Türkiye-Irak anlaşmaları: Ankara’da atılan imzalar bölgenin enerji haritasını nasıl değiştirecek?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Bu hafta Türkiye ile Irak arasında imzalanan birkaç anlaşma bölgenin, son aylarda büyük dönüşüm geçiren enerji haritasını önemli ölçüde değiştirme potansiyeli taşıyor.
Mayıs ayında göreve gelen Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin Türkiye'ye yaptığı ilk resmî ziyaret kapsamında iki ülke arasında eğitim ve akademik işbirliği, gençlik ve spor, sınai mülkiyet ile ekonomi alanlarında anlaşmalara varılırken, ziyaretin ulaştırma ve enerji ayağında atılan iki imza, bu kapsamda diğerlerinden çok daha fazla öne çıkıyor. İmzalanan anlaşmalara göre Türkiye, Irak'ta üstleneceği ulaştırma yatırımlarının bedelini petrol ve doğalgazla alacak, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ise Kerkük'teki petrol sahalarına ortak olacak.
Ulaştırma alanında imzalanan ilk mutabakat, Fişhabur-Ovaköy Sınır Kapısı üzerinden demiryolu ve karayolu taşımacılığının geliştirilmesini kapsıyor. İkinci mutabakat ise Türkiye'nin Kalkınma Yolu kapsamında Irak'ta yapacağı yol ve demiryolu yatırımlarının bedelinin nakit yerine petrol ve doğalgazla ödenmesini öngörüyor. Buna göre Türk şirketlerinin üstleneceği projelerin maliyeti, Irak'ın petrol ve doğalgaz gelirlerinden karşılanacak.
Kalkınma Yolu’nda Katar ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin de yer aldığı dörtlü finansman modelinde bugüne kadar somut bir ilerleme sağlanamadığını hatırlayacak olursak, Ankara'da varılan mutabakat Kalkınma Yolu'nun finansmanı açısından şimdiye kadar atılan en somut adımlardan biri. Hem Irak karşılayamayacağı bir peşin ödeme yapmak zorunda kalmayacak, hem de Türk şirketleri yaptıkları işin karşılığını Irak'ın enerji gelirlerinden tahsil edecek. Böylece Kalkınma Yolu'nun başlaması için Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden gelecek yatırım kararını bekleme zorunluluğu da ortadan kalkacak.
Ziyaretin enerji ayağında ise TPAO, BP Energy Company of Kirkuk Limited'in %15 hissesini satın almak üzere BP ile anlaşma imzaladı. ConocoPhillips'in daha önce açıkladığı %42'lik hisse alımı da tamamlanırsa şirketin ortaklık yapısı BP %43, ConocoPhillips %42 ve TPAO %15 şeklinde oluşacak. Şirketin geliştirme ve üretim sözleşmesi Kerkük'teki Baba ve Avanah kubbeleri ile Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarını kapsıyor.
Bu sahalarda ilk aşamada 3 milyar varil petrol eşdeğerini aşan üretilebilir kaynak bulunduğu hesaplanıyor. Günlük 328 bin varil düzeyindeki üretimin iki ila üç yıl içinde en az 450 bin varile çıkarılması planlanıyor. Üretim hedefleri üzerinden basit bir hesap yaptığımızda, TPAO'nun payına başlangıçta günde yaklaşık 49 bin varil, hedef üretime ulaşıldığında ise 67 bin 500 varilin üzerinde petrol düşüyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da bu ortaklığı, TPAO'yu günde 1 milyon varil petrol ve doğal gaz üreten bir şirkete dönüştürme hedefinin en önemli adımlarından biri olarak değerlendirdi.
Öte yandan ziyaret sırasında imzalanması beklenen kapsamlı enerji işbirliği anlaşmasının ziyaret takvimine yetişmediği görülüyor. Türkiye ile Irak arasında 1973'te imzalanan Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması 27 Temmuz'da sona ererken, eski anlaşmanın yerini alacak yeni metin için görüşmelerin sürdüğü açıklandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anlaşmayla Irak'tan günde 1 milyon varile kadar petrol alınabileceğini ve iki ülkenin enerji alanındaki iş birliğini çok daha geniş bir çerçeveye taşınmak istendiğini söyledi.
İmzaların arka planında Hürmüz var
Atılan bu imzaların zamanlaması tesadüf değil. İran savaşı ve Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Irak'ın petrol ihracatını neredeyse durma noktasına getirdi. Savaş öncesinde günde 3,5 milyon varile yakın petrol ihraç eden ülkede sevkiyat %90 daralırken, Haziran sonuna kadar oluşan gelir kaybı da 40 ila 45 milyar dolar arasında tahmin ediliyor.
Bütçe gelirlerinin %90'ından fazlasını petrolden sağlayan bir ülke için bu tablo, yeni ihracat güzergahlarını doğrudan ekonomik bir mecburiyet haline getiriyor. Üstelik sorun ihraç edilemeyen petrolle de bitmiyor. Güneydeki terminaller çalışmadıkça depolar doluyor, depolar doldukça üretim sahalarında vanalar kısılıyor ve Irak'ın gelir kaybı daha da büyüyor. Bu yüzden Irak hükümeti, petrolünü Hürmüz'e girmeden dünya piyasalarına ulaştıracak Kerkük-Ceyhan ve Kerkük-Banyas güzergahlarını aynı anda ayağa kaldırmaya çalışıyor.
Kerkük-Ceyhan ile Banyas birbirinin rakibi mi?
İlk bakışta Ceyhan ile Banyas, aynı petrolü Akdeniz'e taşımak için yarışan iki ayrı liman gibi görünüyor. Ancak kapasite tahminleri iki hattın da birlikte uyumlu çalışabileceğini gösteriyor. Kerkük-Ceyhan Boru Hattı'nın günlük toplam kapasitesi 1,5 milyon varil. Irak ile Suriye'nin Temmuz ayında yeniden inşa etmek üzere anlaşmaya vardığı hattın başlangıç kapasitesi ise günde 2 milyon varil olarak açıklandı.
İki hattın kağıt üzerindeki toplam kapasitesi günde 3,5 milyon varile ulaşıyor ve bu tutar Irak'ın savaş öncesindeki günlük petrol ihracatına neredeyse eşit. Yani Irak hükümetinin önündeki mesele iki güzergahı da aynı anda işletmek. Bu başarıldığında Irak, Hürmüz üzerinden yaptığı ihracatın büyük bölümünü kuzeye ve batıya kaydırabilecek.
Bugün üzerinde çalışılan Kerkük-Banyas projesi, eski boru hattının onarılmasından çok daha geniş bir yatırımı kapsıyor. 1952'de hizmete giren tarihi hattın günlük aktarım kapasitesi 300 bin varildi ve hattın büyük bölümü 2003'ten sonra kullanılamaz hale geldi. Yeni projede eski güzergahın onarılması ve daha yüksek kapasiteli boruların döşenmesi planlanıyor. Teknik ve mali çalışmaların ABD öncülüğündeki uluslararası bir konsorsiyum tarafından yürütülmesi, ilk aşamada da Irak petrolünün günde 2 milyon varil kapasiteyle Akdeniz'e taşınması hedefleniyor.
İşin ilginç yanı, ortada henüz bir boru hattı yokken Banyas üzerinden petrol ürünü akışının çoktan başlamış olması. Irak'tan gelen 900 kamyon bugün Banyas limanına ağırlıklı olarak fuel oil taşıyor. Terminalde ham petrol ve nafta sevkiyatı için de hazırlıklar devam ediyor. Irak ürünü buradan ABD, İspanya ve Mısır'a gönderilirken, hem Banyas'ın yükleme kapasitesi hem de güzergahın ticari işleyişi boru hattı kurulmadan denenmiş oluyor.
ABD bu denklemin neresinde?
Denklemde Irak, Türkiye ve Suriye var ancak bu projelerin hemen hepsinde ABD'nin de doğrudan veya dolaylı olarak bir payı bulunuyor. Trump yönetimi, Irak-Suriye petrol hattına siyasi destek verirken projenin teknik çalışmalarını ve finansmanını ABD öncülüğündeki uluslararası bir konsorsiyuma bırakmak istiyor. ConocoPhillips'in Kerkük şirketinden %42 pay almak üzere anlaşma imzalaması da Amerikan şirketlerinin üretimden boru hattına kadar geniş bir alanda yer almaya istekli olduğunu gösteriyor.
ABD Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da, bölgede yakın zamanda yaşanan değişimi “Enerjide öncelik dağıtımdan güvenliğe döndü” sözleriyle özetlemişti. Barrack'a göre enerji şirketleri artık en ucuz güzergahtan önce en güvenli güzergaha bakıyor ve Hürmüz'e alternatif olacak en uygun kara yolu Suriye ve Türkiye’den geçiyor. Dolayısıyla Türkiye ve Suriye bu güzergahın iki ana dağıtım merkezi olarak görülüyor.
Nitekim Al Majalla dergisinin Barrack tarafından hazırlandığını belirttiği Kara Köprüsü planı da bu düşünce üzerine kurulu. Plan, Irak petrolünü Akdeniz'e taşıyacak Kerkük-Banyas hattının yeniden kurulması, Katar gazını Türkiye'ye ulaştıracak boru hattının inşa edilmesi, Azerbaycan-Kilis-Halep hattındaki gaz akışının artırılması ve Arap Gaz Hattı'nın Türkiye'ye kadar uzatılması olmak üzere dört projeden oluşuyor.
Ali ez-Zeydi'nin Washington ziyareti sırasında Irak ile Amerikan şirketleri arasında 60 milyar dolarlık anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanması da ABD’nin ilgisinin bir göstergesi. Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Hudayr ise üzerinde anlaşılan projeler tamamlanana kadar toplam 200 milyar dolarlık yatırım beklediklerini ifade etti.
Chevron, Halliburton, KBR ve Schlumberger gibi şirketlerin yer aldığı paket, üretim sahalarının geliştirilmesinden Basra petrolünü Hadise üzerinden Ceyhan ve Banyas'a bağlayacak yeni boru hatlarına kadar uzanıyor. Yani ABD bu tabloda sadece siyasi destek veren dış aktör olarak kalmıyor, Amerikan şirketleri sermayeleri ve işletme tecrübeleriyle projenin doğrudan ortağı haline geliyor.
Peki bu tablodan hangi ülke ne kazanacak?
Irak için en büyük kazanç, petrolünü tek bir su yoluna bağlı kalmadan satabilmek. Ülke geçici bir yedek hat kurmak yerine Ceyhan ve Banyas üzerinden Hürmüz açıkken de çalışacak ikinci bir ihracat sistemi oluşturmak istiyor. Basra’da yapılan petrol üretimi Hadise üzerinden Türkiye ve Suriye'ye bağlanırsa kuzeydeki hatlar Kerkük petrolünün yanında ülkenin güneyindeki büyük sahaların üretimini de Akdeniz'e taşıyabilecek.
Suriye'nin masaya koyduğu en büyük varlık ise coğrafyası ve limanları. Banyas ve Tartus limanları Irak petrolüne Akdeniz’e çıkış imkanı sağlarken, ülkenin kuzey ve güney gaz hatlarının tam ortasında bulunması Suriye’ye ciddi ölçüde transit ve rafinaj geliri kazandırabilir.
Ahmed eş-Şara yönetimi, 2025 boyunca ülkeye yaklaşık 28 milyar dolarlık dış yatırım çekildiğini ve bunun 14 milyar dolarlık bölümünün altyapı, ulaştırma ve gayrimenkul projeleri için imzalanan anlaşmalardan oluştuğunu açıkladı. Suriye şimdi bu coğrafi avantajı yeniden yapılanma sürecinin temel gelir kaynaklarından biri haline getirmeye çalışıyor.
Türkiye ise hem üretim, hem inşa, hem de taşıma süreçlerinin aynı anda içinde yer almak istiyor. Ceyhan'da halihazırda çalışan bir terminal, Irak'tan Avrupa'ya uzanan kara ve demiryolu bağlantıları, Irak'ta bugüne kadar 40 milyar dolar tutarında bin 157 proje tamamlamış bir müteahhitlik sektörü ve Kerkük'te yeni edinilen üretim yatırımı ile bütün mimarinin kalbinde yer alıyor. Suriye'ye yapılan doğalgaz ve elektrik sevkiyatı ile ileride Avrupa'ya uzanabilecek gaz transiti avantajı da bunlara ekleniyor.
Türkiye’nin buradan sağlayacağı gelir de transit ücretinden çok daha geniş. TPAO Kerkük’teki üretimden pay alacak, Türk şirketleri Kalkınma Yolu’nun Irak’taki demiryolu, otoyol, terminal ve lojistik merkezlerinin inşasında yeni işler üstlenecek, BOTAŞ ise boru hatları ile Ceyhan’daki depolama ve yükleme altyapısından gelir sağlayacak.
Nitekim Ceyhan’da yürütülen Tank Çiftliği Projesi ile terminalin ham petrol depolama kapasitesinin 11 milyon varilden 45 milyon varile çıkarılması planlanıyor. Suriye hattında ise yılda 2 milyar metreküpe kadar doğalgaz ihracı yapılması ve elektrik iletim kapasitesinin 500 megavat artırılmasının planlanması, Türkiye’ye petrolün yanında doğalgaz ve elektrik ticaretinden de düzenli gelir sağlayacak. Böylece Türkiye, Irak petrolünün kuyudan çıkarılmasından Akdeniz’e taşınmasına, altyapının kurulmasından Suriye’nin enerji ihtiyacının karşılanmasına kadar uzanan sürecin hemen her aşamasında yer alacak.
