Geç gelen karar: Paris Anlaşması ve Türkiye'nin duruşu


İncelikli ve ileri teknoloji lüksü keşfedin: Lexus
"Otomobili işlevinin ötesine taşıyan, bir araçtan bir tutkuya dönüştüren nedir?" sorusuna vereceğimiz yanıt şüphesiz, marka olur. Markanın yarattığı deneyim, sunduğu ayrıcalıklar, peşinde koştuğu vizyon; müşteri için esas değeri yaratır.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İklim değişikliği ve çevre sorunları, 20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası iş birliklerinin hayata geçirilmesinin önünü açarken küresel boyutta karşılık bulmaya başladı. 1994’te yürürlüğe giren ve hâlihazırda 197 ülkenin onayladığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, bu kapsamdaki girişimlerin başında geliyor. Sözleşme, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması ile birlikte hükümetlerarası iklim krizi mücadelesinin kurumsal süreçlerini belirliyor. Sera gazı emisyonlarının belirli bir düzeyde sabitlenmesi, iklim krizine uyum ve gıda üretimi ile ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliği Çerçeve Sözleşme’nin nihai amaçları arasında yer alıyor. Peki, iklim kriziyle mücadelede Türkiye için dönüm noktaları neler? İklim kriziyle mücadelede Türkiye'nin konumunu nasıl değerlendirilebiliriz?

Durum tespiti: Kyoto’dan Paris’e Türkiye
Türkiye’nin iklim krizi ile mücadelesi, özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı ile başlayan krizin ticari etkileri tartışmalarıyla daha sık gündeme gelmeye başladı. İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne 2004’te 189. taraf olarak katılan Türkiye, Ek1 kapsamındaki ülkeler arasında yer almakta olup geçiş ekonomisi olmayan ve “özel şartları” Taraflar Konferansı kararları ile kabul edilmiş tek ülke olarak özel bir konumda bulunuyor.

Tehlikenin farkında mısınız?
Türkiye, 2015 tarihli Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı’nında (INDC) sera gazı emisyonlarının referans senaryoya (BAU) göre, 2030 yılında %21 oranına kadar azaltılmasını öngörse de 2030 sonrası için resmi bir emisyon azaltım hedefi vermedi. Oysa ki dünya, karbon nötr ekonomiye geçiş koşullarını oluşturmaya ve atık yönetiminden ticaret standartlarına, enerji kullanımından tüketim pratiklerine kadar uzanan yapısal bir dönüşüme hazırlanıyor.
Bu noktada, Türkiye’yi özellikle 2050’de iklim-nötr olmayı hedefleyen Avrupa Birliği’nin (AB) Avrupa Yeşil Mutabakatı (European Green Deal) ilgilendiriyor. Mutabakat, bir çevre stratejisinin ötesinde yeni bir sanayi dönüşüm, ticaret ve iş bölümü stratejisi öneriyor. AB, 14 Temmuz’da 55’e Uyum Paketi'nin (Fit For 55) kabulü ile de sera gazı emisyonunu 2030’da 1990 seviyesine kıyasla %40’a indirme hedefini %55’e yükseltti. Öte yandan, "Emisyon Ticaret Sistemi"nin (ETS) genişletilmesiyle daha adil bir emisyon fiyatlandırması için "Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması"nın (SKD) yeniden düzenlenmesi öneriliyor.
Türkiye için neden önemli? AB, Türkiye’nin en önemli ticaret partneri. Türkiye’nin Yeşil Mutabakata uyum konusunda gerekli önlemleri almaması, firmaların AB’deki pazar payları ve iş yapabilme kabiliyetlerini olumsuz etkileyebilir. ETS ve SKD aracılığıyla getirilecek yeni uygulamalar, AB ile ticaretimizde doğrudan maliyet artışına neden olacak.
Türkiye, sektörler bazında nasıl etkilenecek?
Paris Anlaşması, TBMM'ye geliyor
Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nı 2016’da imzalayan 175 ülkeden biriydi. Buna karşın, anlaşma henüz mecliste onaylanmadı. Türkiye, hâlihazırda Eritre, Irak, İran, Libya ve Yemen’le birlikte anlaşmayı onaylamayan son altı ülke arasında yer alıyor. Türkiye, ayrıca, anlaşmaya taraf olmayan tek OECD ve G-20 ülkesi.
Neden imzalamıyoruz? Paris İklim Anlaşmasına göre, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kalan ülkelerin uyum ve direnç kabiliyetlerinin artırılması ve sera gazı emisyon azaltım kapasitelerinin yükseltilmesi amacıyla gelişmiş ülkelerin, ihtiyacı olan gelişmekte olan ülkelere finansman, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme imkânları sunması gerekiyor. Anlaşmanın imzalandığı konferansta gelişmiş ülkeler arasında konumlandırılan Türkiye, doğal olarak gelişmiş ülkelerin sorumluluklarına ortak olurken finans yardımından da mahrum kalmış durumda; ancak hükümet hem nüfus hem de ekonomik anlamda “gelişmekte olan” ülke statüsünde değerlendirilmesinin daha uygun olacağını ve anlaşmanın taahhütlerini yerine getirmek için finansal desteğe ihtiyacı olacağını öne sürüyor. Paris Anlaşması’nın onaylanmaması, işte bu gerekçeye dayandırılıyor. Öte yandan bu konum, Türkiye açısından adil gözükmese de Türkiye’nin yeşil dönüşüm için güçlü ve inandırıcı bir politika yaklaşımına sahip olmaması, fonlara erişimi konusundaki müzakere gücünü zayıflatıyor.
Son dakika: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birkaç gün önce BM Genel Kurul Salonu'nda yaptığı konuşmada, Paris İklim Anlaşması'nın ekim ayında Meclis’in onayına sunulacağını belirtti. Beş sene sonra gelen bu karar, Türkiye'nin önümüzdeki süreçte iklim krizi politikalarındaki konumunu değiştireceğini ve daha somut adımlar atacağını gösteriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
26'ıncı BM İklim Değişikliği konferansının başlamasına sayılı günler kaldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paris Anlaşması'nın ekim ayında meclise sunulacağını açıkladı. Hidrojen devrimin yaklaştığına yönelik tartışmalar yeniden alevlendi.
24 Eyl 2021

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Dijital ödeme çözümleri, her geçen gün daha da yaygınlaşırken işletmelerin bu çözümlere yaklaşımında güven, kullanım kolaylığı ve sağlanan somut fayda belirleyici hâle geliyor. Yakın tarihte Garanti BBVA’nın kuruluşu Tami’nin ve Ipsos Türkiye’nin işbirliğinde gerçekleşen çalışma da işletmelerin dijital ödeme çözümlerine açık olduğunu, fakat dönüşümün esas anahtarının güven olduğunu ortaya koyuyor.
12 Eki 2026

Tüketicilerin kredi kullanım tercihleri son yıllarda nasıl değişti, Türk bankacılık sektörü para politikası kararlarına nasıl uyum sağlıyor ve finansal teknolojiler alanında faaliyet gösteren girişimlerin büyümesinin önündeki başlıca sorunlar neler? TeklifimGelsin Kurucu Ortağı ve CEO’su İhsan Cem Zararsız, kredi piyasasındaki gelişmeleri, bankaların dijitalleşme sürecini ve Türkiye’de girişimlerin finansmana erişimde yaşadığı sorunları Aposto okurları için anlattı.



