

Sorbonne Üniversitesi BMI Business School İstanbul iş birliği sunar: International Executive MBA Programı Kariyer hedeflerinizi gerçeğe dönüştürmek sizin katılımınızı bekleyen International Executive MBA Programı , geçtiğimiz yıl Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmesinin ardından şimdi Eylül 2023 dönemi için kayıtları almaya başladı. Nedir? Dünyanın en köklü ve prestijli üniversitelerinden Paris Sorbonne Üniversitesi 'nin resmî iş okulu olan IAE Paris Sorbonne Business School ve BMI Business School İstanbul iş birliğiyle düzenlenen International Executive MBA Programı , lider yöneticiler geliştirmek için özel olarak hazırlanmış; Université Paris 1 - Pantheon Sorbonne Üniversitesi’nin resmî diplomasına hak kazanmanızı sağlayan; uluslararası geçerliliğe ve tanınırlığa sahip bir İşletme Yüksek Lisans Programı. Neler var? Dijital çağda iş yönetimi ve liderlik becerilerini geliştirmeye odaklanan toplam 14 eğitim modülü + tez / proje çalışmasından oluşan program, Avrupa’dan ve Türkiye’den alanında uzman akademisyenlerin yer alacağı eğitim seanslarının yanı sıra; Türkiye’nin üst düzey yöneticileriyle deneyim paylaşma, yönetim simülasyonları, liderlik / kişisel gelişim koçluk seansları ve takım uygulama çalışmalarıyla güçlendirilmiş bir gelişim yolculuğu sunuyor. Modüllerden ikisinin Paris’te, geri kalanların İstanbul’da gerçekleşeceği program hakkında detaylı bilgi almak ve kayıt yaptıtmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilir; liderlik becerilerini iş dünyasında sergileyebilen biri olmaya başlayabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Geçtiğimiz ayın sonlarında yabancı bir lider ABD Başkanı Joe Biden'ı "süper agresif" sanayi politikaları izlemekle suçladı. Bu lider, Amerika'nın başlıca jeopolitik rakipleri olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ya da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping değildi.
Şikayet ABD'nin bir müttefiki olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan, Biden'ın elektrikli araçlar, bataryalar ve diğer yenilenebilir teknolojilere yapılan yerli yatırımları sübvanse ederek Amerikan ekonomisini karbonsuzlaştırmaya yönelik dönüm noktası niteliğindeki girişimi olan Enflasyon Azaltma Yasası (IRA) hakkında geldi.
Bu sübvansiyonlara hak kazanmak için firmaların kritik girdileri ABD merkezli üreticilerden temin etmesi gerekiyor ki bu da yeni mevzuatın Avrupa sanayisini baltaladığını düşünen Macron ve diğer liderleri rahatsız ediyor. Macron, Fransa'nın orta sınıfa yönelik işler yaratma konusunda kendi zorluklarıyla karşı karşıya olduğunu söyleyerek "Enflasyonu Azaltma Yasası sonucunda belki siz kendi sorununuzu çözeceksiniz ama bizim sorunlarımızı artıracaksınız" diyor.
Ancak iklim değişikliğini ele alırken diğer ülkelere maliyet yüklemek tam da Avrupa Birliği'nin yapmayı planladığı şeylerden bir tanesi. AB, karbon sınır ayarlama mekanizması (CBAM) aracılığıyla yakında bazı karbon yoğun ithalatlara vergi uygulayacak. Amaç, yabancı firmaların daha ucuz ithalat yoluyla Avrupalı üreticileri baltalamasına izin vermeden karbon için yüksek bir iç fiyat sağlamak. Fakat ithalat vergileri Mozambik, Mısır ve Hindistan gibi birçok düşük gelirli ülkeye de zarar verecek.
Avrupalı yetkililer CBAM'ın Enflasyonu Azaltma Yasasından farklı olduğunu çünkü çok taraflı ticaret rejiminin temel bir ilkesi olan ayrımcılık yapmama ilkesini ihlal etmediğini savunuyor. Bu mekanizmanın tek amacının, yüksek yerel karbon fiyatlarına tabi olan Avrupalı şirketler ile buna tabi olmayan yabancı üreticiler arasındaki şartları eşitlemek olduğunu söylüyor ve CBAM'ın Avrupalı şirketlere haksız bir avantaj sağlamadığında ısrar ediyorlar.
Ancak bir ülkenin şartları eşitlemesi, başka bir ülkenin karşılaştırmalı üstünlüğünü haksız bir şekilde hedef alması anlamına geliyor. Elektrik gibi belirli girdilerin maliyetlerinin eşitlenmesi, çelik ve alüminyum gibi enerji yoğun ürünlerin ihracatçılarını orantısız bir şekilde etkiliyor. Bu nedenle uluslararası ticaret kuralları genellikle yerli ve ithal mallara üretim süreçleri temelinde farklı muamele yapılmasına karşı çıkıyor çünkü korumacılığı ayrımcılık yapmama kisvesi altında gizlemek çok kolay.
