

OMM’dan: Maziye Bakma Mevzu Derin OMM - Odunpazarı Modern Müze , kutuplaşan bir bireysellik anlayışının hâkimiyet sürdüğü günümüzde “ ifade özgürlüğü nedir? ” sorusuna cevap arayan ve adını bir kamyon arkası yazısından alan Maziye Bakma Mevzu Derin sergisine 31 Mayıs’a kadar ev sahipliği yapıyor. Nedir? 31 sanatçıyı bir araya getiren Maziye Bakma Mevzu Derin karma sergisi, toplumsal normlara dayanan alışkanlıklara ve “öteki”yi tanımlama biçimlerine odaklanırken tabu, özgürlük ve ifade alanları gibi kavramları sosyal düzen ve bu düzenin ritüelleri üzerinden sorguluyor. Kaçınılmaz insan olma hâllerini araştıran; kutuplaşan ve çelişkili perspektiflerin yarattığı, kökleri geçmişe uzanan birey-toplum çatışmasını irdeleyen eserler seçkisi, izleyiciye roller, sınırlar ve alternatif hayatlar hakkında yeni fikirler veriyor, bu bağlamda içinde bulunduğu konum ve durumları yeni bir ışık altında tekrar düşünmeye davet ediyor. Dahası: Sergi programı kapsamında, sergide işleri bulunan sanatçıların yer aldığı Spotify üzerinden dinlenebilecek bir podcast serisi ve MUBI’de ücretsiz izlenebilecek özel bir film seçkisi yer alıyor. Toplam sekiz bölümden oluşan Podcast serisinde, Zeren Göktan popüler kültürde yer alan aşk anlatılarının kadına yönelik şiddet hakkında neler anlattığını sorguluyor; Cansu Yıldıran , “mahrum bırakılma” ve kabul görmeme arasındaki doğrusal ilişkiden, özgürce var olma mücadelesinden ve kuir gece masallarından bahsediyor; Şükran Moral sanat ve iktidar ilişkisi ve ataerkil düzeni toplumsal semboller üzerinden tersyüz etmek üzerine bir söyleşi paylaşırken Mustafa Boğa , yıllar içinde değişen “benliğini” anlatıyor. OMM x MUBI özel film seçkisi: MUBI koleksiyonundan La jetée , A Short Film About Love , Chocolat , Valparaíso , Bicycle, 2 or 3 Things I Know About Her , Vagabond , Japan , The Beekeeper , Workers , Melancholia ve Masculin Féminin filmleri OMM takipçileriyle ücretsiz olarak buluşuyor. Seçkide yer alan filmleri bu bağlantı üzerinden izlemek için "omm" kodunu kullanarak 30 günlük deneme üyeliğini başlatabilirsiniz. Zamanın derinliklerinde gezinirken kişisel ve kolektif bilinç arasında yeni bağlar keşfetme imkânı sunan sergiyle ilgili detaylara buradan ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Emre Eminoğlu
Film: The House
Yönetmenler: Emma De Swaef & Marc James Roels, Miki Lindroth von Bahr ve Paloma Baeza
Süre: 97 dakika
Jenerik: Yılın ilk günlerinde sessiz sedasız Netflix'teki yerini alan antoloji film The House, farklı dönemlerde aynı evde geçen üç stop-motion kısa animasyondan oluşuyor. Dört ayrı yönetmenin imzasını taşıyan bu üç animasyon, her bölümünde farklı stop-motion teknikleri kullanarak teknik beceresini kanıtlıyor. Seslendirme kadrosunda Helena Bonham Carter, Mia Goth, Matthew Goode ve Miranda Richardson gibi isimler dikkat çekiyor. Hâlâ animasyonun çocuklar için bir tür olduğu ön yargısına sahip izleyicilerden biriysen de bir uyarı, The House kesinlikle çocuklar için değil!
Neden izleyelim? Yüzyıllar önce, gizemli bir mimar, yoksul bir ailenin babasına reddedemeyeceği bir teklifte bulunuyor: Kendi evlerinden vazgeçmeleri ve orada yaşamayı kabul etmeleri koşuluyla, karşı tepede inşa edeceği görkemli evi onların olacak, üstelik karşılıksız. Günümüzde bir müteahhit, bir yandan özenle yenilediği evi satmaya çalışırken bir yandan da kusurlarını gizlemeye çalışıyor. Yüzyıllar sonra, yükselen sular şehirleri yutmaya başlamışken bir ev sahibi evinden ayrılması gerektiğini kabullenemiyor. Bez bebekler, fareler ve kedileri özne seçen The House insan doğasının zaaflarına, korkularına ve zayıflıklarına odaklanan oldukça karanlık üç hikâye anlatıyor. İşte belki de bu yüzden tüm rahatsız edici ve gergin tonuna rağmen herkesin kendinden bir şey bulması oldukça kolay.
Nerede izleyebilirsin? The House, 14 Ocak'ta Netflix kataloğundaki yerini aldı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu sayıda Kadıköy'e yolumuz düştü, beyazperdenin kapısını araladık. Oradan Altın Gün dinlemeye geçtik ve yeni sesler keşfetmenin gücüne tutulduk.
21 Oca 2022

