Verimlilik takıntısı bizi nasıl verimsizleştiriyor?


Açık çağrı: Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı
Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı için son başvuru tarihi 29 Kasım Toplumsal faydayı faaliyetlerinin merkezine alan Borusan , sosyal etki ve sürdürülebilirlik öncelikleriyle paralel, toplumsal meselelerde hedef grupları etkileme ve…
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Boş vakitlerimizde gelen “Yoksa bir şeyleri kaçırıyor muyum?” duygusu bizi artık hiç olmadığı kadar tetikliyor. Kimseye açıklayamadığı bir günah yüzünden vicdan azabıyla kahrolan mütedeyyin insanlar gibi yaşamaya başladık. Çünkü ne olursa olsun “üretmek” zorundayız. Verimlilik kaygısı hayatımızın en mahrem alanlarında bile hepimizi zorlayan bir suçluluk duygusuna dönüşmek için fırsat kolluyor.
Bu üretme kaygısı ve telaşı uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. “Üretim için üretim” mantığı niteliksiz bir kültürel iklimi besliyor, verimlilik telaşı da neredeyse hep kaosla sonuçlanıyor. Her ânımızı verimli kılmaya çalışmak bizi çoğunlukla tükenmişlik duygusuyla baş başa bırakıyor. Hayatın ve insanın değerini inkâr etmemize yol açıyor.
Günümüzde aslında hiç başlamamış bir yarışın telaşı içinde bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz, yapılacaklar listeleri hazırlıyoruz, asla okuyamayacağımız kitapları isitfleyip duruyoruz. İnternetin sonsuz akışında kaybolurken, etrafımızı saran yeni trendlere ve imge bombardımanına ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bize sürekli üretmemizi buyuran rekabetçi bir kültürün sunağında kurban olmamak için çoğunu gerçekleştiremeyeceğimiz yeni planlar yapıp duruyoruz. Bu sürecin sonunda da modern zamanlar günahkârı olup çıkıyoruz.
“Dozlara ayrılmış” kültür
Yazar Cris Crawford kültürün artık sonsuz bir akış hâlinde geldiğini söylüyor. Yazara göre görevimiz artık gördüklerimizi yorumlamaktan ziyade hiçbir şeyi sindirmeden kendimizi daha fazla tüketmeye hazırlamak. Crawford, bu kültürü “dozlara ayrılmış kültür” olarak adlandırıp sindirilmemiş imgelerin sürekli akışında, psikotik bir sistemin işleyişinde kısılıp kaldığımızı söylüyor.
“Kültürel deneyim artık kişisel bir dönüşüm yolculuğu değil, ne gelişmemize yardımcı olan ne de bize bir muhakeme duygusu aşılayan, hem önyargısız bir tatminsizlik hem de 'zor bir zevk arayışı' potansiyeli taşıyan, hep aynı olanın sonsuz akışıdır.” —Cris Crawford
Geçici dopamin
Birçok şey yapmak isterken kendimizi sonunda hiçbir şeyi tam olarak gerçekleştirememiş hâlde bulabiliyoruz. Ancak bize sürekli üretmemiz, zamanımızı daima verimli geçirmemiz yönündeki rekabetçi kültürün etkilerini de görmezden gelemeyiz.
Klinik psikolog Kathryn Esquer üretken olma takıntısının özellikle belirsizlik dönemlerinde ortaya çıktığını söylüyor. Zihnimiz gündelik olaylardan kaçarken, üretkenlik fikri bize geçici bir dopamin sağlıyor.
Yani kontrolü kaybettiğimizi hissetiğimiz dönemlerde üretken olmaya daha çok çabalamamız sorunlara karşı basit bir yara bandından ibaret kalıyor. Dolayısıyla bu takıntı bizim gerçeklikle ilişkimizin kısa devreye uğramasına sebep olabiliyor.
