Üç kuşağı birbirine bağlayan bir hat: Baba-kız ilişkisinin dolambaçlı yolları

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bayramı ailesiyle geçirenler duygusal açıdan farklı bir yoğunluk içine girebiliyorlar. Belki daha kırılgan, öfkeli, gergin ya da daha sevgi, özlem, şükran dolu… Bayramlarda seyranlarda aile yanındaysak özellikle çocukluğumuzun geçtiği olay mahalline döneriz sanki. Ve o olay mahalli bize her zaman sıcak bir yuva, özlemle yâd edilen çocukluk anıları sunmayabilir. Geçti gitti sandığınız duygular, anılar çat diye karşınıza çıkabilir, tetiklenebilirsiniz ya da hiç geçmeyeceğini sandığınız şeylerin üzerinde yeller estiğini, büyük tepkiler verdiğiniz olaylara bakış açınızın çoktan değiştiğini de görebilirsiniz.
- Eğer kendi üzerinize düşünmeye eğilimli biriyseniz aileyle geçirilen uzun vakitlerde özellikle anne-baba-kardeş ilişkilerini gözlemlemek, size geçmişte yapılan hataları tekrar tekrar görmek ve kendi ilişki örüntülerinizle yüzleşmek de epey zorlayıcı olabilir.
Büyükanne/büyükbaba gibi bir üst kuşak devreye girdiğinde ise annenizin/babanızın davranışlarını bir nebze de olsa anlama fırsatını bulabilirsiniz. Kuşaktan kuşağa aktarılan travmalar, mağduriyetler, davranış kalıpları, dikkatli ve meraklı gözlerin önüne serilebilir böyle günlerde. Kaybettiğimiz kişiler, kaybettiğimiz duygular özel günlerde daha çok gözümüze çarpabilir. Tutulmamış yaslar oradan buradan sarkar da içimize çöken ağırlık hissiyle bir başımıza kalabiliriz.
Velhasıl bayramlarda aile tarihimizle bireysel tarihimiz arasında mekik dokumaktan biraz yorgun düşeriz. Aile evine gittiğinde sürekli uyumak isteyen insanlar biliyorum acaba bunun nedeni bahsettiğim yorgunlukla ilgili olabilir mi? Belki de huzur bulduğumuz için kendimizi uykunun kollarına atmak istiyoruzdur, kim bilir.
Sentimental Value'da kuşaklararası aktarım
Tam da bayram üstü izlediğim ve bana aile dinamiklerini kuşaklarası aktarım üzerinden yeniden düşündüren Sentimental Value (Manevi Değer) ve çağrıştırdıklarından bahsetmek istiyorum bu vesileyle.
98. Oscar Ödülleri’nde “En İyi Uluslararası Film” ödülünü alan Sentimental Value (Manevi Değer) filmi, aile içindeki görünmez duygusal mirasları, aile içi ilişkilerin kopuşunu ve onarılışını ev metaforu üzerinden son derece incelikli bir biçimde ele alıyor. Yönetmenliğini Joachim Trier’in yaptığı filmde baba ile büyük kız arasında yaşanan çatışmaların, kırgınlıkların aile sistemini nasıl etkilediğini de izliyoruz.
- Geçmişin faturasının şimdiye nasıl çıkarıldığına dair epey düşündürücü bir film. Her ne kadar aynı ebeveyn tarafından büyütülen iki kız kardeşin hikayesini izliyor olsak da hiçbir çocuğu aynı ebeveynin büyütmediğini, her çocuğun hayata tutunacak ve hayattan koparacak dalların birbirinden ne kadar farklı olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz.
Filmde depresif bir anneyle büyüyen depresif bir erkek çocuğunun babalık hikayesine dahil oluyoruz. Anne, çocuk küçükken intihar ediyor. Küçük erkek çocuğu bu kadınlık hikayesiyle büyüyüp yıllar sonra iki kız çocuğuna baba oluyor. İki kızın karakteri de, adamın onlara yaptığı babalık da birbirinden farklı. Baba, büyük kızıyla daha çatışmalı bir ilişki yaşıyor çünkü büyük kız çocuğu, adama kendi annesini ve muhtemelen kendi zorlayıcı taraflarını da hatırlatıyor.