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Uzaklar, Kuşaklar, Bakışlar” başlıklı sergi, 212 Photography Istanbul’un 2026 edisyonunda Erbak ailesinin üç kuşağının seyahat tutkusu ve fotoğraflarını biraraya getiriyor. Nuri Z. Erbak (1914), Mehmet H. Erbak (1950) ve Ceylin Erbak Aytekin’in (1988) dünyanın farklı noktalarında çektiği kareler, 1930’ların Mısır ve Japonya’sından Tibet’e, Antarktika’ya uzanıyor. Bu arşivin nasıl oluştuğunu fotoğrafçı, yazar ve Erbak ailesinin üçüncü kuşak temsilcisi Ceylin Erbak Aytekin ile konuştuk.

Ela Lee, kendi hayatından izler taşıyan ilk romanı Ceyda’da, dışarıdan kusursuz görünen hayatı bir cinsel saldırının ardından parçalanan Türk-Koreli genç avukat Jade’in hikayesini anlatıyor. Rıza, adalet, göçmenlik, aile, başarı baskısı ve suçluluk duygusu etrafında ilerleyen roman, Jade’in başına gelenlerden çok, yaşadıklarının ardından kendisi ve kurduğu hayatla yeniden yüzleşmesine odaklanıyor.

1960’ların başında Sirkeci’den Almanya’ya giden trenlere binenler birkaç yıl çalışıp dönmeyi düşünüyordu. Ama bavullarda yalnızca eşya değil, dil ve kültür de taşındı. Bekir Yıldız’dan Aras Ören’e, ‘Emine’ Sevgi Özdamar’dan Fatma Aydemir’e uzanan 60 yılı aşkın edebiyat geleneği “misafir işçi”nin Almancayı nasıl içeriden dönüştürdüğünü ve sonunda o dili kendi evi hâline getirdiğini anlatıyor.

İsviçreli sanatçı Ugo Rondinone, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi "the sun and the mountain"da neon renkli taş heykellerini gün doğumu ve gün batımı suluboyalarıyla buluşturuyor. Dirimart Dolapdere’de 8 Kasım’a kadar görülebilecek sergi, dağların dikeyliğiyle ufkun yataylığını karşı karşıya getirerek insanın doğayla kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Lukas Dhont’un Cannes’ın ana yarışmasında prömiyerini yapan üçüncü uzun metrajı "Korkak", Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne’a En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı. Dhont ile festivalde biraraya geldiğimizde ilk kez bir savaş filmi yapmasından, daha büyük bir ölçekte çalışmaktan ve filmin çıkış noktasındaki fikirlerden konuştuk.



