Trump, kartallar ve akbabalar: Dünya Kupası’nın siyasi yolsuzluklar tarihi

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
FIFA Başkanı Gianni Infantino, “tarihin en görkemli Dünya Kupası’nı” düzenleme yolunda büyük ortağı Donald Trump’ı hoşnut etmek için “Barış Ödülü” icat ederken işlerin buraya geleceğini tahmin etmiyordu muhtemelen.
- Barış ödülü verdiği lider, bundan bir ay sonra Venezuela lideri Maduro’yu konutuna düzenlenen silahlı operasyonla alıkoyarak ülkesine getirdi ve hapsetti; iki ay sonra ise İsrail’le birlikte 2026 Dünya Kupası katılımcısı İran’ı bombalamaya başladı. Arada ambargosunu ağırlaştırdığı Küba’yı elektriksiz, gıdasız bıraktı; Grönland’ı ve hatta Kanada’yı ilhak hayallerini kamuoyuna tartıştırdı.
Eski FIFA Genel Sekreteri Jerome Valcke’nin, kurumun gayriresmi mottosuna dönüşen “daha az demokrasi, daha iyi turnuva” vecizesini aklında tutan Infantino için bunlar görmezden gelinebilirdi. Onun için önemli olan dünyanın en büyük eğlence ve medya pazarı ABD’de düzenleyeceği, gelir rekortmeni (13 milyar dolar) turnuvaydı.
Yanlış anlaşılmasın, Infantino Dünya Kupası’nın ev sahibi olduğu için ABD lideri Trump'a katlanıyor değil. İkili arasında doğal bir çekim, bir dostluk var. Daha doğrusu Infantino’nun “en zengin, en güçlü, en popüler” olanlara bir zaafı var. Bir zamanların en popüler sosyal medya figürlerinden Nusret’in 2022 Katar Dünya Kupası finali sonrası saha içinde Messi’yle zorla selfie çekmesini olanaklı kılan da bu zaaftı.
- Bu yüzden Trump’ın modern dönemde görülmemiş biçimde, üstelik kendisinin de söylediği üzere, kurallarını dahi bilmediği bir spora dair Infantino’yu arayıp, “Ya şu bizim kırmızı kart cezasını halledemez miyiz” diyebilmesi olmayacak iş değildi! Acayip olan Infantino’nun Trump’ın bu sözünü emir telakki etmesi...
Infantino’nun Bosna-Hersek maçında kırmızı kart gören Folarin Balogun’un cezasını jet hızıyla erteletmesi uzun yıllardır adı türlü yolsuzlukla anılan kurumun meşruiyetinin bir kez daha sorgulanmasını beraberinde getirdi. Uzun süredir Infantino’ya muhalefet eden UEFA, “benzeri görülmemiş, anlaşılmaz ve savunulamaz” olarak nitelediği bu kararın “kırmızı çizgiyi aştığını” belirtti.
Futbolun önemli figürlerinden Alman teknik direktör Jürgen Klopp, “Bu bizim oyunumuz, onların değil… Eğer Trump ve Infantino gerçekten bu işi kendi aralarında hallettiyse bu akıl alır gibi değil. Her şeyi tartışmalı hâle getirir… Futboldan zerre anlamayan bu iki kişinin bu işle hiçbir ilgisi olmamalı” ifadelerini kullandı.
Bir adım geriden: Balogun’dan önce cezası ertelenen daha önemli bir isim 1962’de Garrincha’ydı. Yarı finalde Brezilya’nın Şili’yi 4-2 yendiği maçta rakibin sert müdahalelerine tepki gösteren Garrincha oyundan atılmış ve bir maç ceza alarak finalde oynayamayacak duruma düşmüştü. Futbolda henüz “kırmızı kart” yoktu ve Brezilya’nın Şili Büyükelçisi maçın hakemi Arturo Yamasaki’den Garrincha’nın oyundan atılmasına dair kararını geri çekmesini istedi. Büyükelçi bunu yaparken maçın yardımcı hakemi Esteban Marino’nun tavsiyesiyle kendisiyle konuştuğunu dile getirmişti. Marino ise o sırada Brezilya’nın sağladığı biletle Paris’e gidiyordu.
Brezilya’nın bir diğer hamlesi de delegasyon başkanı Mozart di Giorgio’nun Disiplin Kurulu’na Garrincha’nın daha önce hiç oyundan atılmadığına dair verdiği yalan beyandı. (Gerçekte Garrincha daha önce üç kez oyundan atılmıştı) Brezilya’nın müdahaleleri işe yaradı ve Pelé’nin yokluğunda turnuvanın yıldızı olan Garrincha, finalde de takımını sürükleyerek Brezilya’yı ikinci kez şampiyonluğa taşıdı.
Infantino tepkileri neden umursamıyor?
Tepkilerin çoğunlukla Batı’dan yükselmiş olması, Infantino’nun rahatlığının bir başka sebebi. Çünkü FIFA başkanlığı basit bir matematiksel hesaba bağlı: 211 delegeden 106’sının oyunu alan seçilir.
Infantino, Dünya Kupası katılımcılarının sayısını 48’e yükselterek Afrika, Asya, Okyanusya, Kuzey ve Orta Amerika ve Güney Amerika’nın kontenjan sayısını Avrupa’ya göre oransal olarak ciddi şekilde artırdı. Ayrıca turnuvanın gelirlerini de artırarak UEFA dışında kendi kendine yetecek finansal gücü olmayan kıta federasyonlarını ihya etti.
BBC’nin haberine göre bugün itibarıyla Infantino’nun Afrika’dan 54, Asya’dan 47, Güney Amerika’dan 10 oyu yani toplamda 111 oyu garanti. Bu da 2019 ve 2023’te karşısına aday dahi çıkmayan İsviçreli başkanın koltuğunun sağlam olduğunu gösteriyor. Hâl böyleyken hatırlı bir dostun kalbi de kırılmıyor. Üstelik FIFA tarih boyunca bu tip alengirli meselelerde ev sahipleriyle, güçlü liderlerle mesafesini koruyamamasıyla meşhurdur. Bunun nedenini anlayabilmek için tarihe kısaca göz atmak yeterli.
Mussolini’nin hakemleri
Benito Mussolini futboldan pek anlamıyordu ama oyunun gücünün farkındaydı. “Birleşik İtalya”nın lideri olarak ülke futbolunu da birleştirmeyi hedefledi. 1929’da ulusal futbol ligi Serie A kuruldu, büyük stadyum inşaatları tamamlandı.
Tüm bunlara rağmen 1930’da turnuva ev sahipliğinin Latin Amerika’ya verilmesine kızdı ve İtalya’yı Uruguay’a göndermedi. Yine de Uruguay’ın ev sahipliğini nasıl değerlendirdiğini görmesi FIFA’ya kin tutmaması için yeterli oldu. Turnuva bu kez Avrupa’ya gelirken İtalya’nın mutlaka direksiyonda olması gerektiğini düşünüyordu. Nitekim 1932’de ev sahipliğini kaptı.

