Yeni musluk başınızı aldınız mı?

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Şehrin kuraklıkla imtihanı bitmiyor. Suyun eksikliği hâlinde yaşayacağımız kaosu hayal ettirmek için yapılan belgeseller ve çalışmalar kıymetli olsa da hiçbiri şakır şakır su harcayan birisinin somut adımlar atması için yeterli değil. Bu, fikrin bir tasarımla veya tamiratla desteklenmesinin gerektiği bir an. Nitekim, bu haftadan itibaren pazarlarda gördüğümüz aparatların bir benzerini İstanbul Büyükşehir Belediyesi de yapıp dağıtmaya başladı.
🚰 Daha az harca: Beşiktaş ve Sarıyer’de başlayan pilot uygulamayla aylık 30 metreküpün üzerinde su harcayan hanelere ikişer tane aparat, belediye çalışanlarıyla ulaştırılıyor. Musluk ucunu çevirerek çıkartmak, aparatların takılması için yeterli oluyor. Tazyikli gelen suyun dağıtımını ve dengesini amaçlayan mikro eylem, birçok uygulamanın bir uzantısı.
💦 Kamu uygulamaları: Şehrin en büyük su kaybı altyapı kaynaklı. Bunun için baskı sonucu patlayan su sistemlerinin onarılması her daim devam ediyor. Bir de atık sularla içme sularının birbirine karışmasıyla yaşadığımız kayıplar var. Onun için de örneğin, Sarıyer gibi uzun zamandır bu sorunla uğraşan ilçelerdeki çalışmalar sonuç vermeye başlıyor. Denize karışarak kirliliğe sebep olan ve arıtma tesisine yönlendirilecek atık sular, sahilin sağlıksız koşullarını ortadan kaldıracak. Bir de gri su denilen, kanalizasyon dışında evlerden çıkan atık suların tekrar kullanılmasını sağlayacak bir döngünün kullanılması önemli. Söz konusu atık suların arıtma işleminden sonra yeşil alanların sulanması ve sanayide kullanılması da bu döngünün önemli bir kazanımı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Grafitinin şehirle ilişkisi, şehrin içinde üniversitenin anlamı, İBB'den su tasarrufu çözümleri
10 Oca 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




