasının çıkacağı bir odada geleceğini düşünmeye başladı. Evin güven vermeyen ve sürekli gidip gelen elektrik tesisatının da etkisinde hayalleri arasında düz kontak yapmayı denedi. Dal Forno’nun aklına neler geldi bilinmez fakat benim zihnimde Rollo May’in “Kişilik, ancak geleceğe ilerleyen izin üzerinde görülebilirse anlaşılabilir; bir insan kendini, ancak geleceğe doğru uzatabildiğinde anlayabilir.” sözü belirdi. Belki farklı yönlere dağıldık fakat aynı noktada buluştuk. Çünkü o gün, o gece Carla dal Forno, Berlin’den Londra’ya taşınmaya ve üretim merkezinde yanına kimseyi almamaya karar verdi. Otobüs yolculuklarında yan koltuğunu satın alanları hep merak etmişimdir. Sanırım dal Forno da onlardan biri. Onun Melbourne’de başlayan ve şimdilik Londra’da devam eden hikâyesini çapraz koltuktan izlemek için pek çok sebep var. Dokunulabilir ironisi, melankolik mizahı, ruhani post-punk sesi ve tüm bunları birleştiren yalın prodüksiyon yaklaşımı yalnızca birkaçı…

Carla dal Forno
Fotoğraf: Heather McCutcheon

Kasvetli romantizm: Melbourne’de müzikal birikime sahip bir ailede büyüyen ve küçük yaşlardan itibaren çello çalan Carla dal Forno, yirmilerinin kapısına dayanmadan punk’a karşı çoktan duyarlılık kazanmıştı. Şehrin bereketli müzik sahnesinde, arkadaşlarının ebeveynler evde değilken stüdyoya dönüştürdüğü salonlarında çokça vakit geçiren dal Forno, bir süre sonra "boş zamanlarında yapacak bir şey” olarak gitar çalmaya başladı. İlk andan itibaren müziğin dört duvar arasında filizlenen ve sayısının önemsiz olduğu kalabalıklarda kimliğe bürünen yolculuğuna hayran kalan dal Forno, çok geçmeden sahnede yerini aldı. Kendin yap kültürünün arkadaş arası günlük sohbete indirgendiği bir ortamda denemekten asla çekinmeyen dal Forno, bu süreçte iki gruba katıldı. Mole House ile tek kısaçalarlık maceralarında şarkı sözü yazma deneyimi yaşayan dal Forno, üçlünün bir parçası olduğu F Ingers’ın doğaçlama temelli müzik akışı içinde ise enstrüman hâkimiyetini geliştirdi. F Ingers ile ortaya çıkan kasvetli romantizm temalı psikedelik folk müziği, Londra merkezli Blackest Evet Black plak şirketinin etiketiyle bir albüme dönüşünce dal Forno, sesini Kuzey Yarımküre’ye duyurmayı başaran her sanatçının karşısına çıkan soruyla karşılaştı: Avrupa’ya taşınmalı mıyım?

Tek başınalık: İçlerine Nick Cave, Sia ve Tame Impala’ı da dâhil ettiğimiz sayısız müzisyen ya da grup var Carla dal Forno’dan önce müziğinin peşinden Avrupa’ya giden. Carla dal Forno için durum sadece lojistik sebeplerle açıklanamazdı. Çünkü hâlihazırda çok önceden gönlünü kaptırdığı punk kültürü ve gururla ruhunda taşıdığı Kuzey soğukluğu onu Avrupa’da bekliyordu. Nitekim kararını verdi ve o da birçoğu gibi sanatçı göçünün kıtaya giriş durağı olan Berlin’e taşındı. Şehre ayak bastıktan kısa bir süre sonra odasında kendi müziğinin denemelerine başlayan dal Forno, çok geçmeden Berlin yeraltı sahnesinin sesli rozeti olan cold wave’i yakasına taktı. F Ingers’tan arkadaşı Tarquin Manek’in de prodüksiyon yardımı ve bu alandaki öğretileriyle ilk albümü You Know What It’s Like’ı 2016 yılında çıkardı. Zaman geçtikçe müziğe dair motivasyonunun kendi hayal dünyasında dolaşmak ve burada olan biten ne varsa hissettiklerini seslere dönüştürmekten ibaret olduğunun fark eden dal Forno, “tek başınalığı” solo projesinin tüm alanına yaydı. “Başka birinin sesim ve müziğim üzerinde kontrol sahibi olmasını istemiyorum.” sözünden durumun ciddiyetini anlamak mümkün.

