Yerelin alternatifinde, aramızda bir yerde: Ahmet Emre Saka


Duyduklarınla ve duymadıklarınla Minik Serçe: SEZEN AKSU DİJİTAL SANAT SERGİ DENEYİMİ X Media Art Museum by DasDas’ta Nedir? Kreatif direktörlüğünü Fuat Genç, sanat yönetmenliğini Mustafa Göçmezler, küratörlüğünü Esra Özkan’ın üstlendiği ve Sezen Aksu’nun bambaşka bir deneyimi birlikte yaşamamıza imkân tanıdığı sergi, X Media Art Museum’da sanatseverleri bekliyor. Müzedeki yüksek teknolojinin ışığında değer kazanan görseller, videolar, 3D ve 2D animasyonlar, katılımcıları 25 dakikalık bir gösterimin ardından sürpriz bir deneyim alanına sürüklüyor. Ne zaman? Mart 2023’e kadar ziyaret edilebiliyor. Neden gitmeli? Türkiye’de ilk defa bir müzisyenin çalışmalarını odağına alan dijital sanat sergisinde; değerli sanatçı Sezen Aksu’nun 70’lerde İstanbul’a gelmesiyle başlayan, 80’lerde renkli bir müzikal döneme, 90’larda pop çağına ve 2000’lerde daha cesur bir duruşa dönüşen, sonrasında ise ustalık dönemine uzanan ilham verici öyküsüne tanıklık edebilirsin. Not almalı: X Media Art Museum by DasDas ’ın üçüncü projesi olan serginin içinde yer alan farklı deneyim alanları, katılımcıların Sezen Aksu’ya not bırakabileceği alanlara ve projeyle bağlantılı NFT eserlere de yer veriyor. Fuga Mobilya ana sponsorluğunda gerçekleşen SEZEN AKSU DİJİTAL SANAT SERGİ DENEYİMİ ’yle geçmişten bugüne dijital bir yolculuğa çıkmak için detaylı bilgi ve biletleri burada bulabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Emre’ye kamerayı eline nasıl aldığını soruyorum. Cevabıyla kadrajları müzikle buluşmadan çok öncesine, hayatında hayli geriye uzanan bir bölüme ışınlanıyoruz birlikte. Bir mühendis olsa da fotoğrafçılıkla yakından ilgilenen babasının analog kameralarını hatırlıyor Emre. O kameraların hafızasında saklı bulunan ve Emre’nin küçüklüğüne ait “binlerce” video var. Bunlar, onun kamerayla ilişkisinin tohumlarını atmış olmalı diye düşünüyorum. Pek öyle değil. Hayatının ilerleyen dönemlerinde o videolara geri döndüğünde, “Acaba ben bundan hoşlanıyor muyum, bu eğlenceli bir şey mi?” diye hiç düşünmemiş. Onun için hâlâ sıkı sıkıya tutunduğu kamerasını eline alması, tüm inatçılığı ve tutkusuyla “kadrajlamaya” başlaması, çok daha yakın bir tarihe, üniversiteye başladığı ilk yıla, yani 2020’ye uzanıyor.
Kalben Kalamış Atatürk Parkı'nda. Fotoğraf: Ahmet Emre Saka
Sovyet Rusya'dan Kalamış Parkı'na
Bu başlıkta “Sovyet Rusya” olması benim için de en az senin için olduğu kadar şaşırtıcı. İnanması güç olsa da Sovyet Rusya Emre için her şeyin başlangıcında. Nasıl mı? Emre kameraya ilgisini keşfettiğinde, yani üniversiteye başladığı ilk yılda, analog fotoğrafçılığının kazandığı popülerliğin tam ortasındaydı. Kadrajına neyi, kimi ve nasıl alacağı öngöremeden, yalnızca bir şeyleri fotoğraflamak istediğini hissetti. Ve hatırladı. Aklının bir köşesinde bulunan, çocukluğunun görsel arşivini yaratmış babasının analog fotoğraf makineleri vardı. Bunlardan birini yanına aldığında, kameranın altında “Made in USSR” yazısını gördü. Artık silik bir geçmişte kalan devasa bir imparatorluğun ürettiği ve hâlâ çalışan bu makine, Emre’nin kadrajına müziği aldığı fotoğrafların başlangıcı oldu.

