2026’nın başında küresel hisse senetlerine dair düşünceler

Küresel hisse senedi piyasaları 2026’ya girerken dışarıdan bakınca rahat görünüyor. Endeksler rekor seviyelere yakın, 2025’in tarifelerle ilgili sert başlıkları bile piyasayı deviremedi. Ama bu rahatlık biraz yanıltıcı. Çünkü piyasa bir yandan güçlü dururken, diğer yandan kolay para dediğimiz dönem çoktan geride kalmış durumda. 2026’da getiriyi endeksin genel yönünden çok, hangi bölgeyi ve hangi temayı seçtiğin belirleyecek.
2026’nın başında küresel hisse senetlerine dair düşünceler

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Küresel hisse senedi piyasaları 2026 yılında dışarıdan bakınca rahat görünüyor. Endeksler rekor seviyelere yakın, 2025’in tarifelerle ilgili sert başlıkları bile piyasayı deviremedi. Ama bu rahatlık biraz yanıltıcı. Çünkü piyasa bir yandan güçlü dururken, diğer yandan kolay para dediğimiz dönem çoktan geride kalmış durumda. 2026’da getiriyi endeksin genel yönünden çok, hangi bölgeyi ve hangi temayı seçtiğin belirleyecek. Yani geniş bir ralli beklemek yerine, daha seçici bir piyasaya hazırlıklı olmak gerekiyor.

2025 boyunca piyasalar bir tür stres testi verdi. Tarife tehditleri, siyasi gerilimler, ticaret savaşları konuşuldu; ama şirket kârlılıkları beklenen kadar sert darbe almadı. Bu yüzden piyasa 2026’ya girerken kötü haberle yaşamayı öğrenmiş gibi duruyor. Fakat burada önemli bir ayrım mevcut: Etkinin büyük kısmı 2026 problemi olabilir. Yani 2025’te hissedilmeyen baskı, maliyetler, marjlar ve büyüme beklentileri üzerinden 2026’da daha görünür hale gelebilir. Bu da şunu getiriyor: 2026, manşetlerden ziyade bilançoların konuştuğu, beklenti yönetiminin kritik olduğu bir yıl olacak.

Bu noktada ABD piyasaları öne çıkıyor ama çok iyi olduğu için değil. ABD hisseleri 2025’te uluslararası piyasalara göre nadir görülen şekilde geride kaldı ve bu durum değerleme farkını bir miktar düzeltti. Yani ABD’nin değerleme primi hâlâ var; ama artık aşırı değil. Bu da yatırımcı açısından şu anlama geliyor: ABD’de mükemmel büyüme şartı azalıyor; çünkü fiyatlar zaten bir miktar normalleşti. ABD’nin yapay zeka alanındaki liderliği hâlâ en büyük destek unsuru. Bu yüzden 2026’da ABD, yeniden daha makul fiyatla tema satın alınabilen bir pazara dönüşebilir. ABD, dünyada büyüme kıtlığı varken en az kötü seçenek gibi duruyor. Bu ifade biraz sert ama bir o kadar gerçekçi: Büyüme zayıfsa, yatırımcı hikaye kovalamak yerine daha makul değerlemeli, daha savunulabilir piyasaya yönelir.

Gelişmekte olan piyasalar tarafında ise tablo daha hassas. 2025’te bu piyasalar güçlü bir performans sergiledi; fakat 2026’da karşılarına iki problem çıkıyor. Birincisi, 2025’in güçlü kâr artışları bir ölçüde baz etkisi taşıyordu; yani düşük bazdan gelen hızlı toparlanma. Bu baz etkisi 2026’da azalınca, aynı büyümeyi tekrar etmek zorlaşır. İkincisi, endeksin genel kâr büyümesi güçlü görünse de, medyan şirkete indiğinde büyüme daha zayıf. Yani birkaç büyük şirket ortalamayı yukarı çekiyor. Özellikle Kore gibi pazarlarda büyük teknoloji/AI bağlantılı şirketlerin tahminleri, gelişen piyasaların genel resmini parlak gösteriyor. Ama tipik şirket açısından kâr büyümesi geriliyor. Bu durum 2026’da gelişen piyasalar için “toplu alım” döneminden “hisse seçimi” dönemine geçiş anlamına gelir.

