Aydın Karacabay ile turizm üzerine: "Tek öğün yemek, otel odasından daha pahalı”

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Türk turizmi 2026'ya art arda gelen rekorların gölgesinde sıra dışı bir kriz yılıyla girdi. 2025 yılı 64 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolarlık rekor gelirle kapanırken, 2026'nın ilk çeyreğinde de turizm geliri yıllık bazda %4,2 artışla 9,9 milyar dolara ulaştı. İstanbul'a Ocak-Mayıs döneminde gelen yabancı ziyaretçi sayısı da 6,95 milyonla geçen yılın yalnızca %0,7 altında kaldı. Ne var ki aynı dönemde şehir otelciliğinin tablosu bambaşka bir yöne işaret ediyor. Şubat sonunda başlayan savaş, sektörün en güçlü ayları olan Mart-Nisan-Mayıs dönemini vururken, şehir otellerinde doluluklar geçen yıl kaydedilen %80-85 bandından %60 seviyelerine geriledi.
Bu tabloda Levni Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Karacabay, krizi hem şehrin en eski turizm bölgesinden hem de küresel bir markanın penceresinden izleyebilen isimlerden biri olarak öne çıkıyor. 1986'dan bu yana Tarihi Yarımada'da otelcilik yapan Karacabay, bugün Sirkeci ve Cağaloğlu hattında beş otel işletiyor. Grubun Accor ile yaptığı anlaşma sonucunda Ekim 2024'te açılan 72 odalı Levni Istanbul Hotel Handwritten Collection ise Fransız otelcilik devinin butik koleksiyon markasının Türkiye ve Ortadoğu'daki ilk oteli konumunda bulunuyor.
Sezonun en zor günlerinin geride kalmaya başladığı bir dönemde Karacabay ile İstanbul turizminin 2026 krizini konuştuk. Karacabay, dolulukların seyrinden panik fiyatlamasına, kur-maliyet makasından Körfez pazarındaki daralmaya, Accor işbirliğinin etkilerinden İstanbul'un etkinlik takvimi eksiğine kadar birçok başlığı Aposto okurları için anlattı.
"Normal beklentimizin %25 ile 30 altında kaldık"
Sözlerine sezonun genel görünümünü değerlendirerek başlayan Karacabay, savaşın İstanbul'un en verimli dönemine denk geldiğini söyleyerek, "Normal beklentimizin %25 ile %30 altında kaldık. Hem nicelik hem nitelik olarak düşüş var. Geçen yıl bu aylarda %80-85 bandında çalışıyorduk, şu anda %60'lardayız" ifadelerini kullandı. Karacabay'a göre kırılmada iki dışsal şok üst üste bindi. Şubat sonunda başlayan savaş ilkbahar rezervasyonlarını bıçak gibi keserken, Mayıs sonunda başlayan Dünya Kupası şehrin ana misafiri olan Avrupalı turisti evinde tuttu.
Fiyatlardaki sert düşüşün ise savaştan çok sektörün krize verdiği tepkiden kaynaklandığını düşünen Karacabay, İstanbul otelciliğindeki kiracılık yapısına dikkat çekerek, "Otelcilerin birçoğu kiracı. Kira ay sonu çok hızlı geliyor. Kira ödeyecek diye fiyat indirmeye başlıyor, o kaliteyi de muhafaza edemiyorsunuz. Gemisini kurtaran kaptan gibi bir dönem yaşandı" açıklamasında bulundu.
"180-190 avro bandında satılması gereken odalar 130 avroya kadar indi. Biz Eylül fiyatlarımızı düşürmedik, 180 avroda tuttuk. Panikle fiyat kırmak bu sezonun en büyük stratejik yanlışıydı. Bir otel indirince diğerleri de peşinden gidiyor ve fiyat zincirleme şekilde dibe iniyor."