Carla dal Forno
Fotoğraf: Tonje Thilesen

Açık yürekli istekler: Aslında onu hep sevdim. Kendimi ona tamamen sundum. Sürprizlerini, teklif ettiği çoğulluğu ve birleşmeyi kabul ettim. Üzerimdeki izlerini gururla taşıdım. Her mevsimi yaşamaya hazırdım fakat bu karşılıklıydı. Nitekim soğuk bir kış akşamı, öfkem kalbime sızdı ve gerçek gün yüzüne çıktı. Şimdiden kaçarak yaşanılamazdı. Yaşanmadı da zaten. Bunlar bir ilişkinin son cümleleri. Bir bakıma Carla dal Forno’nun Berlin’e veda edip Londra’ya taşınırken hissettikleri. Onun derdi kalıcı olmaktı ve şehrin ona sunduklarıyla bir gelecek yaratmaktı. Bu açık yürekli isteklere Londra karşılıksız kalmadı. Carla, önce Berlin Community Radio’da sürdürdüğü radyo programını NTS Radio’ya taşıdı. Hemen ardından şehrin doğusunda yeni açılan Low Company isimli plak dükkânında iş buldu. Bir yandan radyo programını için özenle seçtiği psychedelia, post-punk ve art rock etiketli şarkılarla müziğini konumlayan Carla dal Forno, diğer yandan plak dükkânında ilham veren uzun sohbetlere konuk oldu. Dönüp geri baktığında zorluğun ve güvensizliğin sürecin sadece bir parçası olduğunu anladı.

Carla dal Forno - Look Up Sharp

Bağımsız üretim çemberi: Yeni bir şehirde ve bambaşka bir düzende solo üretimlerine odaklanan Carla dal Forno, 2018 yılında Top Of The Pops isimli kısaçalarını yayımladıktan sonra eksik parçayı buldu. Kendin yap kültürünü sadece etiket olarak değil, tüm değerleriyle birlikte kabul eden dal Forno, müziğini kendi şartlarında ve hazır olduğunda yayımlayabileceği bir plak şirketine ihtiyaç duyduğunu fark etti. Nihayetinde ismini çocukluğunun bir bölümünü geçirdiği yeşillikler içindeki banliyöden alan Kallista Records ile dal Forno, üretim çemberini tamamen bağımsız hâle getirdi. Çocukken sandalyeleri koltuğun yakınına çekip üzerine örtü koyarak kendi yaşam alanımı oluşturmaktan çok keyif alırdım. İçine girer, uzunca bir süre ses çıkarmadan oyun oynardım. Carla için de öyle oldu. Kendi dünyasına sihirli bir perdeden geçiş yaptı ve bir yıl sonra Look Up Sharp adını verdiği ikinci albümüyle geri döndü. Sesinde korku, öfke, şehvet, kırılganlık ve melankoliyi ayrı ayrı taşıyabilen dal Forno, sonunda ruhani yuvasını buldu. Şimdi onun loş karamsarlığıyla doldurduğu odasına konuk olma vakti.


Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

"Olmadı hayallerde buluşuruz"

İçindekiler: Kalıpların dışında bir anne-kız hikâyesi, tarafsız bölgenin güvenli suları, caz standartları, kadın gözünden kadın portreleri, hayalperestler ve dahası.

19 Şub 2021

Yapımlab ile birlikte
"Olmadı hayallerde buluşuruz"

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar