Verimlilik takıntısı bizi nasıl verimsizleştiriyor?

Her ânımızı verimli kılmaya çalışmak bizi çoğunlukla tükenmişlik duygusuyla baş başa bırakıyor. Hayatın ve insanın değerini inkâr etmemize yol açıyor.
Verimlilik takıntısı bizi nasıl verimsizleştiriyor?

22 Kasım - Borusan Holding - ANGST
Borusan Holding ile birlikte

Açık çağrı: Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı için son başvuru tarihi 29 Kasım Toplumsal faydayı faaliyetlerinin merkezine alan Borusan , sosyal etki ve sürdürülebilirlik öncelikleriyle paralel, toplumsal meselelerde hedef grupları etkileme ve harekete geçirme potansiyeli yüksek projeleri destekleyen bir programı hayata geçiriyor. Nedir? Meyvelerini Cumhuriyet’in yüzüncü yılında vermek üzere planlanan ve Impact Hub Istanbul iş birliğiyle gerçekleştirilen Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı , iklim krizi ve eşitsizlikler olmak üzere iki farklı alana odaklanıyor. Neler var? İklim kriziyle mücadele başlığı altında yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması, emisyon azaltımı, döngüsel ekonomi modellerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, ileri dönüşüm, atıkların değerlendirilmesi ve geri kazanımı, su kaynaklarının sürdürülebilirliği, biyoçeşitliliğin azalmasıyla mücadele, karbonsuz kentsel mobilite çalışmalarının yaygınlaştırılması alt başlıklarına odaklanan projeler desteklenecek. Eşitsizliklerin azaltılması alanındaysa toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, ayrımcılığın ve kutuplaşmaların önlenmesi, engellilik alanında eşitsizliklerin azaltılması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, istihdamda eşitliğin sağlanması konulu projeler bekleniyor. Dikkat dikkat: Program için son başvuru tarihi 29 Kasım . Geleceğe değer katacak farklı sektörlerden projelere açık olan; kapasite geliştirme, mentorluk ve 200 bin liraya kadar hibe desteği veren Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı ’na başvurmak ve programı yakından incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Boş vakitlerimizde gelen “Yoksa bir şeyleri kaçırıyor muyum?” duygusu bizi artık hiç olmadığı kadar tetikliyor. Kimseye açıklayamadığı bir günah yüzünden vicdan azabıyla kahrolan mütedeyyin insanlar gibi yaşamaya başladık. Çünkü ne olursa olsun “üretmek” zorundayız. Verimlilik kaygısı hayatımızın en mahrem alanlarında bile hepimizi zorlayan bir suçluluk duygusuna dönüşmek için fırsat kolluyor. 

Bu üretme kaygısı ve telaşı uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. “Üretim için üretim” mantığı niteliksiz bir kültürel iklimi besliyor, verimlilik telaşı da neredeyse hep kaosla sonuçlanıyor. Her ânımızı verimli kılmaya çalışmak bizi  çoğunlukla tükenmişlik duygusuyla baş başa bırakıyor. Hayatın ve insanın değerini inkâr etmemize yol açıyor.

Günümüzde aslında hiç başlamamış bir yarışın telaşı içinde bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz, yapılacaklar listeleri hazırlıyoruz, asla okuyamayacağımız kitapları isitfleyip duruyoruz. İnternetin sonsuz akışında kaybolurken, etrafımızı saran yeni trendlere ve imge bombardımanına ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bize sürekli üretmemizi buyuran rekabetçi bir kültürün sunağında kurban olmamak için çoğunu gerçekleştiremeyeceğimiz yeni planlar yapıp duruyoruz. Bu sürecin sonunda da modern zamanlar günahkârı olup çıkıyoruz.

“Dozlara ayrılmış” kültür
Yazar Cris Crawford kültürün artık sonsuz bir akış hâlinde geldiğini söylüyor. Yazara göre görevimiz artık gördüklerimizi yorumlamaktan ziyade hiçbir şeyi sindirmeden kendimizi daha fazla tüketmeye hazırlamak. Crawford, bu kültürü “dozlara ayrılmış kültür” olarak adlandırıp sindirilmemiş imgelerin sürekli akışında, psikotik bir sistemin işleyişinde kısılıp kaldığımızı söylüyor. 

“Kültürel deneyim artık kişisel bir dönüşüm yolculuğu değil, ne gelişmemize yardımcı olan ne de bize bir muhakeme duygusu aşılayan, hem önyargısız bir tatminsizlik hem de 'zor bir zevk arayışı' potansiyeli taşıyan, hep aynı olanın sonsuz akışıdır.” —Cris Crawford

Geçici dopamin
Birçok şey yapmak isterken kendimizi sonunda hiçbir şeyi tam olarak gerçekleştirememiş hâlde bulabiliyoruz. Ancak bize sürekli üretmemiz, zamanımızı daima verimli geçirmemiz yönündeki rekabetçi kültürün etkilerini de görmezden gelemeyiz. 

Klinik psikolog Kathryn Esquer üretken olma takıntısının özellikle belirsizlik dönemlerinde ortaya çıktığını söylüyor. Zihnimiz gündelik olaylardan kaçarken, üretkenlik fikri bize geçici bir dopamin sağlıyor. 

Yani kontrolü kaybettiğimizi hissetiğimiz dönemlerde üretken olmaya daha çok çabalamamız sorunlara karşı basit bir yara bandından ibaret kalıyor. Dolayısıyla bu takıntı bizim gerçeklikle ilişkimizin kısa devreye uğramasına sebep olabiliyor. 

Ölçülebilir insanlık
Verimlilik kaygısının temelinde ölçülebilir varlıklar olduğumuz varsayımı yatıyor. Kimliğimizi iş pratiklerinin ve yeni projelerin belirlediği bir kültürel ortamda buna kayıtsız kalmak giderek zorlaşıyor. Bir şekilde tutunmaya veya ayak uydurmaya çalışıp, farklı yöntemlerle değerimizi kendimize hatırlatmaya ve başkalarına göstermeye çalışıyoruz.   

Üretkenlik uğraşının kendisine odaklanmak bir noktadan sonra kendimizle aramızdaki geniş bir mesafenin hayatımızı ele geçirmesine sebep olabilir. Yaptığımız işlerden fazlası olduğumuz gerçeğini unutmak bizi derin bir yabancılaşma duygusuna itebilir. Tam olarak yetişemeyeceğimiz karmaşık bir hızın bizde yaratacağı karakter aşınması belirli bir noktadan sonra bizi mental sorunlarla boğuşmak zorunda bırakıyor.

İşlevinden ibaret insan
Alman filozof Josef Pieper’ın "total çalışma" (total work) kavramı süreci anlamaya yardımcı olabilir. İnsanlığın hayatının her alanını kaplayan üretken olma telaşı, bir noktadan sonra çalışmayı ve üretmeyi yaşamın tek amacı olarak düşünmeye yol açıyor. Böylece tamamlanmayan bir proje olarak varlığını sürdüren insan, sadece işlevinden ibaret hâle geliyor. Diğer tüm özelliklerini, hasletlerini unutuyor.

Üretim enflasyonunun yaşandığı çağımızda, içerikten çok sadece bir şey üretmiş olmanın getirdiği nicelikler ön plana çıkıyor. Hayatımıza ekleyebileceğimiz bir sayı, ne eklediğimizden bağımsız bir değer olarak görünüyor ama bunun bir illüzyon olduğunu kabullenmek zorundayız. Mesela, dünya tarihinin en büyük yazarlarından Marcel Proust’un 14 yılını neden tek bir anlatıya harcadığını anlamamız gerekiyor. Zor da olsa, anlamlı üretimler için yavaşlamayı öğrenmenin yollarını aramalıyız.

Yavaşlamanın değeri
Yoğun bir haftanın ardından sakin bir hafta sonunda başıboş gezinirken ve kendimizi hiçbir şey yapmama hâlinin kollarına bırakmışken öylece etrafı seyretmenin benzersizliğini fark ederiz. Dikkatimiz genişler, etrafımızdaki sonsuz imge ve enformasyon akışını bir süreliğine unuturuz. Bu süreç, hayatın bir şeylere koşturmaktan ibaret olmadığını, tam da kendisini bize sunmak için beklediğini fark etmemizi sağlar. 

