The Zone of Interest: Ekmek kırıntıları ve elmaslar

Jonathan Glazer'ın Holokost filmi "The Zone of Interest", temsil edilemeyecek bir felaketi temsil etmeye hiç kalkışmadan kamerayı bu sefer kurbanlara değil faillere çeviriyor. Film, izlediğimiz ailenin "normalliğine" bakarak kendi konumumuza dair şüpheye düşmemizi istiyor.
The Zone of Interest: Ekmek kırıntıları ve elmaslar

23 Ağustos - Garanti BBVA - Duende
Garanti BBVA ile birlikte

Garanti BBVA’dan #MaviNefesProjesi : Aldığımız iki nefesten biri denizden Denizler, gezegenimizin oksijen kaynağı ancak iklim krizi ve kirlilik gibi tehditler ekosistemin dengesini bozarak hem deniz hem de kara yaşamını tehlikeye atıyor. Plastik atıklar, petrol sızıntıları ve diğer insan müdahaleleri, denizlerin geleceğini tehdit ediyor. Bu kirlilik, ekosistemin dengesini bozarak gezegenimizin geleceğinden çalıyor. “Dünyaya iyi bakıyoruz, geleceğe iyi bakıyoruz” misyonuyla yola çıkan ve denizlerimizin karşı karşıya olduğu tehditler karşısında sessiz kalmayan Garanti BBVA , DenizTemiz Derneği/ TURMEPA iş birliğiyle sürdürdüğü Mavi Nefes Projesi ile bu yıl da denizlerimize sahip çıkıyor. Nasıl? 3 yıl önce deniz kirliliğini azaltmak amacıyla başlatılan Mavi Nefes Projesi , başta plastik atıklar olmak üzere deniz çöplerinin toplanmasına ve deniz ekosisteminin korunmasına katkı sağlıyor. Projenin yeni dönemindeyse denizlerimizini oksijen kaynağı olan deniz çayırları ve mercanları çoğaltmak amacıyla deniz ekosistemini rehabilite etmek için uzun soluklu bilimsel koruma ve izleme çalışmaları yürütülüyor. Proje kapsamında üç yıl içerisinde Marmara Denizi, Adrasan ve Van Gölü’nde 230 ton katı ve sıvı atık toplandı. Projenin eğitim ayağında ise deniz temizliği konusundaki farkındalığı artırmak amacıyla öğrencilere ve öğretmenlerine deniz ekosisteminin korunması ve sürdürülebilir su kaynakları için bireysel sorumluluklar konularında eğitimler veriliyor. Dahası: Bu değerli iş birliğinden ilham alarak geleceğimizden çalmak yerine geleceğimizi korumak için çalışmak, denizlerin yaşam kaynağımız olduğunu her an hatırlamak ve hatırlatmak, hepimizin yarınlarımıza yapacağımız en büyük yatırım. “Aldığımız iki nefesten biri denizden” diyen Garanti BBVA , DenizTemiz Derneği/ TURMEPA ile Mavi Nefes Projesi sayesinde tertemiz ve sağlıklı yarınların kapısını aralıyor.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Film: The Zone of Interest
Yönetmen: Jonathan Glazer
Yapım yılı: 2023
Süre: 105 dakika

İngiliz yönetmen Jonathan Glazer’ın ses getiren filmi The Zone of Interest / İlgi Alanı, Auschwitz toplama kampı komutanı Rudolf Höss’ün “aile hayatından” kesitler sunan çarpıcı, dehşet verici ve üzerine konuşulması oldukça zor bir eser. 2023 Cannes Film Festivali’nden Jüri Büyük Ödülü’yle dönen film, sinema tarihinin Night and Fog’dan (1956, Alain Resnais) Shoah’ya (1985, Claude Lanzmann), Schindler’s List’ten (1993, Steven Spielberg) Son of Saul’a (2015, László Nemes) uzanan Holokost temsillerine bir yenisini ekliyor. 

Kendisi de Yahudi olan Glazer’ın 10 yıldır üzerinde büyük bir titizlikle çalıştığı The Zone of Interest, sinemada temsili mümkün olmayanı yine sinemanın araçlarıyla anlatmanın yollarını arıyor. Yönetmen alışılmışın dışına çıkarak kadrajına kurbanları değil, failleri alıyor. Böylece anlattığı hikayenin bir istisna değil, tam tersine, "kötülüğün sıradanlığı"na dair uyarı olduğunun da görüleceğini umuyor. 

Glazer filmi, iki ayrı film olarak tasarladığından bahsediyor: Görüntüdeki hikaye ve ses bandındaki hikaye. Açılışta üç dakika boyunca filmin isminin düştüğü karanlık ekranı izliyoruz, arkadan Mica Levi imzalı tüyler ürpertici, atonal bir müzik yükseliyor. 

The Zone of Interest, Nazi subayları tarafından kampın hemen dışındaki bölgeye verilen bir isim. İlk film, yani görüntüdeki hikaye bu bölgede geçiyor. Höss, karısı Hedwig, beş çocukları ve hizmetçilerinin yaşadığı bir “hayal evi” kurulmuş bu alana. Hitler’in ideal Alman ailesi tanımının adeta ete kemiğe bürünmüş bir versiyonu olan Höss ailesi, kampın kenarında yaşadıkları üç yıl boyunca bu alanda adeta bir “cennet” yaratmış. Yemyeşil bir bahçe, renk renk çiçekler, dalından koparıp yenmeye hazır taze meyve ve sebzeler, çocukların neşe saçarak oynadığı kaydıraklı bir havuz, kusursuz bir burjuva evi. Glazer, Höss ailesiyle ilgili araştırma yaptığı süreçte bu ailenin sınıf atlamaya çalışan ve burjuva bir yaşam tarzının hayalini kuran “sıradan” bir Alman işçi sınıfı ailesi olduğundan bahsediyor. 

The Zone of Interest | Kaynak: İKSV

Höss ailesinin sürdürmeye çalıştığı bu burjuva yaşam tarzının ne pahasına elde edildiği, film boyunca kan dondurucu örneklerle karşımıza çıkıyor. Bir süre ailesinden uzakta çalışmak zorunda kalan Höss, ailesine şöyle diyor örneğin: “Bu tutturduğumuz yaşam tarzı, tüm bu fedakarlıklara değer.” Bu cümle, filmin arka planındaki ve ses bandındaki ikinci hikayenin de kısa bir özeti gibi. 

Nazilerin soykırıma giden yolda yoksulluğun ve sınıfsal eşitsizliğin kaynağı olarak hedef gösterdiği Yahudi toplumuyla filmde Höss ailesi aracılığıyla dolaylı olarak karşılaşıyoruz. Hükümetin kapsamlı propaganda programları sonucu canavarlaştırılıp “insanlıktan çıkarılan” Yahudiler, Höss ailesinin ve filmdeki diğer Nazilerin gözünde yalnızca bir rakam. Daha fazla kâr ve sermaye için sömürülecek bir işgücü ya da zarar etmemek için “en verimli şekilde” yok edilecek bir fazlalık. 

Böylesine “normal” görünümlü bir ailenin, nasıl olup da yanıbaşlarında katledilen insanları umursamadıkları sorusuna tam da bu canavarlaştırma argümanıyla cevap veriyor Glazer. Höss, kızına Hansel ve Gretel’in masalını okurken kulağımıza hikayedeki yaşlı cadıyla ilgili bazı cümleler çalınıyor. Cadının hak ettiği için “cayır cayır yandığını” söylüyor masal ve şöyle bitiyor: “Artık ekmek kırıntıları yok, elmaslar var!” 

Kampa gönderilen Yahudilerin kıyafetleri arasından kendine bir kürk ve kırmızı bir ruj seçen Hedwig, bir diğer sahnede ise annesiyle Yahudilerin sinsi planları hakkında sohbet ediyor. Cennet bahçesinde dolaşırlarken annesi duvarın arkasına bakıyor ve “Belki de evine temizliğe gittiğim kadın da buradadır” diyor Hedwig’e. Ve nasıl kadının pahalı perdelerini başkasına kaptırdığından.

Ekmek kırıntısından elmasa geçebilmek adına her şeyi mübah kılan bu dehşet verici ideolojinin, kendi deyişiyle “antropolojik” bir fotoğrafını çekiyor böylece Glazer. Bunun muğlak ve apolitik bir kötülük hâlinden ziyade sınıfsal, kültürel ve politik olarak planlanmış bir ideolojik katliamın sonucu olduğunu söylüyor. Film boyunca küresel çapta kapitalist ekonominin ve büyük şirketlerin de (ismi geçen şirketlerden biri Siemens) bu “verimli” katliam düzeninden nasıl yararlandığını ve savaş sırasında geliştirilen teknolojiler sayesinde nasıl bir sermaye biriktirdiğini de ima ediyor. Kamplar için mühendisler tarafından tasarlanan “daha verimli insan yakma” planlarından etkilenen CEO’lardan bahsediyor örneğin bir komutan. 

The Zone of Interest | Kaynak: İKSV

'Big Brother Nazi Evinde'

Glazer, filmde karakterlere olabildiğince nesnel bir şekilde yaklaşabilmek adına birkaç önemli yöntem kullanıyor. Bunlardan ilki, çoklu kamera sistemi. Pek çok odadan oluşan evin her odasına ve bahçenin farklı bölümlerine kameralar yerleştirilmiş, böylece karakterler odadan odaya geçerken kamera da değişiyor. Glazer, bir reality TV programı gibi tasarlanan bu sistemi “Big Brother Nazi Evinde” olarak tanımlıyor. Böyle bir sistem kurmasının temel nedeni, kendisinin "antropolojik" diye adlandırdığı yaklaşım. Karakterlerle herhangi bir özdeşleşme yaratmadan onları gözlemlemeyi amaçlayan yönetmen, özellikle sette bulunmamayı tercih etmiş çekimler boyunca. Glazer bu sayede herhangi bir “auteur” ya da yönetmen imzasını minimuma indirmek ve durumu olabildiğince çıplak bir şekilde aktarmak istemiş. Bu anlamda filmin önceki Holokost temsillerinden ayrıştığı iki temel nokta var: Görsel olarak yalnızca failleri temsil etmesi ve bunu olabildiğince mesafeli bir şekilde yapması. 

Görüntüde izlediğimiz faillerin hikayesine, ses bandında ise ikinci bir film eşlik ediyor. Film boyunca sürekli olarak kamptan gelen ağır ve bunaltıcı bir uğultu sesi duyuyoruz. Arkada olanları bir anlığına bile unutmamıza izin vermeyen yoğun bir dip ses bu. Bu sese kimi zaman çığlıklar, haykırışlar ve kaçmaya çalışan kurbanların ayak sesleri ekleniyor. Kadrajın içinde gördüklerimizle büyük bir tezat oluşturan ses bandı, filmi izleme deneyimini olabildiğince huzursuz ve rahatsız edici bir hâle getiriyor. Bu noktada Glazer’ın kampın içini ve kurbanların deneyimini temsil etmeye kalkışmamasının bilinçli bir ideolojik tercih olduğunu söyleyebiliriz. 

The Zone of Interest | Kaynak: İKSV

Temsil edilemeyecek olanı temsile kalkışmak

Holokostu temsil eden çeşitli filmlere yöneltilen eleştirilerden bir tanesi, bu filmlerin temsil edilemeyecek bir felaketi temsile kalkışmasıdır. Tanıkların çoğunun katledildiği, dolayısıyla tanıklığın neredeyse olmadığı bir “deneyim” kelimelerle ya da imgelerle anlatılabilir mi? 

Örneğin Haneke, Spielberg’in Schindler’s List’te yaptığını “akıl almaz” bulur. Ona göre, seyircinin duygularını manipüle eden Hollywood dili, Holokost için kullanıldığında felaketi bir eğlence malzemesine indirgemiş olur. Kurbanlar gaz odasına girdiğinde, seyircide “Duşlardan gaz mı yoksa su mu akacak” diye gerilim (yani “sinemasal bir eğlence”) yaratmak, neredeyse ahlaksızcadır. 