Nova Norda Dorock XL'de. Fotoğraf: Ahmet Emre Saka
Başlangıçlar önemlidir. Yalnızca fotoğraflamak isteğiyle belirli bir plan ve geleceğe dair yol haritasından yoksun bir biçimde hareket eden Emre, kendi hikâyesini Kalamış Parkı’nda yazmaya başladığında nasıl bir seyahatin eşiğinde olduğunu bilmiyordu. Yanına kamerasını alıp Lara Di Lara ve Kamufle’yi Kalamış’ta izlemeye karar verdiğinde bir risk aldı. Konsere makinesi yüzünden alınmama ihtimali vardı. Yine de denemeye değerdi.
Müziği kadrajına ilk defa aldığı o gün, bir şeyden emin oldu: Fotoğrafladıklarının iyiliği veya kötülüğünün ötesinde, sahneyle hem bir fotoğrafçı hem de bir dinleyici olarak kurduğu ilişkiden tarifsiz bir keyif almıştı. O andan sonra geriye bakmadı. Ve kendini yeniden ve yeniden Kalamış Parkı’nda buldu. Bir gün Bülent Ortaçgil, bir diğer gün ise Koray Candemir ve Harun Tekin'in “şakalı akustik” konserini fotoğrafladı. Anadolu'dan Avrupa'ya geçip If Beşiktaş'ta ön sıralara sızdı. Yolları Kalben'le bir Instagram hikâyesiyle kesişti. Bir süre sonra herkes Emre’den “o çocuk” diye bahsetmeye başladığında o çoktan Türkiye'nin alternatif sahnesini arkası ve önüyle kadrajına aldığı fotoğraf albümünün ilk sayfalarını doldurmuştu bile.

Emre'nin "dans eden çocuk" olduğu günde, Adamlar Küçükçiftlik Park'ta sahnede. Fotoğraf: Ahmet Emre Saka
“Sen o musun? Dans eden çocuksun.”
Adamlar’dan Tolga Akdoğan’ın “Sen o musun? Dans eden çocuksun. Teşekkür ederim. Ben senden aldığım enerjiyi seyirciye aktardım.” ifadesi, Emre’nin bir “profesyonelden” öte bir hayran olarak var ettiği fotoğrafçılığının bir özeti gibi. Adamlar’la paylaştığı bu mahrem an(lar), tekil bir hatıra da değil. Palmiyeler’e bir konserlerinde davulda eşlik eden Yağız İpek’le yaşadığı benzer bir diyalog, Dolu Kadehi Ters Tut’u sahne üstünde fotoğrafladığı bir geceden Berke Köymen’in “Abi o kadar doğru anlarda orada bulunuyordun ki… En önemli anlarda sen geldin.” sözü, bu derin paylaşımlardan yalnızca birkaçı.
Emre henüz 20 yaşında. Ve bir yılını daha yeni tamamladığı fotoğrafçılık kariyeri, onun için bürokratik resmiyetlerin uzağında. Hâlihazırda uzun zamandır dinlediği sanatçılarla çalışıyor olması, işini kişiselliğinin bir parçası yapan en önemli etken belki de.
Emre’yi elinde kamerasıyla çekimler yapan herhangi birinden “insanlara neşe ve enerji getiren aramızdan bir fotoğrafçıya” dönüştüren şey iletişim. Öyle ki sohbetimiz boyunca bu konuya sık sık geri dönüyoruz. Zira Emre’nin iletişimi yalnızca sanatçılarla kulislerde kurulan birebir sohbetlerin ötesinde. Kelimelere dökülemeyen; sesle ve sanatçılarla kurulan bağların getirdiği davranışlar bütünü, Emre’yi kalabalıkların arasında spot ışıklarının altına çekiyor. Sanatçılar onu tanırken; o da sanatçıların en özel, en tanımlayıcı anlarında, tam da o sırada deklanşöre basıyor.

Dolu Kadehi Ters Tut Parkorman'da. Fotoğraf: Ahmet Emre Saka
Emre’nin “yakalanılan anlar” diye ifade ettiği ve fotoğrafın ardıl düzenlemesinden daha önemli olduğuna inandığı kadrajları, bazen onun da kafasını kurcalıyor. O anı nasıl bilirsin? Doğru yeri ve zamanı nasıl seçersin? soruları aklına takıldığı bir zaman Oastabis’in (Ogün Akgül) ona söylediği bir cümleyi hatırlıyor. “Sen eğlendiğin için bu fotoğrafları güzel çekiyorsun.”
Emre’nin; “o dans eden çocuğun”, sanatçılar için “aramızdan birinin”, fotoğrafçıdan da öte “eğlenen bir dinleyicinin” yaşadıklarının ona öğrettiği bir şey var. Anları yakalamak, iyi bir fotoğrafçı olmaktan fazlasını kapsıyor. Anlar; kadrajladığın müzisyenleri tanımayı, onları dinlemeyi ve belki de en önemlisi, yaşadığından keyif almayı gerektiriyor.
Emre, “İyi anlar çok basitmiş ve yakalanabilirmiş, herkes bunu yapabilirmiş gibi geliyordu. Sonradan öğrendim ki öyle kolay yapılmıyormuş.” derken fotoğraflarını bir kez daha gözlerimin önüne getiriyor ve hak veriyorum. O anları yeniden nasıl yaratabilirsin ki?
Konser fotoğrafçılığının ötesinde
Müzik fotoğrafçılarını düşündüğümüzde akıllara öncelikle sahnenin önünden sahneye kadrajlanan fotoğrafların gelmesini doğal buluyorum. Öte taraftan sahne fotoğrafları, işin yalnızca bir kısmı. Emre hem sahnenin önünden hem de üstünden çektiği fotoğrafların yalnızlığının uzağında, koca bir günü birlikte geçirdiği birçok müzisyen ve müzik grubunun da bir yol arkadaşı aynı zamanda. “Mekânlarla çalışmak bana göre gibi değil pek.” derken Emre, “bir hikâye gibi” tanımladığı sanatçı birebirliğini, paylaşılan ve hatıralarda biriktirilecek anları önceliklendirdiğini hissettiriyor bana.
Emre’nin fotoğraf kataloğunu düşündüğümde aklıma Evdeki Saat’in, Palmiyeler ve Nejat Yavaşoğulları’nın, Melike Şahin ve dahasının kulislerine kadrajlanan fotoğraflarının gelmesi bir tesadüf değil. Bu anlar, Emre’nin sanatçılarla bizatihi deneyimlediği ortaklıkların bir belgesi olarak onu özel ve özgün kılan iletişiminin en somut örnekleri. Bir “paparazzi” gibi kalabalıkları arasında dolaşan, flaşlarını patlatıp kulislerin gizemini kamerasının parıltılarıyla aydınlatan Emre, bu yakınlıkların büyütüldüğü yeni imkânların da kıyısında.

