Yaşasın Ekofeminizm!


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver
Gezegenimizin yaşadığı yıkımlar canımızı yakıyor. Yok edilen ormanlar, soyu tükenen canlılar, sömürülen doğal kaynaklar, yokluk içindeki insan toplulukları ve giderek bozulan bir gezegensel sağlık. Bana göre, tümü, merkezine parayı ve ‘ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeyi’ koymuş ve fakat giderek derinleşen gelir adaletsizliğine deva olamayan küresel kapitalist sistemin sonucu.
Büyük devletlerin yöneticilerinin küresel ekonomik savaşın liderliğini elden bırakmamak ya da kapmak için attıkları adımlar gezegenimizin yaralarını derinleştiriyor. Enerji savaşlarının gölgesinde doğal kaynakların yağmalandığı yıkıcı politikalar gezegenin sağlığını koruyabileceği sınırların geçilmesine yol açarken sosyal adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri körüklüyor. Bilim ve teknolojinin en parlak zamanlarını yaşadığı ve gelişmelerin inanılmaz bir ivmeyle hızlandığı bir dönemde Toprak Ana’ya karşı yürütülen pervasız bir savaşa da tanık oluyoruz.
Yapay zekanın yeni bir ‘başarısı’nı duymadığımız tek bir gün geçmezken, başarı olarak nitelendirdiğimiz çıktıların ekosistem üzerindeki etkilerini belki de fark etmiyoruz. Yapay zeka sistemlerini eğitmek için kullanılan enerji ve donanımların maliyetlerinin on milyonlarca doların üzerinde olduğu rapor ediliyor. Peki ne uğruna? Dünyahali’nde karşıma çıkan bir cümle beni bir kez daha düşünmeye sevk ediyor:
- “Bu dünyanın daha fazla başarılı insana ihtiyacı yok. Aksine barıştan yana, birbirine iyi gelen, onaran, hikaye anlatan ve sevgi dolu insanlara ihtiyacı var.” -Dalai Lama
İşte burda ‘Kadim bir bilgeliğe konulmuş yeni bir isim’ olarak nitelendirilen Ekofeminizm terimini gündeme getirmek istiyorum. Ekofeminizm, ataerkil, küresel, kapitalist dünya sistemine karşı sürdürülebilir yaşamlar kurmayı, yerelleşmeyi ve insanları doğanın üstünde tahakküm kurduğu bir yerden ekosistemin bir parçası olduğu bir noktaya taşımayı amaçlar. Saldırganlığın yerine şiddetsizliğin, rekabet yerine eşitlik ve adaletin konulduğu ve tüm canlıların da bir bütünün parçaları olarak aynı saygıyı ve şefkati gördüğü bir sistem önerir. Ve aslında gezegenimizi yaşanabilir kılmanın yolunun kadınları güçlendirmekten, onların kadim bilgeliğini yüceltmekten ve toprakla bağlarımızı onarmaktan geçtiğini bize anlatır.
- Derinlemesine bilgi sahibi olmanız için Vandana Shiva ve Maria Mies’in kaleminden İlknur Urkun Kelso’nu çevirisiyle ‘Ekofeminizm’ ve ardından da Shiva’nın kaleminden ‘İnadına Canlı’ kitaplarını okumanızı öneririm.
Aslında ekofeminizm felsefesi Anadolu topraklarına hiç de yabancı değil. Prof. A. Muhibbe Darga’nın ‘Anadolu’da Kadın’ kitabı bu topraklarda kadınların onbinlerce yıldır eş ve anne kimliklerinin yanında erkeklerle yan yana ticaret yaptığını, sosyal hayatta yer aldığını ve halklarını yönettiğini anlatıyor.
Anadolu’nun şifacı kadınlarının ruhu Buket Uzuner’in kaleminden tabiat dörtlemesinde Umay Nine’de hayat buluyor. Uzuner, Umay Nine’yi ‘kadınların içinde var olan bilgenin, vicdanın ve aklın sesi, bizde “Anadolu Kadını” denen eski Türklerin ‘Kam’ı, ak saçlı bilgesi Kocakarı, Tabiat Ana’nın sağduyusu ve sedası’ olarak tanımlıyor.
Prof. Dr. Ayten Sezer Arığ, ‘Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’ adı ile örgütlenen kadınların hak, adalet, insanlık, hürriyet ve medeniyetin gerçek anlamı için milli mücadeleye destek verdiklerini aktarıyor.
Son yıllarda ise ekokırım yapan şirketlere ve projelere karşı kadınlarımızın kadim bilgelik, barış ve toprağın bereketinin sembolü olan ‘zeytin ağacını’ korumak ve yaşatmak için verdiği mücadelelere tanık oluyoruz. Bir sosyal tasarım projesi olan ‘Zeytin’ filmi bu topraklarla kadınların ekofeminist çerçevedeki birlikteliğini sanatla bizlere aktarıyor.
Yazımı Shiva ve Mies’in Ekofeminizim kitabının arka kapağındaki cümleleriyle tamamlamak istiyorum:
- ‘Dünya üzerindeki yaşamı tehdit eden yıkıcı eğilimlerin altında yatan sebepleri incelerken her ikimiz de birbirimizden bağımsız olarak aynı şeyin bilincine vardık. Bunun adı ‘kapitalist, ataerkil, küresel dünya sistemi’dir’.
Hayal ettiğimiz yaşama ev sahipliği yapacak yeni dünya düzeni için ise şunları söylüyorlar:
- ‘Bu yeni dünya bir büyük patlama ya da devrim ile yaratılmayacak. Bu değişim, halen eski dünyada yaşayan insanların bu ‘yeni dünya’nın tohumlarını ekmeye başlamalarıyla gerçekleşecek. Bu tohumların çimlenmesi ve meyve vermesi zaman alacak; ama pek çok insan bu tohumları ekmeye başladı bile.’
Ekofeminizm, bizleri ninelerimizden miras aldığımız kadim bilgimiz, yaşama duyduğumuz saygı ve Toprak Ana’ya olan derin bağlılığımız ile bu gezegenin üzerindeki yaşamın varlığını sürdürmesi için tohumlarımızı ekmeye davet ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Engelleri aşmak, iyileştiren güç, değişim tohumları ve dahası
07 Mar 2025

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR


