Az ve öz kitap: Kara Plak


ENKA Sanat’ta bu sezon #ÇokŞeyVar
İstanbul şubat, mart ve nisan aylarına yayılan; tiyatroyu, müziği ve dansı aynı anda buluşturacak dopdolu bir programa hazır, peki sen hazır mısın? ENKA Sanat’ın birbirinden değerli sanatçıları aynı sahnede bir araya getirecek yeni sezon…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Taner Turna
Neler oluyor? 2016 yılında müzik kültürü kitapları yayınlamak üzere kurulan Kara Plak Yayınları; bu zamana kadar romanlar, söyleşi kitapları, biyografiler ve albüm monografileri gibi müziğin farklı alanlarına erişen eserler yayımladı. Bugüne kadar yayın çizgisini sadece müzikseverler üzerinden değil; seslerin kültürel ve toplumsal etki alanlarına da ilgi duyan, hikâyenin peşinden gitmeyi seven okurlara da hitap edecek şekilde belirleyen Kara Plak Yayınları kendi tabirleriyle “az ve öz” kitap yayımlayarak yoluna devam ediyor.
Neden önemli? Aynı coğrafya içindeki mekânlar, yayınlar, dergiler, plak dükkânları ve müzik üreticilerin yarattığı değerler zamanla ortak bir bellek oluşturuyor. Kültür oluşumunda üreten ve sorgulayan bir belleğin varlığı bu alandaki mirasın büyümesinde ve farklı dönemlere aktarılmasında oldukça değerli. Bu sayede müziği konuşmanın, dinlemenin, okumanın ve yazmanın yollarını açıyor. Kara Plak Yayınları da bu yollar arasında yürümemizi sağlıyor.
Ne söyledi? Son olarak geçtiğimiz eylül ayında Tayfun Polat’ın kaleme aldığı Türkiye’de Bağımsız Müzik kitabını yayımlayan Kara Plak’ın eş kurucuları Betül Kadıoğlu ve Koray Löker, müzik yayıncılığına dair merak ettiklerimizi yanıtladı.

Deniz Koloğlu, Müzikle Yaşayan Kadınlar, Kitapçı: Orfe Moby Dick
1. 2016 yılında sadece müzik üzerine kitap basmak için yola çıkan bir yayınevi olan Kara Plak’ın aradan geçen sürede en kıymetli öğrenimi ne oldu? Öngördüğünüz ve tahmin edemediğiniz şeyler neydi?
Kara Plak çok seyrek kitap çıkarabilen ama buna rağmen küçük bir okur kitlesinin ilgisini ve desteğini hep yanında hisseden bir yayınevi. Başladığımız günden beri öğrendiğimiz en önemli şeylerden biri okura her zaman güvenebileceğimiz oldu; içimize sinen, iyi olduğuna inandığımız kitapları okura sunduğumuzda karşılığını hep aldık. Bahsettiğimiz tabii çok büyük satış rakamları, çok ciddi bir maddi gelir değil. Daha çok manevi tatminden, yoldaşlık, birliktelik duygusundan bahsediyoruz – geçimimizi başka işlerle sağladığımız için Kara Plak’tan beklentimiz bazen sadece kendi kendini ayakta tutabilmesi oluyor, bunu başardığında da karşılığını aldık diyebiliyoruz.
Sorunuza dönersek, başladığımızdan günden beri Türkiye’de ne kadar çok plan yaparsak yapalım aslında çok az şeyi öngörebileceğimizi öğrendik. Yayınevini kurmaya karar verip harekete geçişimiz 2016’dan da öncesine denk geliyor, o günden beri yaşanan toplumsal ve ekonomik gelişmeler herkes gibi bizi de çok etkiledi. Sadece birlikte çalıştığımız, çalışmayı istediğimiz kişiler arasında değil okurlarımız ve potansiyel okurlarımız arasında da yurtdışına ya da şehirlerden uzak, kırsal bölgelere taşınan çok kişi oldu. Mesafenin üretimi ve birlikte çalışmayı engellememesi için herkes elinden geleni yapıyor. Pandeminin de etkisiyle bu konuda yeni yöntemler geliştirmeyi öğrendik ama doğası gereği hayatlar bu kadar hızlı değiştiğinde yaptığımız iş de etkileniyor. Ekonomik koşulların değişkenliği de plan yapmayı çok zorlaştırıyor.
2. Müzik alanında üreten ve sorgulayan bir belleğin oluşması ve bunun aktarılması çok değerli. Tayfun Polat'ın Türkiye'de Bağımsız Müzik kitabı buna iyi bir örnek. Kara Plak Yayınları, kitap yayınlamanın dışında bir sorumluluk hissediyor mu?
Yayıncılığın doğal uzantıları olarak yapılabildiği zamanlarda fuarlarda, şenliklerde stand açıp okurla ve müzikseverlerle birebir ilişki kurmaya ayrıca yazar ve çevirmen söyleşilerine aracı olmaya çalışıyoruz. Bunların dışında bildiğimiz yoldan şaşmadan, sözümüzü yayıncılık faaliyetlerimizle söylemeye özen gösteriyoruz.

Sylvia Angelique Alajaji, Sılaya Giden Yol
3. Müziği konuşmak, yazmak, dinlemek ve okumak arasında keskin çizgiler var. Arşivinizde hem müziğe hem de müzisyene, daha çok bireysel hikâyeye çağıran kitaplar var. Burada kurduğunuz bir denge var mı? Kara Plak Yayınları bugüne kadar eserlerinde hiç müzikseverlerle, okurları aynı kitapta buluşturabildi mi?
Yayın çizgisini belirlerken en büyük hedeflerimizden biri kendini müziksever olarak tanımlamayan, bu dünyayı yakından takip etmeyen okurlara da hitap edecek kitaplar yayımlamaktı. Seçtiğimiz kitaplarda da buna hep özen gösterdik, mesela Doruk Yurdesin’in çevirdiği Hunter Davies’in The Beatles kitabı sadece grubun hayranlarına değil dönemin Birleşik Krallık'ını ve kültür hayatını merak eden herkesin ilgisini çekebilir. Sizin de bahsettiğiniz Tayfun Polat imzalı Türkiye’de Bağımsız Müzik – Başlangıç da yakın dönem tarihimize dair akıcı bir anı kitabı olarak okunabilir.
Yayımladığımız iki roman, Yusuf Eradam’ın çevirdiği Kadife Bey (Richard Skinner) ve Emrah İmre’nin çevirdiği On İki Ölçülük Blues’la da (Patrick Neate) edebiyatseverlere ulaşmaya çalıştık. Bir de Bob Dylan’ın şarkı sözlerini içeren Sözler 1961-2012’yi hatırlatmak isterim; o kitap da 13 usta çevirmenin şarkı sözü çevirileriyle sadece müzik ve edebiyat meraklılarına değil çeviriyle ilgilenenlere de heyecanlı bir okuma deneyimi sunuyor.
4. Bu yılki yayın takviminiz hangi kitaplar var? Okurları neler bekliyor?
Maalesef 2022 de ekonomik krizin ve pandeminin kültür sanat hayatımızdaki etkilerinin gölgesinde geçecek gibi görünüyor. Bazı küçük ve butik yayınevleri son krizle birlikte küçülme ya da kapanma kararlarını açıklarken biz de içinde olduğumuz “az ve öz kitap” düzeninden çıkmak, daha sık, daha çok üretmek için bir hamle yapma cesaretini maalesef gösteremiyoruz. Devam edebilen pek çok yayınevi gibi biz de istediğimiz sayıda kitap basamayacağız. Ama ilk sıradaki kitabımızın müjdesini verelim, baharda Bob Stanley’nin modern pop’un tarihini anlattığı “Yeah Yeah Yeah” kitabını yayımlamayı planlıyoruz (Doruk Yurdesin’in çevirisiyle).
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Berlin Film Festivali'nin başlamasını kutluyor, Evdeki Saat konserine adım atıyor ve merakla beklediğimiz Paralel Anneler'in gösterimine katılıyoruz.
11 Şub 2022

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.