Ölçülebilir insanlık
Verimlilik kaygısının temelinde ölçülebilir varlıklar olduğumuz varsayımı yatıyor. Kimliğimizi iş pratiklerinin ve yeni projelerin belirlediği bir kültürel ortamda buna kayıtsız kalmak giderek zorlaşıyor. Bir şekilde tutunmaya veya ayak uydurmaya çalışıp, farklı yöntemlerle değerimizi kendimize hatırlatmaya ve başkalarına göstermeye çalışıyoruz.
Üretkenlik uğraşının kendisine odaklanmak bir noktadan sonra kendimizle aramızdaki geniş bir mesafenin hayatımızı ele geçirmesine sebep olabilir. Yaptığımız işlerden fazlası olduğumuz gerçeğini unutmak bizi derin bir yabancılaşma duygusuna itebilir. Tam olarak yetişemeyeceğimiz karmaşık bir hızın bizde yaratacağı karakter aşınması belirli bir noktadan sonra bizi mental sorunlarla boğuşmak zorunda bırakıyor.
İşlevinden ibaret insan
Alman filozof Josef Pieper’ın "total çalışma" (total work) kavramı süreci anlamaya yardımcı olabilir. İnsanlığın hayatının her alanını kaplayan üretken olma telaşı, bir noktadan sonra çalışmayı ve üretmeyi yaşamın tek amacı olarak düşünmeye yol açıyor. Böylece tamamlanmayan bir proje olarak varlığını sürdüren insan, sadece işlevinden ibaret hâle geliyor. Diğer tüm özelliklerini, hasletlerini unutuyor.
Üretim enflasyonunun yaşandığı çağımızda, içerikten çok sadece bir şey üretmiş olmanın getirdiği nicelikler ön plana çıkıyor. Hayatımıza ekleyebileceğimiz bir sayı, ne eklediğimizden bağımsız bir değer olarak görünüyor ama bunun bir illüzyon olduğunu kabullenmek zorundayız. Mesela, dünya tarihinin en büyük yazarlarından Marcel Proust’un 14 yılını neden tek bir anlatıya harcadığını anlamamız gerekiyor. Zor da olsa, anlamlı üretimler için yavaşlamayı öğrenmenin yollarını aramalıyız.
Yavaşlamanın değeri
Yoğun bir haftanın ardından sakin bir hafta sonunda başıboş gezinirken ve kendimizi hiçbir şey yapmama hâlinin kollarına bırakmışken öylece etrafı seyretmenin benzersizliğini fark ederiz. Dikkatimiz genişler, etrafımızdaki sonsuz imge ve enformasyon akışını bir süreliğine unuturuz. Bu süreç, hayatın bir şeylere koşturmaktan ibaret olmadığını, tam da kendisini bize sunmak için beklediğini fark etmemizi sağlar.
Evinden çıkman gerekmez. Masandan kalkma ve dinle. Hatta dinleme, yalnızca bekle. Hatta bekleme bile, tamamen sessiz ve yalnız ol. Dünya, maskesini düşüresin diye, gelip kendini sunacaktır sana, başka türlü olamaz; kendinden geçmiş bir halde kıvranacaktır önünde.” –Franz Kafka
How to Do Nothing: Resisting the Attention Economy (Hiçbir Şey Yapmamak: Dikkat Ekonomisine Direnmek) kitabının yazarı Jenny Odell, hiçbir şey yapmamanın getirdiği dirence vurgu yapıyor. Yazara göre bazı zamanlarda eylemsiz kalmak, her şeyden önce yanı başımıza geleni algılama kuvveti veriyor. Yavaşlamak, hızın aşındırdığı hayat algımız karşısında bir direnç mekanizması sunuyor.
İçinde yaşadığımız üretim enflasyonunda kendimizi yetersiz hissetmeye mahkum etmenin faydasızlığını kavramamız gerekiyor. Boş vakitleri doldurma çabası yerine, kendimize ve çevremize dair farkındalıklar yaratmayı sağlayan yavaşlamanın kudretine tutunmayı tercih edebiliriz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Yavaş yavaş ve ince ince.
22 Kas 2022

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.
13 Eki 2026



