🍽 ZEYNEP ÇIPA


Doğanın gücü cildinizde: Etat Pur Pure Active Resveratrol %1,5 Resveratrol, belirli bitkilerde ve kırmızı şarapta çoğunlukta asma üzüm yaprağının özünde bulunan güçlü antioksidan özelliklere sahip polifenol bileşiğidir ve doğal antioksidan maddelerin en önemlilerinden biridir. Bu etkin bileşik, Etat Pur markasının Pure Active Resveratrol %1,5 ürününde karşımıza çıkarken; güçlü antioksidan etkisiyle derin kırışıklık görünümünün azalmasına yardımcı oluyor ve su bazlı oluşuyla diğer yağ bazlı Resveratrol ürünleri arasında öne çıkıyor. Nedir? Etat Pur Pure Active Resveratrol %1,5; Cildi yaşlanma sürecinden sorumlu serbest radikallerden korurken cildi yeniden yapılandırmaya yardımcı olur, hücre ömrünü uzatır. Ciltteki kırışıklıkların görünümünün azalmasına yardımcı olur. Cilde gün boyu nem desteği sağlar. %75 daha parlak bir cilt görünümü sağlar*. %70 daha eşit ve pürüzsüz bir cilt görünümü sağlar*. *Sonuçlar 7 gün boyunca 20 gönüllüyle gerçekleştirilen kullanım testinin ardından elde edilmiştir. Nasıl kullanılır? 8 hafta boyunca 4 damla şeklinde, kuru ve temizlenmiş cilt üzerine, akşam nemlendirici kremden önce kullanılması öneriliyor. Doğadan aldığı ilhamı deneyimle buluşturan Etat Pur markasının Etat Pur Pure Active Resveratrol %1,5 ürününü buradan inceleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Zeynep, yüz yüze tanışamadan bir süre ortak arkadaşlarımdan ismini duyduğum, onlar üzerinden selamlaşarak haberleştiğim, akabinde Kadıköy sokaklarında tanışıp Elifnaz'dan Sargı Donation'ı öğrendikten sonra yüz yüze oturup ANGST İnsanları bahanesiyle programlarımızı sonunda çakıştırabildiğimiz bir isim. İyi ki.
Tanışıklığımızdan öte, gelelim bugünkü muhabbetin başladığı yere: Ben yemek yapmayı bilmiyorum. Bir pratiğim veya eğilmeyi isteğim bir alan şimdilik değil — sınıfsaldır. Zeynep'in içerikleri de hayatıma bu noktada dâhil oluyor: ortak arkadaşlarım bir yana, onu ürettiği Reels videolarından da tanıyorum. Estetik açıdan beni tatmin eden editing'leri olan, "Ben de malzemeleri alıp denesem, sonra böyle Zeynep gibi gülerek yesem mi?" dedirten videolardan bahsediyorum.

Zeynep, yaptığı havuç püresiyle
Bu açıdan bakınca ilk konumuz sosyal medyada yayımlamak üzere içerik üreticiliğinin kişiyi ANGST ettiren özellikleri. Ortaya bir üretim koyarken — bu tarif vermek de olabilir — sevip sevmeyeceğini düşünmek de bir anksiyete sebebi olabiliyor gayet:
İnsanların kafasında bir Zeynep vizyonu var. Kim seni tanıyor, kim seni tanımıyor mesela? Evet, belli bir takipçim var; dolayısıyla yüz bin küsür insanın kafasında bir Zeynep imajı var. (...) Ama şunu fark ettiğim an rahatladım: Ben zaten hiçbir zaman insanların kafasında yarattığı Zeynep'le örtüşmeyeceğim.
ANGST edenleri paylaşmanın iyileştirici bir yanı olup olmadığından bahsedip duruyoruz. Konu elbette yine bu yöntemlere geliyor — Zeynep'in bu üretim yolunda ilhamı, sevdiği şeyi yapmaya devam ederken insanı teşvik ettiğini görmek oluyor. Bu etkileşim de onun için bir beslenme şekli. Peki, o hâlde soruyorum, bu sosyal medya akışlarımız arasında kendine ayırdığı zamanı nasıl dengeliyor?
Oradan uzak durmam gerektiğini anladığım an kendime zaman tanıyorum. Bu işi yüzde yüz istikrarlı ve sürekli orada olarak yapmak çok büyük bir efor istiyor. O istikrarı düzenli ve dengeli olarak sağlamaya çalışıyorum şu anda. Sırf iyiyi göstermekle de alakalı değil: Bazen sadece kendi kendime kalmak istiyorum ve orada yapay olarak bir şey paylaşmak istemiyorum. O zaman karşıya o doğallığın da geçtiğini düşünüyorum.

Anyone Can Cook Atölyesinden bir fotoğraf: Bazlama, azmak ve narenciye
Hadi, diyelim ki sosyal medyanın durmadan yeniden üretmeye teşvik ettiği tüketim alışkanlıklarını kendi içimizde dengeledik. Peki platformunu sosyal refah bağlamında nasıl kullanabilir insan? Böylece haberleri takip ederken gelen "İzlemek yetmiyor, ne yapabiliriz?" sorusu üstüne çıkan Sargı Donation'ı konuşmaya geliyor sıra.
Sargı Donation, temmuzun başında Ege kıyılarında çıkan yangınların sebep olduğu maddi ve manevi zarara kayıtsız kalamayan 5 insanla oluştu: ben, Altın Tatlı, Birce Kirkova, Zeynep Çıpa ve Cem Özbek. Bu konuyu dert eden insanlar olarak organik olarak bir araya geldik ve "Bir şeyler yapmalıyız," diyerek yola çıktık. Amacımız herkesin eğlenip vakit geçirebileceği, tam gün sürecek bir etkinlik hazırlayıp elde ettiğimiz tüm geliri bağışlamaktı. (...) Ayrıcalıklarının farkında bir kesim olarak bu gerçeğe dikkat çekmek ve doğru bir akış sağlayabilmek için bir alan yaratmış olduk. İlk etkinliğimizi 3 günde imece usülü hazırladık — ben ve Altın poster yaparken Zeynep yemek yapıyordu. Cem host'umuz oldu, Birce sanatçılarla ilgileniyordu mesela.
— Elifnaz Öngören

Sargı Donation'ın etkinliğinden
Bahar ayları, beden farkındalığı ve eğlenceli beslenme ayları: Zeynep, biz kaydı mart ayında alırken bir retreat planlıyordu — şimdi etkinlik tamamlanmış olsa da geçtiğimiz ay Akyaka Retreats'le planlanıp gerçekleşen atölyelerin planlanma süreçlerini konuşuyoruz. "Bir iş oluyorsa bir anda oluyor," motivasyonuyla şekillenen iş birliğinin sosyal medyada yemek paylaşımı yaparken özbakım ve mevsimsellikle kesiştiği yerlere değiniyoruz.

Zeynep, Aposto! Radyo stüdyosunda, Alara'yla konuşuyor
Bugün sosyal medyayı bir işe çevirmek, mevsimsel beslenmek, bedenimizin farkında olmak, diyet kültürü, özbakım, sosyal refah girişimi Sargı Donation ve üretimlerin kişiyi yansıtması üzerine konuşuyoruz — benim her zamanki gibi Zeynep'e sorularım var:
🍽 Zeynep'i ANGST edenler ne?
🍽 Sosyal medyayı bir iş hâline getirirken dengeyi nasıl koruyorsun?
🍽 İçerik kürasyonu kurulurken tüketim toplumunun baskısından nasıl uzaklaşabiliriz? Influencer kültüründeki tüketimle arana nasıl bir mesafe koyuyorsun?
🍽 Sargı Donation'ın verdiği güven bu süreçleri yürütürken sana nasıl bir ilham sağlıyor?
🍽 Zeynep neye #HakkımVar diyor?
"Biz en iyisi bir özneye soralım," diyerek çıktığımız bu yolculuğun tam ortasından, Zeynep'le tüketim çılgınlığına kapılmadan "Ne yiyorsan ye, eğlenerek de!" diyerek içerik üretmenin ilhamıyla muhabbete katıl.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Podcast serimizin dokuzuncu konuğuyla tanış: içerik üreticisi Zeynep Çıpa.
17 May 2022

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Üniversite kavramı aşınsa da ona duyduğumuz ihtiyaç canlı. Gençlerin erteledikleri hayatı deneyimledikleri, insanlaştıkları, dünyaya dair tavır geliştirdikleri, beceri seti, düşünme biçimi, formasyon edindikleri kurumsal anlamda kavramın altını dolduran üniversite olanaklıdır. İhtiyacımız, yönümüz, kutup yıldızımız hâlâ özerk üniversitedir.

Fransa ve İspanya’da etkili olan orman yangınları sadece aşırı sıcaklık ve güçlü rüzgarla değil, alevlerin oluşturduğu sıra dışı bir hava olayıyla da büyüyor. NASA’nın “ateş püskürten ejderha” olarak tanımladığı, bilimsel adı “pyrocumulonimbus” olan ateş bulutları, çok büyük ve yoğun yangınların oluşturduğu aşırı sıcak hava, duman, kül ve nemin atmosferin üst katmanlarına doğru hızla yükselmesiyle oluşuyor. Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Bu bulutlar, büyük yangınlarda 12 kilometreye kadar yükselebilir. Bu kritik bir eşik çünkü uçaklar da o seviyelerden geçiyor” diyor.

Bağımlılık denince ilk akla gelenlerden biri alışveriş değil şüphesiz. Ya da spor. Bazen bir hafta boyunca oyun oynamak. Çoğumuz sosyal medyada geçirdiğimiz saatleri sorun olarak bile görmüyoruz. Oysa bağımlılık artık kendini pek çok farklı alanda gösteriyor ve işsizlik, gelecek kaygısı, anksiyete arttıkça bağımlı olduğumuz şeylerin sayısı ve çeşidi de artıyor.

Travma sadece olayın içinde olanların değil, ona tanık edilenlerin de bedenine yerleşir. Çünkü güven duygusunun yıkılışını görmek de insanın sinir sistemine yazılır. Bu yüzden bazı anksiyeteler kişisel değil; toplumsal ve politiktir. Çünkü sürekli alarmda yaşamak politiktir.

Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?





