

Müzik ekseninde şifalı günler: Bozcaada Caz Festivali İnsanın, içinden çıkamadığı zor anlarla ve krizlerle baş etme yöntemi olarak iletişim kurma ve işbirliğinde hareket etmesi, çözüm arayışındaki en sadık yoldaşları. Milyarlarca yıldır dönüşen, farklılaşan ve gelişen şifa arayışında kendini ifade etmenin, yaratıcılığın ve bir bütünün parçası olmanın iyileştirici gücüne inanan Bozcaada Caz Festivali ekibi, bu yıl hepimizin kendine ve birbirine şifa olacağı hayalini sahiplenerek bizleri festivalin 6. edisyonunu deneyimlemek üzere adaya davet ediyor. Nedir? 26-28 Ağustos tarihleri arasında, müziğin iyileştirici gücüne inanarak bir araya geleceğimiz ve şifa yolculuklarına ortak olacağımız Bozcaada Caz Festivali’nde; Shishani Miss Catharsis, Max Plattner Trio, NOUT, Yeni Türkü, Hüsnü Şenlendirici, Almagest Quintet, İKİ, Guillaume Perret ve Volkan Öktem, Dilan Balkay ve MonoDrum+ sahne alırken Ayazma Manastırı’nda kapılacağımız caz rüyasına fahranoise fecese, Harun İzer, Men With a Plan ve Sheb de farklı tatlardaki setleriyle eşlik edecek. KEŞİF Programı: Festival enerjisinin tüm adaya yayıldığı KEŞİF programı, 6. yılında da toplumsal cinsiyet eşitliği , ekolojik dönüşüm iklim krizi ve erişilebilirlik savunuculuk alanları üzerinde duracak. Gastronomi, girişimcilik, kültür politikaları, adanın yerel ve kültürel tarihi, geziler, well-being ve sanat başta olmak üzere birçok disiplinden oluşan bir program bizi karşılayacak. Aposto ’nun bu yıl da içerik partneri olarak yer alacağı ve çok yakında duyurulacak tüm programın detayları için şurayı takip edebilirsin. Bir bütünün parçası olmanın iyileştirici gücüne odaklanabileceğin Bozcaada Caz Festivali için oldukça kısa bir süre kaldı. Biletleri burada bulabilir, detaylı bilgi için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Yönetmen: Jonas Carpignano
Süre: 107 dakika
Jenerik: Ödüllü kısa filmleriyle tanınan Jonas Carpignano’nun ilk uzun metrajlı filmi Akdeniz (Mediterranea), yönetmenin geçtiğimiz yıl tamamladığı üçlemesinin ilk halkası aynı zamanda. Hem bu film hem de devamında gelen A Ciambra (2017) ve A Chiara (2021); İtalya’da, “çizmenin burnu” da denilebilecek Kalabriya bölgesinde, çoğunluklu olarak Romanların yaşadığı Gioia Tauro komününde geçiyor.
Prömiyerini Cannes Film Festivali’nin "Eleştirmenler Haftası" bölümünde yapan Mediterranea, İstanbul Film Festivali’nin Sinemada İnsan Hakları Yarışması’nda FACE Ödülü’nün sahibi olmuştu. Film, Burkina Faso’dan umut dolu bir yolculuğa çıkan ve hayatlarını tehlikeye atarak Cezayir ve Libya üzerinden Güney İtalya sahillerine ulaşan iki göçmenin sığındıkları komünde karşılaştıkları yeni zorlukları konu alıyor.
Neden izleyelim? Güney İtalya, Afrika’dan Avrupa’ya gelen göçmenlerin umut yolculuğunun sıklıkla son durağı olan bölgelerden biri. Burada halihazırda yoksulluk ve ayrımcılıkla mücadele eden Romanlarla iç içe, kötü koşullarda yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Carpignano’nun bu sıkışmış ve kendi içinde çatışmalar yaşayan komün hakkındaki filmlerinin ilki, hikâyeyi diğer iki filminin aksine oldukça geriden, Afrika’nın çöllerinden başlatıyor. Aynı kurallar, kısıtlamalar, zorluklar ve zorbalıklar karşısında zor bir hayat süren iki ayrı topluluğun bir kısmının orijin hikâyesi diyebileceğimiz Mediterranea, göçmenlerin sömürüsünün ve istismarının Avrupa’da değil, kendi topraklarında başladığını hatırlatıyor. Filmin başrolünü üstlenen Koudous Seihon ve karakterinin üçlemenin ikinci filminde de karşınıza çıkacağını not düşeyim.
Nerede izleyebilirsin? Mediterranea, bugün MUBI kataloğuna ekleniyor. Üçlemenin diğer filmleri de önümüzdeki haftalarda “Jonas Carpignano’nun Kalabriya Üçlemesi” seçkisi kapsamında platformda olacak.
Benzer işler:
- Fuocoammare (2016, Gianfranco Rosi)
- Daha (2017, Onur Saylak)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta keşifte Jonas Carpignano'nun son filmi Akdeniz; Bozcaada Festivali'nin ortak kurucularının sıcak sohbeti; Zola Jesus'ın kendini yeniden yarattığı son albümü Arkhon var. Keşifle, kültür-sanatla kal. Keyifli okumalar!
15 Tem 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




