

OMM’dan: Maziye Bakma Mevzu Derin
OMM - Odunpazarı Modern Müze , kutuplaşan bir bireysellik anlayışının hâkimiyet sürdüğü günümüzde “ ifade özgürlüğü nedir? ” sorusuna cevap arayan ve adını bir kamyon arkası yazısından alan Maziye Bakma Mevzu Derin sergisine 31 Mayıs’a…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Emre Eminoğlu
Film: The House
Yönetmenler: Emma De Swaef & Marc James Roels, Miki Lindroth von Bahr ve Paloma Baeza
Süre: 97 dakika
Jenerik: Yılın ilk günlerinde sessiz sedasız Netflix'teki yerini alan antoloji film The House, farklı dönemlerde aynı evde geçen üç stop-motion kısa animasyondan oluşuyor. Dört ayrı yönetmenin imzasını taşıyan bu üç animasyon, her bölümünde farklı stop-motion teknikleri kullanarak teknik beceresini kanıtlıyor. Seslendirme kadrosunda Helena Bonham Carter, Mia Goth, Matthew Goode ve Miranda Richardson gibi isimler dikkat çekiyor. Hâlâ animasyonun çocuklar için bir tür olduğu ön yargısına sahip izleyicilerden biriysen de bir uyarı, The House kesinlikle çocuklar için değil!
Neden izleyelim? Yüzyıllar önce, gizemli bir mimar, yoksul bir ailenin babasına reddedemeyeceği bir teklifte bulunuyor: Kendi evlerinden vazgeçmeleri ve orada yaşamayı kabul etmeleri koşuluyla, karşı tepede inşa edeceği görkemli evi onların olacak, üstelik karşılıksız. Günümüzde bir müteahhit, bir yandan özenle yenilediği evi satmaya çalışırken bir yandan da kusurlarını gizlemeye çalışıyor. Yüzyıllar sonra, yükselen sular şehirleri yutmaya başlamışken bir ev sahibi evinden ayrılması gerektiğini kabullenemiyor. Bez bebekler, fareler ve kedileri özne seçen The House insan doğasının zaaflarına, korkularına ve zayıflıklarına odaklanan oldukça karanlık üç hikâye anlatıyor. İşte belki de bu yüzden tüm rahatsız edici ve gergin tonuna rağmen herkesin kendinden bir şey bulması oldukça kolay.
Nerede izleyebilirsin? The House, 14 Ocak'ta Netflix kataloğundaki yerini aldı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu sayıda Kadıköy'e yolumuz düştü, beyazperdenin kapısını araladık. Oradan Altın Gün dinlemeye geçtik ve yeni sesler keşfetmenin gücüne tutulduk.
21 Oca 2022

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