Evinden çıkman gerekmez. Masandan kalkma ve dinle. Hatta dinleme, yalnızca bekle. Hatta bekleme bile, tamamen sessiz ve yalnız ol. Dünya, maskesini düşüresin diye, gelip kendini sunacaktır sana, başka türlü olamaz; kendinden geçmiş bir halde kıvranacaktır önünde.” –Franz Kafka

How to Do Nothing: Resisting the Attention Economy (Hiçbir Şey Yapmamak: Dikkat Ekonomisine Direnmek) kitabının yazarı Jenny Odell, hiçbir şey yapmamanın getirdiği dirence vurgu yapıyor. Yazara göre bazı zamanlarda eylemsiz kalmak, her şeyden önce yanı başımıza geleni algılama kuvveti veriyor. Yavaşlamak, hızın aşındırdığı hayat algımız karşısında bir direnç mekanizması sunuyor.

İçinde yaşadığımız üretim enflasyonunda kendimizi yetersiz hissetmeye mahkum etmenin faydasızlığını kavramamız gerekiyor. Boş vakitleri doldurma çabası yerine, kendimize ve çevremize dair farkındalıklar yaratmayı sağlayan yavaşlamanın kudretine tutunmayı tercih edebiliriz. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst

BÜLTEN SAYISI

Verimlilik takıntısı bizi nasıl verimsizleştiriyor?

Yavaş yavaş ve ince ince.

22 Kas 2022

Borusan Holding ile birlikte
Fotoğraf: Amr Taha.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Pelin Cengiz

·

19 Eyl 2026

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'
AngstAngst

HİKAYE

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Nazlı Tan

·

16 Eyl 2026

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?
AngstAngst

HİKAYE

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?

Y kuşağından önceki kuşakların takip ettiği "eğitim, iş, terfi, evlilik, çocuk, ev, emeklilik" senaryosu çökeli çok oluyor; yerine yeni bir senaryo da konmadı. Milenyaller, yetişkinliğin her şeyi çözmek ve garanti bir hayat kurmak olmadığını deneyimleyerek öğrenen, aynı anda sonsuz seçenekli bir dünyaya uyum sağlamaya çalışan ilk kuşak oluyor. Peki çok seçenek gerçekten özgürlük mü? Yaşanan ne kararsızlık ne de kimlik krizi; bildiğiniz seçenek krizi.

Elif Bayram

·

16 Eyl 2026

Milenyallerin seçenek krizi: İradece özgür müyüz, ihtimallerce tutsak mı?
AngstAngst

HİKAYE

Ölümcül körlük #2 | O muayen günler: Regl tabuları kadınlara neye mâl oluyor?

Dünyada her ay 2 milyardan fazla kadın regl oluyor. Bu durum kadın fizyolojisinin doğal bir parçası olsa da tıp literatüründe en az araştırılan konulardan biri. Bu görmezden gelme hâli, milyonlarca kadının güvenli hijyen koşullarına, hijyenik ürünlere ve doğru bilgiye erişemediği daha geniş bir tablonun parçası. "Ölümcül körlük" yazı dizisinin ikinci bölümünde regl tabusunun hastalıkların teşhisini geciktirmekten okulda ve işyerinde ayrımcılığa uzanan görünmez sonuçlarını kadınların tanıklıklarıyla ele alıyoruz.

Ayça Örer

·

13 Eyl 2026

Ölümcül körlük #2 | O muayen günler: Regl tabuları kadınlara neye mâl oluyor?
AngstAngst

HİKAYE

Reformdan önce perspektifi değiştirmek: Bir okul ne zaman gerçekten açılır?

Müfredatı, sınav sistemini, okul yapılarını ve öğretim araçlarını sürekli reformlardan geçiriyoruz. Fakat eğitimde karşılaştığımız hemen her güçlüğü yine okulun içinden, okulun dili ve araçlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Oysa reformdan önce okula hangi gözle baktığımızı, öğrenmeyi neden okulla özdeşleştirdiğimizi ve çocuğu bir özne olarak görüp görmediğimizi sorgulamak gerekiyor.

Metin V. Bayrak

·

13 Eyl 2026

Reformdan önce perspektifi değiştirmek: Bir okul ne zaman gerçekten açılır?