Tetikleyici durumlara baktığımızda bunların farklılıktan değil, benzerlikten ileri geldiğini görebiliriz. Hatta filmin sonlarında yönetmen izleyiciye ters köşe yapıyor. Büyük kızın da tıpkı babaanne gibi intihar edeceğini düşündüren bir sahne görüyoruz ancak o sahneyle düşünülenin aksine yıkıma değil ilişkinin yeniden yaratımına şahit oluyoruz.
Babaanneden toruna aktarılan miras
Kuşaklararası aktarım meselesi üzerine düşünürken çoğu zaman benzer cinsiyet hatlarında dolanırız: Anneden kıza geçen kadınlık deneyimi ya da babadan oğula aktarılan erkeklik modelleri. Bu düşünme biçimi gayet anlaşılırdır çünkü çocuklar çoğu zaman kendi cinsiyetinden olan ebeveynlerle özdeşleşerek kimliklerini kurarlar. Manevi Değer filmi, bana gözardı edilen ve bence konuşulması son derece önemli bir aktarım hattı olan babanın kendi annesi ile kendi kız çocuğu arasındaki aktarımı düşündürdü.
Psikanalist Elda Abrevaya, Kadınlığın Uzun ve Dolambaçlı Yolu adlı kitabında küçük kızın, babanın annesine duyduğu aşkın ödipal mirasçısı olduğunu söyler. Şöyle der:
“Babanın kızı üzerindeki bakışı, kendi annesine olan aşkından özellikler taşır. Baba, kendi annesiyle doğan kızı arasında duygusal bir bağ kurabildiği ölçüde kızını sevebilir.”
Bu ifade ilk bakışta şaşırtıcı görünebilir ancak psikanalitik açıdan düşündüğümüzde son derece anlamlı. Her erkek çocuk, gelişiminin erken döneminde annesine yoğun bir sevgi ve bağlılık duyar. Bu bağ zamanla dönüşür, bastırılır ve farklı ilişkilere aktarılır ancak tamamen ortadan kalkmaz. Erkek çocuk büyüdüğünde ve baba olduğunda, kız çocuğu çoğu zaman bu erken duygusal deneyimin izlerini taşıyan bir figüre dönüşebilir.
Bu fikir, klasik psikanalizin kurucu kavramlarından biri olan Oidipus Kompleksi ile ilişkilidir. Sigmund Freud, erkek çocuğun annesine yönelen arzusunun gelişimsel bir aşama olduğunu ve zamanla bastırılarak başka ilişkilere yöneldiğini öne sürmüştü.
Oidipus süreci Freud’a göre 3-4 yaş civarında başlayan ve çocuğun cinsiyet farkını keşfettiği, erkek çocuğun kastrasyon kaygısıyla, kız çocuğun penise sahip olmamanın yarattığı hayal kırıklığı ve haset duygularıyla başa çıkmaya çalıştığı, her iki cinsiyetten çocuğun karşı cinsten ebeveyne karşı duyduğu aşkı dönüştürmek için çabaladığı gelişimsel bir evre olarak tanımlanır. Oidipus sürecinin başarıyla tamamlanması çocuğun cinsiyet ve kuşak farkını zihinselleştirmesi ve ensest arzularından vazgeçmesiyle belirlenir.
Babanın kızına yönelttiği bakış, yalnızca bir ebeveynin sevgisi değil aynı zamanda kendi annesiyle kurduğu ilk kadın ilişkisinin izlerini de taşır. Erkek çocuğun annesi, çocuğun hayatındaki ilk kadın olmasının yanı sıra ilk yasaktır aynı zamanda; tıpkı ileride ebeveyni olacağı kız çocuğunun da babaya yasak olacağı gibi.
- Baba kendi annesine duyduğu sevgiyle barışık olduğunda, kızını da sıcaklık ve hayranlık içeren bir duyguyla sevebilir. Ancak bu ilişki karmaşık, çatışmalı olduğunda baba-kız ilişkisi de bundan etkilenebilir.
Klinik deneyimlerde bu aktarımın izlerini bazen oldukça belirgin biçimde görebiliyoruz. Bazı babalar, kız çocuklarını yoğun bir hayranlıkla destekler, onların yeteneklerini görür ve özgüvenlerini beslerken bazı durumlarda ise baba kızına karşı son derece mesafeli, eleştirel ya da talepkar olabilir. Bu fark yalnızca babanın kişilik özelliklerinden kaynaklanmaz çoğu zaman babanın kendi annesiyle kurduğu erken ilişkinin duygusal kodlarını da taşır.
Kimi zaman bir baba kızına bakarken kendi annesine duyduğu hayranlığın izlerini yeniden yaşarken kimi zaman da çözülmemiş çatışmaların gölgesi bu ilişkiye sızabilir. Bu durum elbette kız çocuğu için de belirleyicidir. Çünkü baba, küçük kızın dünyasında çoğu zaman “ilk dış dünya erkeği”dir. Babadan gelen bakış, kızın kendi kadınlığını nasıl deneyimleyeceğini derinden etkiler.
- Kız görülmüş mü hissedecek, yoksa görünmez mi? Değerli mi hissedecek, yoksa onay için sürekli çabalaması mı gerekecek? Babayla rekabet mi kuracak yoksa koalisyon mu? Bu soruların yanıtları çoğu zaman yalnızca baba ile kız arasındaki ilişkide değil, babanın kendi annesiyle kurduğu bağda da saklıdır.
Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca iki kişi arasında değil çoğu zaman üç kuşağı da birbirine bağlayan duygusal bir hat taşıyor. Babanın annesi, kız çocuğunun hayatında fiilen bulunmasa bile, baba-kız arasındaki ilişkinin duygusal dokusunda başrolü üstlenebiliyor. Baba ile kızın arasında hep bir üçüncü daha oluyor.
Kadınlığın kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını anlamak istiyorsak, yalnızca anneden kıza uzanan hattı değil, babanın kendi annesiyle kurduğu ilişki üzerinden kızına uzanan bu dolambaçlı yolu da düşünmek oldukça önemli. Çünkü bir kız çocuğunun babasının gözünde gördüğü, yalnızca kendi varlığı değil, aynı zamanda babanın geçmişte tanıştığı ilk kadının bakışından izler de taşıyor. Kadınlık böylece yalnızca anneler aracılığıyla değil, babaların bilinçdışı dünyası üzerinden de kuşaktan kuşağa aktarılabiliyor.
Bayramı aile yanında geçirecek olanlar aileye bir de bu aktarım hattı üzerinden baktıklarında acaba ne görecekler?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Tuğçe Isıyel
Tuğçe Isıyel, 1986 yılında İstanbul’da doğmuştur. Klinik psikolog, psikoterapist olarak çalışmakta, kurucusu olduğu Polente Psikoloji’de yetişkin ve çiftlerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları”, "Ekopsikolojik Edebiyat Okumaları", "Kitap Eczanesi" isimli atölye çalışmalarını yürüten Isıyel, çeşitli dergilerdeki inceleme, deneme, eleştirilerinin yanı sıra Everest Yayınları'ndan çıkan "Ya Hiç Karşılaşmasaydık" ve 2023 Vedat Günyol Jüri Özel Ödüllü "Parçalı Bulutlu", "Benim Yüzümden" kitaplarının da yazarı.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, Türkiye için sadece uluslararası bir zirveye ev sahipliği yapma meselesi değil. İklim finansmanı, adil geçiş, emisyon azaltımı ve çoktaraflı işbirliği başlıklarında somut ilerleme sağlanması, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisindeki rolünün de önemli bir göstergesi olacak. COP31’in başarısını, açıklanan taahhütlerin sayısı değil, ülkelerin somut kararlar alıp bunları uygulamaya dönüştürme kapasitesi belirleyecek.

COP31’e günler kala, iklim diplomasisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine finansman. Yeni düzenlemelerle birlikte Türkiye’de özel sektörün iklim finansmanında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekecek gibi görünüyor.

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.




