White Lotus etkisi: Aşırı turizmi eleştiren dizi, nasıl aşırı turizme neden oldu?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
HBO yapımı kara komedi White Lotus’un, Tayland’ın ikinci en büyük adası Koh Samui’de geçen üçüncü sezonu başladı. Yayımlanan ilk iki bölüm boyunca büyüleyici doğa manzaraları eşliğinde tatile gelen Batılı zenginlerin hem kendi aralarındaki hem de bir kısmı yerli otel çalışanlarıyla olan absürt etkileşimlerinle şahit olurken akıllarda aynı soru dönüyor:
- Olağanüstü güzelliğiyle bu cennet, ne zaman cehenneme dönecek?
White Lotus etkisi
İlk sezonu Hawaii'deki Maui, ikinci sezonu ise Sicilya’daki Taormina'da kalabalıklardan uzak, ultra lüks konaklama tesislerinde geçen dizi, bu iki lokasyonda ziyaretçi patlaması yaşanmasına neden olmuştu. Öyle ki seyahat sektöründe bu durum “White Lotus etkisi” olarak anılıyor. Buralarda yaşayan yerli halkların bir kısmı dizinin yarattığı ilginin ekonomik getirilerini sevinçle karşılarken bazıları da gündelik yaşamın aksamasından, yaşam savunucusu gruplar ise biyolojik çeşitliliğin hasar görmesinden şikayetçi.
2022’de ikinci sezonun yayımlanmaya başlamasının ardından dizinin çekildiği Sicilya'nın Taormina kentindeki Four Seasons San Domenico Palace, 2023’ün tamamını neredeyse tüm odaları dolu geçirdi. İlk sezonun çekildiği Hawaii Four Seasons Resort Maui de internet sitesi ziyaretlerinde %425, odaların müsaitlik sorgularında ise %386 artış olduğunu açıklamıştı.

Üçüncü sezonla birlikte White Lotus’un yarattığı set-jetting etkisi çok daha büyük olacak gibi görünüyor. Çekimlerin yapıldığı Koh Samui ve çevre adalara olan ilgi, geçen yıl daha dizinin çekim yerleri açıklanır açıklanmaz çarpıcı biçimde arttı. Seyahat siteleri art arda dizinin çekildiği lokasyonların listelerini yayımlarken bölgedeki oteller White Lotus temalı tatil paketleri, odağına nilüfer çiçeği aromasını alan yemek ve içki menüleri, diziden esinlenen wellness ve ruhani deneyim seansları pazarlıyor.
- Ekosistemi oldukça kırılgan ve altyapı imkanları kısıtlı bu kadar küçük bir bölgede yakın dönemde yaşanacak olası sıkıntılar da akıllara bu doğa harikalarının cehenneme dönme riskini getiriyor. Zira doğal güzellikleriyle tanınan Koh Samui’de hâlihazırda turistlerin ilgisine bağlı sıkıntılar yaşanıyor.
70.000 nüfuslu adayı her yıl milyonlarla ölçülen sayılarda insanın ziyaret etmesi, durmaksızın yenileri eklenen lüks otel ve golf sahaları, yerel su kaynaklarının yetersiz kalmasına yol açıyor. Turistlere bu otellerde çalışacak personelin de sezonluk olarak adada konaklaması eklenince bunca insanın çıkardığı çöp miktarı atık yönetiminde ciddi sıkıntılara yol açıyor. İnşa edilen işletmelerin yarattığı kirlilik, Koh Samui’deki doğal yaşam alanlarını ve denizleri kirletiyor; sürekli adaya gidip gelen tekneler ve sahilde, kıyılarda yürüyen ya da şnorkelle dalış yapan turistler deniz canlılarının ortamdan uzaklaşmasına neden oluyor.