Çin bu konuda bir örnektir. Ülkenin güneş ve rüzgar enerjisi endüstrilerine yıllarca verilen yüksek sübvansiyonlar Çinli firmaları dünya şampiyonu, Çin'i de dünyanın önde gelen yenilenebilir enerji üreticisi haline getirdi. Amerikan ve Avrupalı firmaların küresel pazarlardan dışlanmasıyla Batı, Çin'i korkunç kayırmacılığı nedeniyle uyardı.
Ancak Çin sübvansiyonları Batılı firmaları dezavantajlı hale getirmiş olsa da, aynı zamanda bir hükümetin iklim değişikliğiyle mücadele etmek için yaptığı en iyi şeylerden biriydi. Firmaların normalde yapabileceklerinden çok daha hızlı ölçek büyütmelerini sağlayan bu politikalar, güneş enerjisi maliyetinin %90 oranında düşmesine ve rüzgar enerjisi fiyatının yarıya inmesine yardımcı olarak bu teknolojilerin karbonla rekabet edebilecek kadar ticari olarak uygulanabilir hale gelmesini sağladı. Yabancı rakiplerine vurduğu darbeye rağmen Çin, insanlığın en acil sorununun çözümüne yadsınamaz bir katkıda bulundu.
Elbette, yeşil politikalar konusunda daha fazla uluslararası işbirliğini teşvik ederek daha iyi, daha az hırçın sonuçlar elde etmek mümkün olabilir. Örneğin Harvard'dan meslektaşım Jeffrey Frankel, CBAM ve IRA konusundaki anlaşmazlıkların Dünya Ticaret Örgütü tarafından karara bağlanması gerektiğini savunuyor. Kendisinin de belirttiği gibi DTÖ, ülkelerin çevresel nedenlerle bağımsız politikalar izlemesine izin vermektedir. Ancak DTÖ, ticaret kurallarının hangi koşullar altında çevreci önlemleri kısıtlaması gerektiğini ya da bu önlemlerin kısıtlanıp kısıtlanmayacağını belirlemek için doğru forum değildir.
DTÖ'nün genel varsayımı, ticareti bozmadıkları sürece hükümetlerin çevresel sürdürülebilirlik veya kamu sağlığı gibi ticaret dışı hedefleri takip etmeleri gerektiğidir. Benzer şekilde, ana akım ticaret ekonomistlerinin mantığı, verimlilik ve diğer kamu politikası hedeflerinin düzgün bir şekilde ayrılabileceğini varsayar. Buna göre, hükümetlerin doğru politikaları uygulaması halinde ayrımcı olmayan serbest ticaret her zaman mümkündür. Özellikle sürdürülebilirlik hedefleri, ticareti bozmadan firmaları çevresel dışsallıkların maliyetlerini içselleştirmeye teşvik eden fiyatlandırma planları (veya eşdeğer miktar hedefleri) ile karşılanabilir.
Ancak gerçek dünyada, yeşil politikalar izleyen hükümetler, muhalifleri ve potansiyel kaybedenleri gemiye almak için karmaşık anlaşmalar gerektiren idari ve siyasi engellerle karşılaşırlar. IRA ve CBAM'ın her ikisi de bu tür pazarlıklara dayanmaktadır; aksi takdirde kendileri için maliyetli olabilecek yeşil bir geçişi kabul etmeleri karşılığında yerli üreticilere iş ve kâr vaat etmektedir. Bu gibi durumlarda, küresel ticaret panellerinin alternatif araçların mevcudiyeti hakkında karar vermesi ve iç politikadaki ödünleşimleri ikinci plana atması zor ve belki de uygunsuz olacaktır.
Çin'in güneş ve rüzgar sübvansiyonlarında olduğu gibi, çatışma daha geleneksel olarak ticari olduğunda bile, söz konusu önlemler küresel karbonsuzlaştırma çabasını ilerlettiğinde ticaret kurallarının engel olmasına izin verip vermememiz gerektiği belirsizdir.
İdeal bir dünyada iklim değişikliği, karbon fiyatlandırması, yeşil teknolojiler için ayrımcı olmayan sübvansiyonlar ve yüksek gelirli ülkelerden düşük gelirli ülkelere transferleri birleştiren küresel olarak koordine edilmiş bir dizi politika aracılığıyla ele alınacaktır. Ancak şu anki dünyada, sürdürülebilir bir gelecek sağlamak için tek şansımız, çılgınca çeşitlilik gösteren ve karmaşık yerel hususlar tarafından yönlendirilen ulusal politikalardan oluşan bir karmakarışıklığa bağlıdır. Ticarette tutucu olmamalı ve mükemmelin iyinin düşmanı olmasına izin vermemeliyiz.
Harvard Kennedy School'da Uluslararası Politik Ekonomi Profesörü olan Dani Rodrik, aynı zamanda Uluslararası Ekonomi Birliği Başkanıdır.
© Project Syndicate, 2022.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
TCMB ekim ayında UYP açığının gerilediğini duyurdu. TÜİK 2021 yılı nüfus verilerini yayımlarken, Almanya'da iş dünyası güveni üçüncü ay üst üste yükseldi
20 Ara 2022

YAZARLAR

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Suriye’de Aralık 2024’te yaşanan yönetim değişikliğinin ardından hızla büyüyen Türkiye-Suriye ekonomik ilişkileri, yeni bir aşamaya geçmeye hazırlanıyor. Türk şirketleri bugüne kadar savaşta üretim kapasitesinin önemli bölümünü kaybeden Suriye’ye gıda, makine, elektrik ekipmanı, yapı malzemesi gibi temel ürünler ihraç etti. Şimdi bu ticaretin bir bölümünü Suriye içindeki üretime taşıyacak banka ve sanayi altyapısının kurulması gündemde.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak ikinci çeyrek büyüme ve Temmuz ayı işgücü verileri ile Perşembe günü açıklanacak Ağustos ayı enflasyonu ön plana çıkarken, yurt dışında Salı günü Avro Bölgesi'nde açıklanacak Ağustos ayı enflasyonu ile Cuma günü ABD'de açıklanacak Ağustos ayı istihdam verileri takip edilecek.
31 Ağu 2026

Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.

TCMB’nin haftalık repo ihalelerine beklenenden erken dönmesi teknik olarak bir normalleşme adımıydı ancak piyasa aynı karardan Eylül’de faiz indirimi, Ekim’e kadar bekleme ve erken gevşeme olmak üzere üç farklı sonuç çıkardı. Merkez bankacılığında iletişim doğrudan bir politika aracıysa belki de asıl soru kararın kendisinden çok piyasanın neden TCMB’nin hangi gelişmeye nasıl karşılık vereceğini hâlâ ortak bir çerçeveden okuyamadığıdır.

Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".



