

Paradigma değişiminden sistemsel dönüşüme: imece summit - Geleceğe Etki Zirvesi Daha iyi bir toplum ve gezegen için ne kadar zamanımız kaldı? Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, 2030'u işaret ediyor. Zamanımız daralıyor. Çok yönlü bir dönüşüm yılı olan 2020'yi geride bıraktığımız ve yeni bir on yıla başladığımız 2021, harekete geçmek için uygun bir zaman olabilir. Zira bir paradigma değişimine neden olan küresel ölçekli değişimler; dönüşümü daha bütünsel olarak anlamlandırmak, üretmek, uygulamak, hızlandırmak ve yaymak için de birçok fırsat barındırıyor. Sosyal inovasyon platformu imece bireysel, organizasyonel, toplumsal ve sistemsel dönüşümlerin parçası olmak isteyenleri, bu düşüncelerle 18-19 Mart tarihlerinde gerçekleştireceği imece summit'e davet ediyor. imece summit: Düşünce sistematiğini ve faaliyetlerini 2030'a yaklaşırken önümüze çıkan fırsat alanlarını değerlendirmeye odaklayan imece; ortak aklı çalıştırarak, ölçülebilir fayda yaratan veya buna ilham veren işleri tetikleme gayretiyle imece summit'i 18-19 Mart 2021 tarihlerinde "Geleceğe Etki" temasıyla düzenliyor. Yerel ve küresel bilginin harmanlanmasıyla kolektif bilgi üretebilmeyi, birlikte düşünmeyi, karşılıklı öğrenmeyi ve iş birliklerini esas alan bir yapıda çevrim içi olarak düzenlenecek zirve beş ana tema etrafında Türkiye'den ve dünyadan çok sayıda katılımcıyı bir araya getiriyor. Oturumlar ve konuşmacılar: imece summit, temelde "Etki yaratan Topluluklar", "Etki yaratan Finans", "Etki yaratan İş Dünyası", "Etki yaratan Liderlik" ve "Etki yaratan Organizasyonlar" olmak üzere beş tema etrafında gerçekleşiyor. Her tema bir dizi panel, konuşma, atölye çalışmaları, öğrenim aktarımları gibi farklı oturumlar içeriyor. Etkinlikte, dünya çapında önde gelen yazar ve düşünürlerinden John Elkington’tan IDEO.org kurucu ortağı ve CEO’su Jocelyn Wyatt, Imperative 21 CEO’su Jay Coen Gilbert, UC Berkeley Haas İşletme Fakültesi Sosyal Sektör Liderliği Merkezi Kıdemli Üyesi Jane Wei-Skillern ve Chicago Üniversitesi Ekonomi Profesörü Prof. Ufuk Akçiğit’e pek çok düşünce insanı yapacakları konuşmalarla daha iyi bir gelecek hedefiyle 21. yüzyılda sistemsel dönüşüme dair bakış açılarını paylaşırken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Fatma Şahin, “Yerel Yönetimlerin Değişimi Yönetmekteki Rolü” başlıklı oturuma katılarak yerel yönetimlerin değişimi yönetmedeki rolüne değinen konuşmalar yapacak. Çevresel, ekonomik ya da sosyal meselelere etki odaklı yanıtların bulunmaya çalışacağı 2 günlük etkinlikte, aralarında Zorlu Holding CEO’su Ömer Yüngül, Boyner Grup Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner’in de yer alacağı pek çok iş insanı, katılacakları oturumlarda ortak akılla daha iyi bir gelecek nasıl olur sorusuna yanıt arayacaklar. imece yürütücülüğünde, Zorlu Holding ev sahipliğinde, ATÖLYE, B Lab Europe, BMW Foundation, Social Innovation Exchange (SIX) ve S360‘ın içerik ve ağ partnerliği, Açık Açık, Ashoka Türkiye, Impact Hub İstanbul, İstasyonTEDÜ, KUSIF, Mikado, Now Partners, UNDP Accelerator Labs, SDGIA ve TSGA’nın oturum partnerliğinde ve De-Coder‘in küratörlüğünde gerçekleşecek olan etkinliğe kaydolmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz. imece: 2016'da ATÖLYE, S360 ve Zorlu Holding ortaklığında kurulan sosyal inovasyon platformu imece; ana programları olan imece impact, imeceLAB, imece Dialogues ve imece summit'i "daha insancıl sistemlerin, daha eşitlikçi yaklaşımların ve daha sürdürülebilir bir dünyayı uygulamaya geçirmek için hızlanılması" ve "meselelerin çözümüne yönelik daha etkin ortaklıklar kurulması" gerektiği fikriyle yürütüyor. Ana programlarını farklı partnerle yürüttüğü etkinlikler ve ürettiği içerikler üzerinden zenginleştiren imece; oluşturduğu içerik ve komüniteler üzerinden sistemsel dönüşümü tetiklemeyi amaçlıyor.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Bir çocuk "sürdürülebilirliğe" dair ne bilir? Biz ne bilirdik bu konuyla ilgili küçükken? Okulda bu kelimenin geçtiği bir ders hatırlıyor muyuz? Tam olarak kaç yaşımızda sürdürülebilirlik kelimesini duyduk; kaç yaşımızda anlamını, kaç yaşımızda önemini kavradık? Daha çok yeni bilinçlendik ve bu değişmeli.