Ülke futbolunda yabancı futbolcu yasağını hafifletmek için çıkarılan ve İtalyan göçmeni olduğunu kanıtlayan Latin Amerikalıları yerlileştiren “Oriundo yasası” ile İtalya millî takımının kadrosunu Uruguay ve Arjantin kökenli isimlerle güçlendirdi. Bu sayede 1930’da Arjantin adına turnuvanın yıldızlarından olan santrhaf Luis Monti, 1934’te İtalya formasını giydi. Raimundo Orsi ve Enrique Guaita şampiyonlukta önemli pay sahibi olan diğer Arjantin kökenli isimlerdi.
Turnuvada Mussolini’nin nüfuzunu konuşturduğu esas mesele ise hakemlerdi. Çeyrek finalde ilk İspanya maçını yöneten Louis Baert ve rövanşı yöneten Rene Mercet, yarı finalde Avusturya maçını idare eden İsveçli Ivan Eklind, tarihe “Mussolini’nin hakemleri” olarak geçecek kadar şaibeli yönetimler sergilediler.
- Çeyrek finalde İspanya, 1-1’in rövanşında 7 as futbolcusu olmadan sahaya çıktığı maçta Mercet’in vermediği iki golle elendi. Medyada İtalya’nın “12. adamı” olarak nitelenen Mercet, İsviçre’ye dönüşünde hakemlikten uzaklaştırıldı.
Yarı finalde Çekoslovakya-Almanya maçını bir İtalyan hakem yönetir ve favori Almanya bir şekilde elenirken İtalya, dönemin “harika takım”ı Avusturya karşısında bir gece önce Mussolini ile yemek yediği ortaya çıkan İsveçli hakem Ivan Eklind’e emanetti. Mussolini, Eklind’den o kadar memnundu ki final maçını da ona yönettirildi. İsveçli hakemin, yardımcısıyla birlikte Mussolini’ye başkanlık locasının önünde faşist selamı verdiği maçta İtalya, Çekoslovakya’yı 2-1 yendi ve Il Duce muradına ermiş oldu.
Maçtan sonra İtalyan futbolcular, Roma’daki Faşist Parti Ulusal Stadyumu’nu Dünya Kupası’ndan çok onun 6 katı büyüklüğündeki Duce Kupası’yla turluyordu. Jules Rimet anılarında turnuva boyunca FIFA’nın otoritesinin Mussolini rejimi karşısında gölgede kaldığını söyleyerek “Uluslararası futbolun gerçek patronunun Mussolini olduğu” izlenimine kapıldığını ifade etmişti.
Peru’nun Arjantin’e 'muhalif ihracı'
karşılığı sattığı maç
Bir liderin ülkesinin başarısı için neler yapabileceğini ve FIFA’nın buna karşı ne kadar etkisiz kalabileceğini 1934’te Mussolini kanıtladı. Mantığımız bize futbol ve Dünya Kupası büyüdükçe, teknoloji ve iletişim geliştikçe 1934’te İtalya’da yaşanan “kaptıkaçtı”nın bir daha tekrarlanmayacağını söylüyor. Oysa 1978’de Arjantin’de CIA destekli askerî cuntanın sevk ve idaresinde oynanan Dünya Kupası bunun da aksini gösterdi.

