Yüksek enflasyonun kaynağı ve piyasalara etkisi


Zingat Gayrimenkul Yatırım Rehberi ’yle kazançlı yatırımlar Gayrimenkul alanında birbirinden yenilikçi ve kullanışlı araçlar sunarak bilinçli adımlar atmamıza olanak sağlayan Zingat , Gayrimenkul Yatırım Rehberi hizmetiyle fark yaratmaya devam ediyor. Nedir? Zingat kullanıcıları, Gayrimenkul Yatırım Rehberi özelliği sayesinde Türkiye’de satılık konut fiyatının en çok artış gösterdiği bölgeleri görüntüleyebiliyorlar. Neden önemli? Gayrimenkul yatırım değerlerinin günden güne artmakta olduğu Türkiye’de yatırım değerleri sanayileşme, iş olanakları ya da yüksek yaşam standartları gibi sebeplerden dolayı bölgeden bölgeye değişkenlik gösteriyor. Gayrimenkul Yatırım Rehberi’yle yatırım değeri yüksek olan bölgelerin nabzını tutarak daha kazançlı yatırımlar yapabilir, kârınızı artırabilirsiniz. Dahası: Yatırım Rehberi’nde değer artışlarını il bazında takip edebileceğiniz gibi, seçtiğiniz ilin ilçelerindeki konut fiyatlarının artışlarına da göz atabilirsiniz. Seçeneklerinizi ister aylık değer artış yüzdesine, ister metrekare başına düşen fiyata göre sıralayarak veriye dayalı bir karar verebilirsiniz. Satılık konut fiyatı en çok artan bölgelerden haberdar olmak ve yatırımlarınıza değer katmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Son dönemde küresel piyasalarda çoğu haber başlığı enflasyonu konu alıyor. Neredeyse her ülkede hane halkının satın alma gücü azalırken merkez bankalarının bu sorunlu gidişata müdahale şiddeti de aynı derecede artıyor. Peki küresel ekonomileri ve tüketicileri, pandeminin güzel günlerinden (alım gücü anlamında) buraya ne getirdi?
Sorunun kaynağı
Enflasyonun temel nedenlerini küresel (genel) ve ülke bazlı (özel) olmak üzere ikiye ayırmak mümkün. Genel nedenler arasında Covid sonrası tedarik zinciri sorunları, kuraklık ve kötü hava koşulları nedeniyle artan gıda fiyatları ve savaş etkisiyle yükselen enerji fiyatları yer alıyor. Hükümetlerin ve merkez bankalarının geri alamadığı ya da müdahale etmekte zorlandığı kısmı yukarıda bahsettiğimiz nedenler oluşturuyor.
Mayıs ayında yıllık bazda %8,6 enflasyon açıklayan ABD örneğinden ilerlersek; enflasyonun en temel özel nedeninin “yüksek talep” olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yüksek talebi doğuran sebepler arasında, pandemi döneminde sıfır bölgesinde olan faiz oranları ve ABD hükümetinin 5 trilyon dolar değerindeki pandemi yardımları yer alıyor. Sıfır bölgesindeki faiz oranları hem hane halkının hem de şirketlerin borçlanarak harcama/yatırım yapmasını kolaylaştırırken çeklerle ödenen pandemi yardımları direkt olarak hane halkının tüketim harcamalarının artmasına neden oldu. Eve kapanılan dönemde seyahate ya da restoranlara harcanamayan birikimler, hükümetin yardım çekleriyle de birleşerek mobilya, otomobil ve elektronik ürünlerine ekstra talep olarak yansıdı. San Francisco Fed’in çalışmasına göre, pandeminin etkilerini azaltmaya yönelik uygulanan maliye politikası (destek paketleri), 2021 sonunda enflasyonun %3 daha fazla açıklanmasıyla sonuçlandı.
Sonuç olarak pandemi döneminde uygulanan maliye ve para politikaları nedeniyle artan talep, yine pandemi kaynaklı tedarik zinciri sorunlarıyla çakışınca şirketler haklı olarak hızlı bir şekilde fiyatları artırdı. Enflasyon yükselmeye başlamışken Fed’in durumu “geçici enflasyon” başlığıyla ele alması ve gevşek para politikasını sürdürmesi, fiyatlardaki artışın daha da momentum kazanmasında önemli rol oynadı. Sorunu ABD örneği üzerinden incelesek de Avrupa’da da durum oldukça benzer; mayıs ayında Avrupa bölgesinde enflasyon %8,1, Birleşik Krallık’ta ise %9,1 olarak gerçekleşti.