Krizin bir diğer boyutu ise rezervasyon davranışındaki kırılma. Belirsizliğin planlamayı imkansız hale getirdiğini söyleyen Karacabay, "Eskiden rezervasyonlar 5-8 ay öncesinden gelirdi, şimdi 1 hafta-10 gün kala geliyor. İstanbul genelinde konaklama planlama süresi 31 güne düştü. Temmuz’un sonundayız ve ancak Ağustos sonuna kadar önümüzü görebiliyoruz. Bu şartlarda bütçe yapmak neredeyse imkansız" dedi.
"Bugün tek öğün yemek, birçok otel odasından daha pahalı"
Karacabay'a göre sezonun ikinci ve daha kalıcı sorunu pahalılık. Resmî veriler de bu gözlemi doğruluyor. Lokanta ve oteller grubunda yıllık enflasyon Haziran ayı itibarıyla %31,6'ya ulaştı. Bu, avro bazında yıllık bazda %12,4’lük bir artışa işaret ediyor. Aynı kalem Akdeniz'deki rakip destinasyonlardan İspanya'da %4,2, Yunanistan'da %3,9, İtalya'da %3,4 düzeyinde seyrediyor.
Maliyet tarafındaki bu ayrışmanın kurdaki seyirle birleştiğine dikkat çeken Karacabay, "Döviz gerçek değerinin çok altında kaldı. Bu, Türkiye'deki enflasyonla mücadele politikasının yarattığı bir sonuç. Maliyetleriniz TL üzerinden hızla artarken avro fiyatınızı yükseltemiyorsunuz" diye konuştu.
Bu denklemin İstanbul'da yarattığı çarpıklığa da değinen Karacabay, "İstanbul'da en ucuz kalan kalemlerden biri şu anda otel fiyatları. Talep düşünce fiyatlar da aşağı geldi. Bugün dışarıda yenilen tek öğün yemek, birçok otel odasından daha pahalı hale geldi" ifadelerini kullandı.
"Bu yıl markanın gücünü çok daha net hissettik"
Levni'yi sezonda piyasadan ayrıştıran unsur ise 2024'te atılan bir imza oldu. Grup, Cağaloğlu'ndaki yeni otelinin açılışından 4-5 ay önce Accor ile anlaştı ve tesis, o dönemde 27 otele sahip olan Handwritten Collection markasının Türkiye ve Ortadoğu'daki ilk oteli olarak kapılarını açtı. Karacabay için anlaşmayı cazip kılan unsur, yıllar içinde İstanbul'da inşa ettikleri Levni adının markayla birlikte korunabilmesiydi.
İşbirliğinin gerçek sınavının kriz yılında verildiğini söyleyen Karacabay, "Bu yıl markanın gücünü çok daha net hissettik. İstanbul genelinde turizm istediğimiz seviyede gitmedi ancak markalı bir otel olmanın avantajını satışlarda gördük. Fransa başta olmak üzere Avrupa, Amerika ve Fransızca konuşulan Afrika ülkelerinden önemli rezervasyonlar aldık" açıklamasında bulundu.
"2025 görece sorunsuz bir yıl oldu, o dönemde Levni yeni oteli destekliyordu. 2026 krizinde ise ilişki tersine döndü ve bu kez markanın gücü grubu taşıdı. Otel henüz çok yeni olmasına rağmen markanın gücü sayesinde dolulukta %10-15 civarında ekstra bir avantaj elde ettik."
Markanın yıllık standart denetiminde zincirin en başarılı otelleri arasına giren Levni'nin aldığı sonucu da aktaran Karacabay, "Secret Guest, yani gizli misafir denetiminde en yüksek puanlardan birini aldık. Bunun sonucunda da bize 'Top Performing Hotel' ödülü verileceği bildirildi" dedi.
"Tatilini iptal eden misafir alternatif aramaz"
Tarihi Yarımada'nın müşteri kompozisyonunda ilk üç sırayı Fransa, İngiltere ve Almanya alıyor. Rus turistlerin ise İstanbul'dan uzaklaştığını söyleyen Karacabay, şehir turizminin Rus misafir için lüks tüketime dönüştüğünü, talebin büyük ölçüde deniz-kum ağırlıklı Antalya hattına kaydığını, Rus hastalarla filizlenmeye başlayan sağlık turizmi bağlantısını da savaşın yeniden alevlenmesinin kestiğini belirtti.