ABD dışındaki gelişmiş piyasalar ise daha zayıf bir konumda yer alıyor. Burada temel sorun büyüme ve güven. Ekonomik momentum birçok gelişmiş ülkede zayıflamış; iş gücü piyasaları eskisi kadar güçlü değil; tüketici güveni birçok yerde baskı altında. Üretim PMI’ları genel olarak ortalamaya yakın olsa bile bazı ülkelerde zayıf, hizmet PMI’larında da güçlü görünen ülke sayısı sınırlı. Böyle bir zeminde, şirketlerin kârlılık hikayesi kırılgan kalıyor. Üstelik bu bölgelerde finans sektörünün değerlemelerinin yükseldiği, bunun da endekslerin yukarı yönünü sınırlayabileceği görülüyor. Yani bir yandan büyüme zayıf, diğer yandan bazı sektörler pahalı. Bu ikisi bir araya gelince çok kolay yükselen bir piyasa oluşmuyor.

Piyasada herkes teknoloji pahalı mı değil mi diye konuşurken, finans sektörü gözümüze çarpıyor. Bazı ülkelerde bankalar, tarihsel eğilimlerine göre iki-üç standart sapma yukarıda işlem görüyor. Üstelik bu pahalılaşmanın arkasında çok güçlü bir kâr büyümesi yok. Bu da 2026’da politika desteği veya piyasa algısı değişirse, finans hisselerinde sert bir “normalleşme” riskini artırıyor. Teknoloji pahalı olabilir ama teknoloji en azından büyüme beklentisiyle destekleniyor. Finans ise her yerde aynı desteği taşımıyor. Bu ayrım önemli çünkü 2026’da sürprizler çoğu zaman “herkesin baktığı yerden” değil, “kimsenin sorun görmediği yerden” gelir.

Bir diğer kritik başlık, endekslerin giderek daha fazla yoğunlaşması. Küresel piyasalarda az sayıda mega ölçekli şirketin etkisi büyüyor. Bu şirketler aynı anda birkaç büyük temanın içinde yer aldığı için endeksleri taşıyorlar: Yapay zeka, dijital ödemeler, 5G, metaverse, hatta spor ekonomisi gibi alanlar. Bu tematik yoğunlaşma bir yandan getiriyi artırırken, diğer yandan kırılganlığı yükseltiyor. Çünkü endeks geniş tabana yayılmadığında, birkaç dev hisse zayıflarsa tüm piyasa sarsılabiliyor. Yapay zeka temasında birçok endeksin ciddi ağırlık taşıdığı görülüyor. Bu da 2026’da piyasanın genel yönünden çok, AI algısının ve AI hisselerinin performansının belirleyici olacağı anlamına geliyor.

Yapay zekz tarafında da önemli bir ruh hâli değişimi var. 2024–2025 dönemi daha çok “inanç” dönemiydi: Büyük yatırımlar yapıldı, capex yükseldi, şirketler bu konuda agresif davranınca piyasa onları ödüllendirdi. Fakat 2026’ya gelince soru değişiyor: “Ne kadar yatırım yaptın?” değil, “Bu yatırımın karşılığını ne zaman ve nasıl alacağız?” sorusu öne çıkıyor. Yani piyasa yavaş yavaş hikayeden kanıta geçmek isteyebilir. Bu geçiş bazen yumuşak olur, bazen sert olur. Özellikle AI yatırımlarının en yoğun olduğu pazarlarda (ABD gibi) bu sorgulama daha belirgin hissedilebilir. Gelişen piyasalara da bu dalga yansır ama gelişmiş ABD dışı piyasalar, bu baskıyı daha az riskli oldukları için değil, zaten o kadar yoğun yatırım yapmadıkları için daha sınırlı hissedebilir.