Sonuç olarak
Hürmüz krizi, Irak, Suriye ve Türkiye'nin yıllardır ayrı ayrı konuşup tartıştığı projeleri birkaç ay içinde uygulama aşamasına geçirme fırsatı verdi. Irak, petrolünü kuzeyden Ceyhan'a, batıdan Banyas'a ulaştıracak iki Akdeniz güzergahı aynı anda kurmaya çalışıyor. Suriye uzun bir aranın ardından bölgenin enerji mimarisine yeniden ve daha güçlü şekilde bağlanıyor. Türkiye ise Kerkük'teki üretimden boru hatlarına, müteahhitlikten enerji ticaretine kadar projenin birçok bölümünden pay alıyor.
Ortaya çıkan rakamlar ise bu planın neden üç ülke için de çok önemli olduğunu gösterir nitelikte. Ceyhan ile Banyas'ın kağıt üzerindeki toplam kapasitesi Irak'ın savaş öncesindeki günlük ihracatına ulaşıyor. Kilis-Halep hattı ile Arap Gaz Hattı'nın Suriye'de birleştirilmesi, kuzey ve güney gaz koridorlarını aynı mimaride buluşturacak. Kalkınma Yolu da bu yapıya yük taşımacılığı ayağını katarak Körfez ile Avrupa arasındaki kara bağlantısını tamamlayacak.
Bundan sonra Türkiye ile Irak arasında beklenen kapsamlı enerji işbirliği anlaşmasının niteliğine, Irak-Suriye hattında inşaatın ne zaman başlayacağına ve Kalkınma Yolu'nda petrol karşılığı finansman modelinin ilk projeye nasıl uygulanacağına bakacağız. Şunu da hatırlamakta fayda var, atılan imzaların gerçek değeri, bu projelerin sahada ne kadar hızlı ilerleyeceğiyle belli olacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
TCMB ile piyasa, enflasyonun düşmeye devam edeceği konusunda aynı yönde düşünürken, bu düşüşün hızında ayrışıyor. Merkez Bankası 2027 için daha hızlı bir dezenflasyon patikası öngörürken, piyasa enerji, gıda, kamu fiyatlamaları ve maliye politikası gibi belirsizlikler nedeniyle hedefe ulaşmanın daha uzun süreceğini fiyatlıyor.

Ankara’nın savunma ve havacılık ihracatı son yıllarda hızla arttı. Temmuz ayında düzenlenen NATO Ankara Zirvesi’nde üye ülkeler farklı askerî ihtiyaçlar için 50 milyar doların üzerinde yeni alım programı açıkladı. Ankara Sanayi Odası (ASO), “2026 NATO Ankara Zirvesi ve Ankara Sanayisinin Yeni Konumu: Mülkiyetten Kapasiteye” başlıklı raporunda Ankara’daki şirketlerin bu alımlara hazırlanabilmesi için hangi şartların ölçüleceğini ve önümüzdeki bir yılda hangi çalışmaların yapılması gerektiğini inceliyor.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak Temmuz ayı merkezi yönetim bütçe verileri ön plana çıkarken, yurt dışında Çarşamba günü İngiltere enflasyonu ile Fed'in Temmuz ayı toplantı tutanakları takip edilecek.
17 Ağu 2026

BIST 100’ün Mayıs ayında 15 bin puanın üzerine çıktığı, ancak jeopolitik gerginlikler nedeniyle yatırımcıların risk iştahının geçen yılın aynı dönemine göre daha düşük seyrettiği ikinci çeyrekte, Borsa İstanbul’daki yatırımcı kompozisyonunda da belirgin bir ayrışma yaşandı. TÜYİD-Yatırımcı İlişkileri Derneği tarafından Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) verilerinden yola çıkılarak hazırlanan Borsa Trendleri Raporu’nun 2026 ikinci çeyrek sayısı, yerli ve yabancı yatırımcıların hem portföy büyüklüğü hem de endeks tercihleri bakımından birbirinden ayrışmaya devam ettiğini ortaya koydu.

Bu hafta hem yurt içi, hem de yurt dışı piyasalarda son derece kritik veriler radarımızda. Yurt içinde Perşembe günü açıklanacak cari işlemler dengesi ve TCMB Enflasyon Raporu ön plandayken, yurt dışında Çarşamba günü açıklanacak ABD TÜFE verileri bekleniyor.
10 Ağu 2026