Son of Saul ise bizi kamptaki bir kurbanın perspektifine hapseder. Küçücük bir kadrajdan sanki Saul'muşçasına “kampta olmanın nasıl bir deneyim olduğunu” hissetmeye çalışırız. Oysa ne kampın içi ne de kurbanın deneyimi temsil edilebilir bir konumdadır. Bu yüzden Glazer, filmde seyircinin kurbanlarla değil, faillerle özdeşlik kurmasını istemiş. Böylece herkesin kendi içindeki potansiyel şiddetin izlerini bulmasını, izlediğimiz ailenin “normalliğine” bakarak kendi konumumuza dair şüpheye düşmemizi hedeflemiş. 

Öte yandan, Glazer’ın yine Holokost’un temsiliyle ilgili çokça sorulan ve henüz tam olarak cevaplanmamamış bir soruya kendince bir cevabı da var: “Bu hikaye anlatılmamalı mı? Anlatılacaksa nasıl anlatılmalı?” Yönetmen buna şöyle cevap veriyor: 

“Anlatılmalı ancak nasıl anlatılacağının paradigmasını sürekli araştırmalıyız.” 

The Zone of Interest, yukarıda bahsedilen örneklerin yaptığı gibi seyircide bir empati ya da sempati uyandırmakla ilgilenmiyor ve kurbanların deneyimini aktarmaya kalkışmıyor. Ancak kampın içinin hakikatı sürekli kadraja sızıyor; kokuyla, sesle, dumanla... Ve izlediğimiz gündelik rutini sürekli sekteye uğratıyor. Glazer buna birilerinin cennetinin başkalarının cehennemine dönüşmesi diyor. Cennet bahçesinin ardında ve altında cehennem, tüm dehşetiyle var olmaya devam ediyor. Çocuklarıyla nehre yüzmeye giden Röss, suyun içinde öldürülüp yakılmış birinin dişlerini buluyor ve büyük bir panikle çocukları sudan çıkarıyor. Çocuklar ivedilikle banyoya sokuluyor, hizmetçiler üzerlerinden küller ve ceset parçacıklarını temizlemeye çalışıyor.  

Glazer’ın failler ve kurbanlar dışında filmde yer verdiği üçüncü bir tarihsel özne daha var: Direnenler. Yönetmenin filmin genelinde kullandığı reality TV ya da gözlemci belgesel estetiği, bu direnişin resmedildiği yerlerde deneysel sinemanın çeşitli araçlarıyla harmanlıyor. Bu sahnelerde filmin yüzeyinde bazı yırtılma anları ortaya çıkarıyor. 

Kampın yakınlarında yaşayan Polonyalı 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu, geceleri gizlice kampa girerek etrafa elmalar bırakıyor. Daha sonradan direniş hareketine katılmış Alexandria isimli gerçek bir kadının hikayesinden esinlenen bu sekanslar, gece kamerasıyla çekilmiş. Görsel olarak sanki analog bir fotoğrafın negatifini andırıyor bu bölümün renkleri. Anlatılan resmî hikayeye açılan bir parantez, gündüzün gecesi oluyor bu direniş sekansları. Glazer, filmin fazlaca karanlık olduğunu hissettiği bir anda bu hikayeyi anlatıya dahil etmeye karar vermiş. Ancak yine Holokost söz konusu olduğunda, kurtuluşun olmadığı bir felaketten umut ve kahramanlık devşirmenin Schindler’s List’te olduğu gibi ne kadar problematik olabileceğini de unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla burada Alexandria’nın varlığını Holokost’a dair bir kurtuluş anlatısından ziyade, tekerrür eden tarihe düşülmüş bir direniş kaydı olarak görmek mümkün. 

Nerede izleyebilirsin? The Zone of Interest bugün Prime Video’da yayınlanıyor.

Benzer işler:

  • Night and Fog / Nuit et brouillard (1956, Alain Resnais)
  • The White Ribbon /  Das weiße Band - Eine deutsche Kindergeschichte (2009, Michael Haneke)
Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

⚠️ The Zone of Interest, Saraybosna’dan festival notları

Aslı Ildır'dan "The Zone of Interest" eleştirisi, Saraybosna Film Festivali’nden yarışma filmlerine dair notlar.

23 Ağu 2024

Garanti BBVA ile birlikte
The Zone of Interest | Kaynak: İKSV

YAZARLAR

Aslı Ildır

Yazar - Bu Hafta Ne İzlesem?

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?