Özetle 2026, “piyasa yükselir mi?” yılından çok, “doğru yer neresi?” yılı gibi duruyor. Büyüme zayıf, değerlemeler bazı bölgelerde hassas, finans sektöründe görünmeyen bir şişkinlik riski var, endeksler birkaç tema ve birkaç dev hisseye fazla bağımlı. Bu şartlarda geniş endeksi almak hâlâ bir seçenek olabilir ama getiriyi asıl belirleyen unsur seçicilik olacak. Bölge seçimi, sektör seçimi ve en önemlisi tema seçimi olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Eren Kuru

Sipay Hazine Müdürü ve yatırım danışmanı. Daha önce Borsa İstanbul’da İş Geliştirme Departmanı’nda, Vakıf Yatırım'da Yatırım Danışmanlığı ve Algoritmik Trading Departmanı'nda, Ziraat ve Allbatross Portföy tarafında da Fon Yönetimi'nde çalıştı.

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Kalkınmanın jeoekonomisi: Küresel ticarette yeni dönem

ABD-İran savaşının ve artan korumacılığın etkisiyle küresel ticarette dengeler değişirken, ülkelerin ulusal güvenlik ve jeopolitik öncelikleri ekonomik kararlarında giderek daha belirleyici hale geliyor. Ancak teknolojik dönüşüm ve stratejik sektörlerdeki yatırımların gelişmiş ülkelerde yoğunlaşması, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma ve gelir farkını kapatma çabalarını zorlaştırıyor.

Kalkınmanın jeoekonomisi: Küresel ticarette yeni dönem
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Rekorlar kıran küresel tahvil faizleri neden artıyor ve bunu ne durdurabilir?

Küresel ekonomide en önemli gündem maddesi, uzun vadeli tahvil faizlerindeki önlenemeyen yükseliş olmaya devam ediyor. Sadece ABD’de değil, birçok gelişmiş ülkede on yıllık tahvil faizlerinin çok sert yükseldiği görülüyor. Peki neden ve bu gidişi ne durdurabilir?

Erhan Aslanoğlu

·

15 Eki 2026

Rekorlar kıran küresel tahvil faizleri neden artıyor ve bunu ne durdurabilir?
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

ABD'nin akaryakıt krizi nasıl Putin’e yaradı?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı dizel tedarik anlaşması, ABD Kongresinde Cumhuriyetçiler ile Demokratların hükümetin kapanması sürecinde dahi yaşamadıkları ölçüde bir ortak mutabakat sağlamalarına neden oldu. Peki Trump neden böyle bir karar aldı? Rusya bu anlaşmadan ne kazanacak ve ABD’nin Ukrayna politikasında nasıl bir değişiklik yaşanıyor?

Emircan Yaman

·

14 Eki 2026

ABD'nin akaryakıt krizi nasıl Putin’e yaradı?
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Sanayide yaz ayı bilançosu: İmalatta büyüme sıfıra yaklaştı

İmalat sanayiinde ilk dört ayda %1,3’e ulaşan üretim artışı, Ağustos ayında %0,2’ye geriledi. Giyim ve makine sektörlerinde daralma tüm şiddetiyle sürerken, önceki yıllarda büyüyen bazı sanayi kolları da yaz aylarında üretim kaybetmeye başladı.

Emircan Yaman

·

13 Eki 2026

Sanayide yaz ayı bilançosu: İmalatta büyüme sıfıra yaklaştı
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

2026 Nobel Ekonomi Ödülü: İnsan davranışları ekonomi politikalarını nasıl şekillendiriyor?

Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Robert Hall ve Michael Woodford’un çalışmalarının ortak noktası, ekonomik istikrarın yalnızca bugün alınan kararlara değil, insanların geleceğe ilişkin beklentilerine de bağlı olduğu düşüncesi oldu. Ödülün gerekçesinde “makroekonomik istikrarın mikroekonomik temellere yaptığı katkılar” ifadesi yer alırken burada Türkiye açısından da önemli çıkarımlar var. Bu teze göre, ekonomik istikrarın toplumsal karşılığı tek başına enflasyonun düşmesi değil.

Pelin Cengiz

·

12 Eki 2026

2026 Nobel Ekonomi Ödülü: İnsan davranışları ekonomi politikalarını nasıl şekillendiriyor?