Sezonun en dikkat çekici gözlemi ise Körfez pazarından geldi. Uçuşların durmasıyla başta Suudi Arabistan olmak üzere bölgeden gelen akışın tamamen kesildiğini anlatan Karacabay, bu talebin Dubai gibi rakip merkezlere kayacağı beklentisine baştan katılmadığını söyleyerek, "Savaştan dolayı tatilini iptal eden misafir alternatif aramaz, o sene şehir turizmi yapmaz. Nitekim öyle oldu. İstanbul'a gelmeyen misafir Dubai'ye de gitmedi, oralar da boş kaldı" ifadelerini kullandı. Karacabay, koşulların normalleşmesiyle birlikte Körfez'den gelişlerin yavaş yavaş yeniden başladığını da sözlerine ekledi.
"Ne kadar erken açıklanırsa kalış süresi o kadar uzar"
Karacabay'a göre İstanbul'un asıl yapısal sorunu ise konjonktürden bağımsız. Şehirde ortalama kalış süresi 2,5-3 gece bandında seyrediyor ve misafir çoğunlukla tarihi mekanları gezdikten sonra şehirden ayrılıyor. Çözümü uzun vadeli bir etkinlik takviminde gören Karacabay, "Turist rezervasyonunu aylar öncesinden planlıyor. Dünyaca ünlü sanatçıların konserleri, uluslararası organizasyonlar ve fuarlar ne kadar erken açıklanırsa İstanbul'daki kalış süresi de o kadar uzar" dedi.
"2027'de Londra'ya gidecek turist bugünden şehrin bir yıllık takvimine bakıp akşamlarını planlayabiliyor. Bizde ise etkinlikler çoğunlukla 2 ay öncesinden açıklanıyor. Bu yıl İstanbul'da konserler iyi gitti ama mesele tek tek etkinlikler değil. Belediyelerin, valiliğin ve devletin destekleyeceği uzun vadeli bir takvime ihtiyaç var. Kongre turizminde de kapasitemizin altındayız. Küçük çaplı, dolar bazlı desteklerle uluslararası kongreleri Portekiz gibi rakiplerden alabiliriz."
Yatırım iklimine ilişkin değerlendirmelerini de sorduğumuz Karacabay, Tarihi Yarımada'da satılık otel ilanlarının eskiden nadir görülürken bugün belirgin biçimde arttığını ve mevcut ortamı iştah dönemi olarak görmediğini söyledi. Karacabay sözlerini, Accor çatısı altındaki büyümeye ilişkin, "Bugün marka 50 otele ulaştı. Bu büyümenin içinde yer almak bizim için önemli olduğu kadar, Türkiye'nin bu başarı hikayesindeki temsilcisi olmak da ayrı bir gurur" değerlendirmesiyle tamamladı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Piyasalarda bir merkez bankası haftasında daha giriş yapıyoruz. Hafta boyunca Çarşamba günü Fed, Perşembe günü BoE, Cuma günü ise BoJ kararı takip ediliyor olacak.
27 Tem 2026

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.

Küresel ticaret denklemi yeniden yazılırken, uzun yıllar Çin'in gölgesinde kalan Hindistan artık küresel üretim, yatırım ve ticaret zincirlerinde başlı başına bir güç merkezi olarak öne çıkıyor. Peki yükselen bu fil, küresel ticaretin ejderhası Çin'e gerçek bir alternatif olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Asya'nın değil, Türkiye'nin de ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Türkiye ekonomisinde son dönemde birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki tablo aynı anda oluştu. İhracat her yıl yeni bir rekor kırarken sanayicilerin finansman, maliyet ve rekabet gücü konusunda verdiği uyarılar giderek sertleşiyor. İlk bakışta aynı anda doğru olamayacakmış gibi görünen bu iki tablo, aslında Türkiye’nin üretim yapısında yaşanan değişimin farklı sonuçlarını yansıtıyor.