Beyaz kumsallardan ve doğanın bağrındaki otellerden uzakta, yerlilerin yaşadığı bölgelerin yakınlarında Koh Samui, 150.000 ton ağırlığında bir çöp dağına ev sahipliği yapıyor. Adada yaşayanlar 10 yıl önce adadaki çöp yakma fasilitesinin arızalanmasının ardından her gün 150 ton daha atığın eklendiği bu dev yığından öğle saatlerinde kokuşmuş bir koku yayıldığını söylüyor. Ada sakinleri geçen yıl çöp yığınının adada yaşayan insanların sağlığını tehdit ettiği ve yeraltı sularını kirlettiği gerekçesiyle yönetime dava açmış ancak başarıya ulaşamamıştı.
Samui Belediye Başkan Yardımcısı Sutham Samthong ise yerel otoritelerin çareyi çöpleri ada dışına taşımakta bulduğunu ve son üç yılda 300.000 tonluk çöp yığınının 150.000 tonunun anakaraya gönderildiğini belirtiyor.
Bir diğer büyük sorun ise su krizi. Samui'nin tüm sakinlerine ve işletmelerine yetecek suyu sağlayabilmesi için günde 30.000 metreküplük suya ihtiyacı var. Bunun 24.000 metreküplük bir kısmı anakaradaki Surat Thani kentinden bir sualtı boru hattıyla adaya taşınsa da rezervler açığı kapatmakta yetersiz kalıyor. Sutham, hükümetin ikinci bir boru hattı sözü verdiğini ancak ne zaman inşa edileceğini belirtmediklerini söylüyor.
Büyük işletmeler ihtiyaç duydukları suyu özel olarak satın alıyor ancak kısıtlı ekonomik koşullara sahip bölge sakinleri bu kadar şanslı değil. Birçoğu su ihtiyaçları için depo satın almak ya da yeraltı suyu çıkarmak durumunda kalıyor. Ada sakinleri uzun kesintiler boyunca duş alamamaktan ve tuvalet ihtiyaçları için yakınlardaki tapınakları kullanmaktan yakınıyor.
Anlayacağınız White Lotus’ta koşullar ne olursa olsun resort’taki cennetten çıkma deneyim yanılgısını sürdürmek üzere durmadan özveride bulunan karakterlerin gerçek yaşamdaki yansımaları da dizinin merkezine oturan çarpışmayı kanıtlar nitelikte. Son 10 yılda plastik atıkları azaltma, turistleri adanın doğal yapısıyla uyum içinde zaman geçirmek üzerine eğitme, kıyılardaki deniz canlılarını koruma üzerine kararlar alınmış ancak uygulama ve yaptırımlardaki yetersizlik bu planların da havada kalmasına neden oluyor.
Maya Koyu krizi
White Lotus, belirli bir bölgede aşırı turizme neden olan ne ilk ne de en büyük yapım. Artık birçok kişi bir sonraki tatiline karar verirken izlediği dizi ve filmlerden, sosyal medyada gördüğü influencer içeriklerinden ya da ünlülerin nereleri gezdiğini anlatan listelerden ilham alıyor. Yüzüklerin Efendisi’nin ardından Yeni Zelanda’da turist patlaması yaşanması, James Bond çekimlerinin yapıldığı alanlara yapılan tematik geziler bu ilginin en çarpıcı örneklerinden. Seyahat sitesi Expedia tarafından yapılan bir analiz, geçen yıl seyahate çıkanların %44'ünün filmlerden ve dizilerden ilham aldığını gösteriyor.
Tayland da set-jetting’in yarattığı sıkıntılarla ilk kez karşılaşmıyor. Ziyaretçi akınının sebep olduğu habitat kaybıyla mücadele eden bir başka lokasyon, 2000 yapımı The Beach’in çekimleri sırasında ve yayımlanmasının ardından patlak veren ekolojik krizle 25 yıldan uzun süredir mücadele eden Phi Phi Adaları’ndaki Maya Koyu.
- Alex Garland’ın 1996 tarihli aynı isimli romanından uyarlanan Danny Boyle yapımı film, Amerikalı maceraperest gezgin Richard’ın (Leonardo DiCaprio) Tayland’da insan yaşamı olmayan “gizli kalmış” bir adada başına gelenleri anlatıyordu.

Film ekibi çekimlerin yapıldığı Maya Koyu’na daha egzotik bir hava vermek için sahile palmiyeler dikmiş kum üzerinde yetişen bitkileri sökmüştü. Filmin çekimlerinin ardından dikilen ağaçlar sökülüp kumsala yeni bitkiler ekilse de yetkililer koya verilen hasarın geri döndürülmediği gerekçesiyle yapım ekibine dava açmıştı.
Maya Koyu’nda asıl felaket filmin vizyona girmesinin ardından yaşandı. Günde 8.000’e varan ziyaretçinin kontrolsüzce hareket etmesi ve yarattıkları kirlilik, turistleri taşıyan sandalların yol açtığı tahribat ve çevreye inşa edilen otellerin atıklarını gerektiği gibi bertaraf etmemesinin etkisiyle buradaki mercan kayalıklarının %80’i yok oldu, deniz ve kara canlılarının büyük kısmı öldü ya da bölgeyi terk etti.
Önüne geçilemeyen kriz nedeniyle Maya Koyu 2018 yılında ziyarete tamamen kapatıldı; dört yıl boyunca insanlar bölgeden uzak tutuldu. 2022 yılında mercan kayalıklarının restore edilmesi ve bölgeye özgü köpekbalığı, yengeç gibi canlıların geri dönmesinin ardından Maya Koyu, ziyarete kontrollü olarak yeniden açıldı. Teknelerin koya girişi yasaklandı ve adanın arka tarafına yönlendirildi; koyda yüzülmesi, kıyıda yürünmesi ya da şnorkelle keşif yapılması yasaklandı.
Thammasat Üniversitesi'nde yardımcı doçent olan ve sürdürülebilir kalkınma konusunda araştırmalar yapan ada yerlilerinden Dr. Kannapa Pongponrat Chieochan, The Beach filminden sonra dünyanın en ünlü plajlarından biri hâline gelen Maya Koyu'ndan ders alınması gerektiğini belirtiyor:
“Yerel otorite ve toplumun biraraya gelerek bu krizle nasıl başa çıkılacağını ve dengenin nasıl kurulacağını konuşması gerekli.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
White Lotus'la birlikte gelen ziyaretçi patlamasının doğal alanlar ve yerel halklar üzerindeki etkisi, TBMM'de kabul edilen iklim yasası teklifine gelen tepkiler.
01 Mar 2025

YAZARLAR

Deniz Aytekin
Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...




