

Geri sayım başladı: Yeni ve En Yeni Müzik Festivali Arter ’de Yeni ve En Yeni Müzik Festivali Arter'de Arter ’in 2020 yılında İstanbul’a kazandırdığı Yeni ve En Yeni Müzik Festivali , dördüncü edisyonuyla bu yıl 23-26 Şubat tarihlerinde müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Nedir? Geçtiğimiz yıllarda Arter’in performans salonları Karbon ile Sevgi Gönül Oditoryumu ’nda ve pandemi süresince çevrimiçi ortamda yeni müzik alanında üretim yapan öncü isimleri ağırlayan Yeni ve En Yeni Müzik Festivali , bu yıl bizleri karşılayacak konser ve performanslardan oluşan dört günlük programıyla çok yönlü bir keşif alanı sağlayacak. Neler var? Programdan haberler için gözümüz henüz yollarda. Yeni ve En Yeni Müzik Festivali’nin bu yılki programını kaçırmamak için Arter’i buradan ve sosyal medya kanallarından takip etmekte fayda var. Yakın zamanda festivalle ilgili açıklanacak detayları ve Arter ’in sanatın tüm disiplinlerini kapsayan etkinlik ve programlarını incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: The Banshees of Inisherin
Yönetmen: Martin McDonagh
Süre: 114 dakika
Yapım yılı: 2022
Jenerik: Six Shooter (2004) adlı kısa filmiyle En İyi Kısa Film Oscar ödülüne uzanan yönetmen ve senarist Martin McDonagh; In Bruges (2008), The Seven Psychopaths (2012) ve Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (2017) filmleriyle kendine sağlam temellere oturan bir kariyer inşa etti. Venedik’teki prömiyerinin ardından festivalden hem En İyi Erkek Oyuncu (Colin Farrell) hem de En İyi Senaryo ödülleriyle ayrılan yeni filmi The Banshees of Inisherin; McDonagh’ı köklerine, İrlanda’ya döndürüyor. In Bruges’ün yıllar sonrasında Brendan Gleeson ve Colin Farrell’ı bir kez daha onunla bir araya getiren film, En İyi Film dâhil 9 dalda Oscar adayı. Film, yirmini yüzyılın başlarında, İrlanda kırsalındaki kurmaca bir adada yaşayan iki yakın dosttan birinin ortada hiçbir sebep yokken diğerine küsmesi sonucu yaşananları konu alıyor.
Neden izleyelim? Bir hayal, bir hedef, bir dostluk… Hayatta herkesin bir şeye tutunmaya ihtiyacı vardır. Hele ki zamanın şu ankinden çok daha yavaş aktığı zamanlarda… The Banshees of Inisherin, iki dünya savaşının arasında ve İrlanda iç savaşının sonlarına doğru geçmesine rağmen herhangi bir politik gerilimin ya da heyecanın uğramadığı ücra bir adada geçiyor. İki yakın dost Pádraic ve Colm, belki de onlarca yıldır sürdürdükleri rutinlerine ve her gün aynı yüzleri görmekten, aynı birayı içmekten monotonlaşmış yaşamlarına alışmışlar. Müzisyen Colm, sonlarına yaklaştığını hissettiği yaşamından geriye bir eser bırakmak istiyor. Bunun önündeki en büyük engelinse söz konusu rutin ve monotonluk olduğunu düşünmüş olmalı ki bunların sorumlusu ilân ettiği Pádraic’le dostluğunu kesip atıyor. Üstelik, Pádraic onunla tek kelime etmeye kalkarsa parmaklarını birer birer (bu kez gerçek anlamda) kesip atacağını söylüyor.
McDonagh, her daim ustalıkla ördüğü, sakin ve sıradan karakterlerin hikâyelerinden derin bir hüzün ve ince hisler çıkardığı senaryolarına bir yenisini ekleyerek bu basit gözüken küskünlüğü bir varoluş yansımasına dönüştürüyor. Colm, tutunduğu müziğini yapabilmek için ihtiyacı olan parmaklarının Pádraic’in tutunduğu dostluğunu kaybetmesine isyan etmesi hâlinde bir bir yitip gideceğini söylüyor ve bu bir kısır döngüye yol açıyor. Belki kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların bile kaybedecek çok şeyi olabileceğini, belki gerçekleşmeyen hayaller ve karşılanmayan beklentiler için daima bir günah keçisi bulunabileceğini söylüyor McDonagh. İmkânsız bir hayale tutunan filmin yan karakterlerinden Dominic’in “Bu hayal de suya düştü.” repliği yürek burkarken, Pádraic’in kız kardeşi Siobhán’ın hayalleri peşinden gitmesi umut dolduruyor içimizi. Şeylere tutunmak önemli, değerli. Suya düşen hayaller içinse suçu üstlenecek cadıların varlığı kafî.
Nerede izleyebilirsin? The Banshees of Inisherin, bugün Türkiye'nin dört bir yanındaki sinema salonlarında gösterime giriyor.
Benzer işler:
- The Station Agent (2003, Tom McCarthy)
- In Bruges (2008, Martin McDonagh)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ambient müziğin yükselişi, John Cale'in kıyamet belirtisi çılgınlıklarıyla dolu albümü MERCY; bitirim üçlü Martin McDonagh, Colin Farrel ve Brendon Gleeson'u yeniden bir araya getiren kırsal absürtlük The Banshees of Inisherin.
03 Şub 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.