Çözüm adımları
Merkez bankaları, küresel nedenlerden kaynaklanan enflasyonu çözme şansına sahip olmasa da talebi daraltarak fiyatlardaki bu artışı yavaşlatabilir/durdurabilir. Enflasyona geçici gözüyle baktığı için faiz artışlarında geç kalan Fed, 40 yılın zirvesindeki enflasyonla mücadele etmek için son toplantıda 75 baz puan faiz artırdı. Fed en son 1994 yılında benzer agresiflikte bir faiz artışına gitmişti. Fed’den daha önce faiz artışlarına başlayan Birleşik Krallık Merkez Bankası (BOE) ise ekonomiyi resesyona sokmaktan korktuğu için artışları 25 baz puanlık adımlarla sürdürüyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise çok daha geriden geliyor. 21 Temmuz’da toplanacak ECB’nin ilk faiz artışını (25 baz puan bekleniyor, 50 baz puan da kuşkusuz masada) bu toplantıda gerçekleştirmesi bekleniyor.
Merkez bankalarının attığı bu agresif, sıkılaştırıcı adımların enflasyonu hangi hızda aşağı çekeceği en büyük soru işareti. Çarşamba günü ECB forumunda toplanan merkez bankası başkanları, bu sorunun kalıcı olabileceğini kabul eden açıklamalarda bulundu. ECB Başkanı Christine Lagarde, geçmişteki kalıcı düşük enflasyon ortamına yeniden dönüleceğini düşünmediğini; BOE Başkanı Andrew Bailey ise para politikaları için potansiyel bir dönüm noktasında olunduğunu belirtti.
Merkez bankalarının uyguladığı para politikasının istenmeyen ve korkulan en büyük olası sonucu ise daralan bir dünya ekonomisi (resesyon). Teoride bir ülke ekonomisinin art arda birkaç ay küçülmesi resesyon anlamına geliyor. ABD ekonomisi 2022’nin ilk çeyreğinde daralarak bu korkunun yersiz olmadığını ortaya koydu. Fed Başkanı Powell da çarşamba günü “iş gücü piyasasının mevcut gücünü bozmadan enflasyonu düşürme görevinin gün geçtikçe daha zorlayıcı olduğunu” söyledi ve resesyon riskini kabul ettiğini açıkça gösterdi.
Enflasyon ve resesyon korkularının piyasaya etkisi
Enflasyon yeni zirve yapıp Fed’in faiz patikası daha şahin bir görünüm kazandıkça ABD endekslerindeki satış daha da derinleşti. S&P 500, zirve seviyeden %20 değer kaybederek resmî olarak ayı piyasasına girdi. Faiz artışlarının satışa neden olmasının bariz bazı nedenleri bulunuyor. Bu nedenlerden ilki, değerlemeler üzerinden gerçekleşiyor. Şirketlerin gelecekte sağlayacağı nakit akışları bugüne indirgenirken daha yüksek faiz oranı daha düşük şirket değeri anlamına geliyor. İkinci neden; şirketlerin geçmişte olduğu gibi düşük maliyetle borçlanamamasından kaynaklanıyor. Şirketler, borçlarını çevirmek ya da yeni yatırımlar yapmak için artan faizler nedeniyle daha yüksek maliyetle borçlanıyor. Son olarak artan faizler hane halkının alım gücünü olumsuz etkilediği için talepteki daraltıcı etkinin şirketlerin satışlarına olumsuz yansıması bekleniyor. Özetle faizlerdeki artış, hızlı büyüme hedefleyen her şirketin planlarını altüst ediyor. Bu dönemin ne kadar süreceğini tahmin etmek oldukça zor olsa da ABD endekslerinin her ayı piyasası sonrası uzun vadede toparlandığını hatırlamak gerekiyor. Mevcut satışların bir noktada sonlanacağı beklentisiyle (belki gerilemeye başlayan enflasyon sayesinde, belki be başka nedenlerle) yeniden hisse piyasalarına ilginin artacağı günler çok uzak olmasa gerek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Merkez bankaları, yüksek enflasyonla nasıl mücadele ediyor? Yurt dışı piyasalardaki satışın nedeni ne? Ayı piyasası ne anlama geliyor? Fed Başkanı Jerome Powell, yeni Paul Volcker olabilir mi?
01 Tem 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.