25 milyon nüfuslu Arjantin o sırada "tanıdığının tanıdığı" gözaltında kaybedilmemiş kimse olmayan, tam 30 bin kişinin gözaltına alındıktan sonra yok olduğu, 400 işkence kampına ev sahipliği yapan bir ülkeydi. Ve cunta turnuvaya "ülkede yaşananları gizleyin" talimatıyla ABD’li halkla ilişkiler şirketi Burson&Marsteller’a 500 bin dolar ödeyerek hazırlanmıştı.
- Latin Amerika genelinde CIA öncülüğünde "Akbaba Operasyonu" yürürlükteydi yani çoğu darbeyle göreve gelmiş askerî, sağ rejimler sol muhalifleri şiddetle bastırırken birbirlerine de destek oluyordu. Arjantin, Bolivya, Brezilya, Şili, Ekvador, Paraguay, Peru ve Uruguay'ın dahil olduğu operasyon ağının sağlamlığı Dünya Kupası'yla ilginç bir teste tabi tutuldu.
İkinci grup aşamasında finale kalacak son maçlar oynanmadan önce FIFA, ilk tuhaf adımı attı ve Brezilya-Polonya maçını bir gün önce oynattı. Brezilya 3-1 kazandı, böylece Arjantin'e tur atlaması için 4 farklı galibiyetin yeterli olacağı ortaya çıktı. Şike iddiaları gırla giderken Arjantin, Peru'yu 6-0 yendi ve finalde Hollanda'nın rakibi oldu.
Peru maçından önce Arjantin cuntasının lideri Jorge Rafael Videla ve ABD'nin özellikle Latin Amerika'daki uzun kollarıyla tanınan eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın Peru soyunma odasını ziyaret etmesi başlı başına büyük bir skandaldı.
2012'de dönemin Perulu senatörü Genaro Ledesma ise esas bombayı patlattı. Ledesma, Arjantin mahkemesine yaptığı tanıklıkta Peru takımının maçı "Akbaba Operasyonu" kapsamında sattığını, farklı yenilgi karşılığında Videla rejiminin Peru lideri Francisco Morales Bermudez'e 13 Perulu muhalifin tutuklanması ve işkence görmesine dair söz verdiğini açıkladı.
Öte yandan: Ledesma'nın tanıklığından önce yaygın olarak paylaşılan bir diğer iddia da Arjantin'in Peru'ya 35 bin ton buğday ve silah gönderdiğine ve Arjantin Merkez Bankası'ndaki 50 milyon dolarlık dondurulmuş Peru varlığını iade ettiğine dairdi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Dünya Kupası'nda çeyrek finalistler belirleniyor. Trump'ın Infantino'ya Balogun'un kırmızı kart cezasını erteletmesi siyasi müdahale tartışmalarını artırdı.
07 Tem 2026

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Her şeyi kazanan, bütün rekorları kıran ve rakiplerini geride bırakan biri neden hâlâ bırakamaz? "Novak Djokovic: Kış Kurdu" belgeseli, bu soruyla yola çıkıyor ama Djokovic’in karakterini tüm karmaşıklığıyla ele almak yerine çoğu kez onun kendi anlatısına teslim oluyor. Ortaya, zaferi mutlulukla karıştıran ve bütün dünya yenildiği hâlde rahatlayamayan huzursuz, çelişkili ve zaman zaman insanı öfkelendiren bir adam hakkında fazlasıyla huzurlu bir hikaye çıkıyor.

Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.