Bir çocuğun moda algısı ailesinden gözlemledikleri bir yana, televizyonda izlediği, sosyal medyada gördüğü, Disney filmlerinde karşılaştığı karakterlerle oluşuyor. Okula gitmeye başladığında arkadaşlarından gördükleri ve duyduklarıyla çocuk zihninde modayı ve kıyafetlerini konumlandırıyor, önemini, etkisini belirliyor. İşlerin iç yüzünü daha iyi görebileceği bir yaşa gelmeden moda algısı, endüstrinin ve medyanın tam da olmasını istediği biçimde geleceğin tüketicilerinin beynine yerleşiyor. Bu çocuk büyüyüp, bu alanla ilgili araştırmalar yaptığında moda endüstrisinin dünyanın yok oluşunda büyük pay sahibi olduğunu görebiliyor ancak bu farkındalığa eriştikten sonra da alışkanlıklarını, duruşunu ve kıyafetlere bakışını değiştirmesi gerekiyor. Bu konuda araştırma yapmaya, bir şeyleri sorgulamaya ve şüpheci yaklaşmaya niyeti olmayanlarsa, çocukluktan atılmış temellerle yola devam ediyor. Bu temeller henüz atılmadan harekete geçmek daha makul değil mi? Bir çocuğa çöpü yere atmaması, çimlere basmaması, denizi kirletmemesi gerektiğini öğretirken doğaya çok daha büyük maliyeti olan moda endüstrisine ve kıyafetlere dair bilgi vermemek mantıklı mı? Okulda iklim krizi, endüstrilerin doğa üzerindeki etkisi gibi bir ders özelinde de bunlar anlatılmıyor. Henüz hiçbir konuda yerleşik fikirleri olmayan tertemiz zihinli bir çocuğu dış dünyanın, medyanın, sosyal medyanın ve popüler kültürün kollarına bırakıyoruz.
A, B, C VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Huffington Post’ta yayımlanan bir yazısında Anya Hart Dyke, çocuk psikoloğu veya pedagogu olmasan da sürdürülebilirlik konusunda bilgi ve deneyim sahibi bir anne, çocuklarına modanın diğer yüzünü anlatmaya çalışıyor ve bu deneyimi yazısında bizimle paylaşıyor. Yola, çocuklara bir kıyafetin atıldığında sihirli bir değnek değmişcesine ortadan kaybolmadığını anlatarak başlıyor. Evde bulduğu birkaç eski bezi kızıyla beraber toprağa gömüyor. Bu doğanın, toprağın hangi materyalle nasıl başa çıktığını; pamuk, polyester veya viskoz gibi materyallerin ne kadarda çözünebildiğini anlatan basit ancak etkili bir yol. Bir ay gibi kısa bir sürede materyaller arasında hızla yok olanlar, uzun sürede yok olacaklar ve onlarca yıl yok olmayacaklar kendini zaten belli ediyor. Tabii, şu an bir aylık bir periyotta tek bir parça için konuşuyoruz. Bu anlamda, bu yetişkinlerin de görmesi gereken bir örnek aslında. Dünyanın en büyük endüstrilerinden birinin ürettiği yığın yığın atığın karşısında doğanın nasıl çaresiz kaldığını hayal dahi edebilir miyiz?
Anya, ayrıca kıyafetlerin üretim sürecine dair de çocukları bilgilendiriyor, etiketlere bakarak kıyafetin nerede üretildiğini, aslında mağazaya ulaşana kadar birçok ülke gezdiğini anlatıyor. Hatta kıyafetlerini yapanların verdiği emeği, “yoğun” çalışma temposunu anlatıyor, o kişilere onlara ulaşmayacak da olsa bir teşekkür mektubu yazmaya teşvik ediyor. Böylece çocuklar, kıyafetlerin sihirli bir değnekle yok olmadığı gibi, var olmadığını da görüyor ve dolaplarında asılı duran her ürün için verilen emeğin bilincinde oluyorlar. Bu, o kıyafetlerin kolayca gözden çıkarılmasının da önüne geçiyor çünkü üretim sürecini en basit hâliyle kavradıktan sonra biliyorlar ki, sahip oldukları kıyafetler o dolaba ulaşabilmek için çok yol kat ediyor.
Bununla beraber, kıyafetleri küçük bir lekede ya da yırtıkta çöpe atmak yerine o noktalara eğlenceli yamalar yapmak, ikinci el dükkânlarından hikâyesi olan kıyafetler almak ve bir kıyafet küçüldüğünde veya artık kullanılamadığında onu gardıropta tutmaya devam etmek, ihtiyaç duyan başka çocuklar olduğunu iyice anlatarak bağışta bulunmak fazlasıyla önemli. Gelecekte aktif bir tüketici olduğunda bu atılan temellerin tamamı önemli rol oynuyor. Çocukların kıyafetleriyle kurdukları ilk bağların sadece renk, desen ve model üzerinden değil, doğaya etkisi üzerinden kurmak çok daha sağlıklı.
Bir çocuk psikoloğu ya da pedagogu olmasak da her türlü eğitimin çocuk yaştan alınması gerektiğinin bilincinde olan insanlar olarak, çocuklara ürünlerin hikâyelerini, geçmişini ve geleceğini anlatmanın belirleyici olduğunun son derece farkındayız. Belki böyle bir farkındalığa ulaşmış çocuklar da bir noktada hızlı modanın favori tüketicilerinden biri olur ancak bilinçli çocuklar için umut daha fazla. Umut, geleceğe dair iyi günlerin hayalini kurduran değil mi zaten?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
SOR: Davranışları ve alışkanlıkları kökünden değiştirebilir miyiz? Çocuklara, sürdürülebilirliği nasıl anlatabiliriz? Toplumsal cinsiyet rolleri, modada reklamlar aracılığıyla nasıl tekrar ediliyor?
14 Mar 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?