Evdeki Saat, Cheerz Festivali'nde. Fotoğraf: Ahmet Emre Saka
Sedef Sebüktekin’den evinde çekim yapması için aldığı teklif bu imkânlardan bir tanesi. Emre’nin bu projeyle “iyileşmiş gibi” hissetmesi, kamerasıyla keşfedeceği yeni alanlar için önemli göstergeler barındırıyor. Konser fotoğrafçılığın ötesinde, kalabalıkların ve beraberinde gelen keşmekeşin uzağında, sanatçıyla inzivaya çekilmek sıra dışı bir deneyim onun için.
"Her şeyin dışında konser gibi değil, sen o anı yönetiyorsun. O da çok ayrı bir keyif. Birebirlik çok eğlenceli geldi bana. Bunu yapıyordum ama o kadar rahat bir ortamda yapmıyordum.” derken Emre, bana yine iletişime verdiği önemi düşündürüyor. Günün ilk saatlerinde yapılan bir kahvaltıyla başlayan, Sedef’in evine yolculukla devam eden ve saatlere yayılan bu esnek süreç, mahrem olan ve tekrar edilemeyecek anları yakalayarak ilerleyen bir birliktelik.
Emre, böylesi “izole platoları” kadrajına aldığı maceraları konser fotoğrafçılığı süreciyle kıyaslamıyor. Engin kalabalıklarda bulacağı ve ölümsüzleştireceği anlar, sanatçılarla “birlikte yalnızlaştığı” anlardan daha az önemli değil. Yine de ekliyor: “Buna (sanatçılarla birlikte çalışmaya) muhtemelen devam edeceğim."
İdil Ateş, tanıtım görselleri çekiminde . Fotoğraf: Ahmet Emre Saka
Geleceğin sakladıkları
Emre’ye fotoğrafçılık kariyeri için neyi hayal ettiğini, kendisini nerede görmek istediğini sorduğumda bir yıl öncesine geri gidiyor aklı. Kendisine sonradan hatırlatmak üzere arkadaşlarına söylediği ve hafızasına kazıdığı bir sözü hatırlıyor. “Sanatçılarla çalışmam benim için bir normal mi olacak? Yoksa sadece bir heves olarak mı kalacak?”
Emre geçen bir yıl boyunca o kadar çok şey yaşamış ve bunları o kadar öngörememiş ki geleceğin sakladıklarına dair bir tahmin yürütürken tereddütte kalıyor. Her ne kadar bunu sesli söylediğinde hâlâ yadırgadığını hissetsem de Emre’nin sanatçılarla çalışması artık onun bir normali. Hâliyle, “bir gün uluslararası sahnede çalışmak, evrensel üne sahip müzisyenleri kadrajlamak istediğinde” bunun da vaktiyle bir normale dönüşeceğini düşünüyorum. Zira Emre henüz 20 yaşında, yolculuğunun çok başında. Bu kısacık zamana sıkıştırdıklarını düşündüğümde de ondan önce davranıyor ve ihtimallerin heyecanına kapılıyorum.
Emre’de; o dans eden, aramızdan biri olan çocukta geleceğin getireceği bu “mesleki terfileri” hayal etmek hiç ama hiç zor değil. Hoşçakalın. 
Büyük Ev Ablukada son Mutsuz Partisi'nde, tüm ekiple birlikte sahnede. Fotoğraf: Ahmet Emre Saka
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ahmet Emre Saka’yla Sovyet Rusya’dan Kalamış Parkı’na, bir yıla sığdırdığı engin alternatif sahne kadrajlarından ihtimallerin heyecanına bir yolculuk.
28 Kas 2022

YAZARLAR

Koray Soylu
Editor @ Aposto

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR




