Televizyonda bunlar da var


The Irish Spirit soruyor: İrlanda’yla ilgili neler biliyorsunuz? Uçsuz bucaksız yeşil tepeler, kaleler, kaliteli viski, yağmur, eski ahşap döşemelerin koyu İrlanda yeşiliyle buluştuğu ünlü Irish pubları ve engebeli kıyı şeridiyle her yıl milyonlarca ziyaretçiyi kendine çeken İrlanda; tarihi ve efsaneleriyle her zaman merak uyandıran bir yer. Peki bu ilgi çekici Zümrüt Ada’yla ilgilli neler biliyorsunuz? The Irish Spirit bugün, herkesin aşina olduğu bilgiler yerine, İrlanda hakkında bazı ilginç gerçekleri Duende okurlarıyla paylaşıyor; Samuel Beckett, Oscar Wilde, James Joyce, Bernard Shaw, W.B Yeats, Seamus Heaney, Bram Stoke, Jonathan Swift gibi dünyaca ünlü edebiyatçılar Dublin’de yetişmişlerdir. Bundan dolayıdır ki Dublin, Unesco tarafından ‘Edebiyat Başkenti’ seçilmiştir. Kuzey İrlanda'nın Belfast kentinde inşa edilen Titanik’in, resmi olarak Southampton, İngiltere'den Amerika'ya doğru yola çıkarken uğradığı son liman İrlanda’nın güneyinde yer alan Cork County Cobh’du. Cork'ta, bir zamanlar eski tren istasyonu olarak kullanılan küçük bir Titanik Müzesi bulunuyor. İrlanda hakkında başka bir şaşırtıcı gerçek mi? Yılanlardan korkan biriyseniz İrlanda tam size göre bir yer çünkü İrlanda’da hiç yılan yok. St. Patrick'in yılanları Zümrüt Ada'dan kovduğu hikâyesi asırlık bir efsanedir ancak gerçek şu ki, İrlanda adasında hiç yılan olmadı. “İrlanda'da her zaman yağmur yağar” diyenler ne yazık ki şaka yapmıyorlar çünkü İrlanda, Avrupa'nın en yağışlı iklimlerinden birine sahip. Örneğin 2007 yazını ele alırsak, İrlanda'da 40 gün aralıksız yağmur yağdığı aktarılıyor. 1965 yılında ilk kez Eurovision Şarkı Yarışması'na katılan İrlanda, yedi kez birincilik elde ederek yarışmayı en çok kazanan ülke olma ünvanını taşıyor. Popüler inanışın aksine Aziz Patrick aslında İrlanda'dan gelmemiştir. Galler'de doğmuş ve İrlandalılar tarafından yakalandıktan sonra İrlanda'nın batısında bir çoban olarak çalıştırılmıştır. İrlanda’yla ilgili şaşırtıcı bilgileri öğrendikten sonra İrlanda ruhu her zaman benimle olsun diyorsanız The Irish Spirit’in Instagram hesabını takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Eylül 2020: Sinema ve televizyon arasındaki sınırların yok olmaya başladığı, televizyonun ikinci altın çağını yaşadığı bu dönemde yol haritamı çizerken Duende'de sadece sinema değil, sinema ve televizyon hakkında yazmanın önemli olduğunu düşünüyorum. "Televizyonda ne var?" sorusuna her ay alternatif bir cevap vermeyi planlıyorum.
Sıfır noktası: Tesadüfen Duende'deki ilk yazım, 72. Primetime Emmy Ödülleri'nin iki gün öncesine denk düşüyor. İki gün sonra favorilerim Schitt's Creek, Succession ve Watchmen'in çevrim içi törende ödüllendirilmesine tanık oluyorum fakat aklım ödüle uzanamayan ve o çok özel, keşif niteliğindeki yapımlarda kalıyor. "Televizyonda bunlar da var!" demenin önemini bir kez daha kavrıyorum.
11 ay, 11 dizi önerisi: Ramy'de Mısır kültürünü ve Müslümanlığı keşfeden bir New Jerseyliyle, Avustralya'dan Please Like Me'de kendiyle barışma hikâyesini izlediğimiz Josh'la, kostümlü drama türünün kalıplarını ve tarih yazımındaki eril dili alaşağı eden The Great'te Catherine, namıdiğer Çariçe Katerina'yla, What We Do in the Shadows'da televizyon tarihinin en tuhaf vampirleriyle, The Duchess'ta Londra'nın deli dolu bekâr annesi Katherine ve kızı Olive'le, Feel Good'da bağımlılıklar ve akışkanlıklarla mücadele eden Mae'yle, Better Things'de annelik dertleriyle boğuşan Los Angeleslı oyuncu Sam'le, American Vandal'da sahte bir belgeseli gerçek bir ciddiyetle araştıran liseliler Peter ve Sam'le, Difficult People'da çekilmez insanlar Billy ve Julie'yle, Love, Victor'da cinsel kimliğini keşfeden liseli Victor'la ve Girls5eva'da on yıllar sonra yeniden şöhret basamaklarını tırmanmaya heveslenen girl-group üyeleriyle tanıştık. İçlerinden biri ya da birkaçı, etkinliksiz ve sosyal hayatsız geçen o aylarda en yakın arkadaşın olabildiyse ne mutlu bana.

Love, Victor
Ajandana not et: 73. Primetime Emmy Ödülleri, 19 Eylül Pazar gecesi sahiplerini buluyor. Aday listesinde tacı son kez devretmeden önceki sezonuyla Netflix yapımı The Crown ve Disney+'ın Star Wars evreninde geçen Western'i The Mandalorian 24'er adaylıkla öne çıkıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Etkinliksiz ve sosyal hayatsız geçen aylara 11 öneri. Dönsün Dursun'da 3 isim.
27 Ağu 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İlk sezonuyla En İyi Komedi Dizisi dahil 19 dalda Primetime Emmy adaylığı elde eden "Widow’s Bay", eksantrik karakterleri ve her bölüm değişen korku gelenekleriyle türün sınırlarında geziniyor.

İstanbul bu ay adeta konser yorgunu. Temmuz boyunca her gün birden fazla uluslararası yıldız sahnedeydi. Farklı şehirlerden gelen dinleyiciler de büyük fedakarlıklarla bu deneyimin parçası oldu. Konser alanlarındaki müzikseverlerle konuştuk.

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.




