Acıklı bir rock 'n roll nostaljisi


Uyusun da Büyüsün Arter’de Uyusun da Büyüsün Arter , Eda Berkmen’in küratörlüğünü üstlendiği Koyun Koyuna sergisini Uyusun da Büyüsün adlı konserle taçlandırmaya hazırlanıyor. Nedir? Keman sanatçısı Önder Baloğlu’nun Koyun Koyuna sergisinden esinlenerek kurguladığı Uyusun da Büyüsün konseri, 21 Ocak saat 17.00 ’de Arter’de dinleyicilerle buluşacak. Neler var? Önder Baloğlu ’na piyanist Çağdaş Özkan ’ın eşlik edeceği ve ünlü ABD'li besteci George Gershwin’in Porgy and Bess operası için bestelediği Summertime ile açılacak konser; Robert Schumann , Johannes Brahms , Fazıl Say ve Arvo Pärt gibi dünyaca ünlü bestecilerin eserlerinden oluşan kapsamlı bir seçkiyle müzik tarihi boyunca ilgi gören ninnilere odaklanacak. Uyusun da Büyüsün konseriyle ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsin. Konser biletlerini Arter’den temin edebilir ya da [email protected] adresiyle iletişime geçerek rezervasyon yaptırabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: Iggy Pop, Every Loser
Süre: 36 dakika
Plak şirketi: Gold Tooth Records
Yayın tarihi: 6 Ocak 2023
Kartonet: Punk rock’ın müziğin öncü figürlerinden, The Stooges’la çıkardığı üç albümle rock 'n roll’un “anti” kimliğini somutlaştıran Iggy Pop, yeni bir stüdyo albümüyle karşımızda. 1970’lerin ikinci yarısından sonra atıldığı solo kariyerine 20’dan fazla albüm sığdıran, 2000’li yılların ikinci yarısıyla rock’ın dışına çıkan janrlarla da deneyler yapmaya başlayan Iggy Pop, Every Loser’la zamanı hiç olmadığı kadar geri sardı.
36 dakikaya sıkışan patlayıcı, direkt ve yüksek vuruşlu şarkılar, Iggy Pop’un Free albümündeki spoken word mırıldanmalarını tiz çığlıklara dönüştüren vokallere ve erken The Stooges’ı andıran lo-fi garaj rock prodüksiyonlara sahip. Bunlar, Iggy Pop'un dinleyicilere Every Loser albümüyle 50 yılı aşkın kariyerinin tüm duraklarına uğrayan bir zaman yolculuğu hazırlamasını sağladı.
Iggy Pop’a bu yolculukta gitarlarda Chad Smith, Josh Klinghoffer (Red Hot Chili Peppers) ve Duff McKagan (Guns n’ Roses), davullarda Taylor Hawkins, albümün yapımcılığında ise Andrew Watt eşlik etti. Albümün bir sulu boya çiziktirmesi olan, kalın kenarlı bir çerçeve içinden geçen yassı bir tren yolunu resmeden kapağı ise eski bir Black Flag üyesi olan Raymond Pettibon’a ait.

Iggy Pop, Every Loser
Neden dinleyelim? The Stooges’la 1969, Fun House ve Raw Power gibi proto-punk öncü işlere imza atan; solo kariyerinin başında David Bowie işbirlikleriyle uluslararası bir yıldıza dönüşen Iggy Pop, kariyerinin son 40 yılında müziği etrafında ve sahne üstünde şekillendirdiği ayrıksı bir kişiselliğe sahip. Sex Pistols’tan Sonic Youth’a birçok punk ve noise rock grubu, bu ayrıksı rock kahramanından da ilhamla rock 'n roll’a gürültü ve kaosun primal enerjisini kazandırırdı. Iggy Pop ise hemen hemen tüm solo üretimleriyle erken kariyerinin büyülü sesiyle bir kovalamacayla girişti; onun hayaleti peşinde "The Stooges-mış" gibi işlerle uzun ve heyecansız bir tekrara düştü.
Zira 1980 tarihli Soldier albümünden başlayarak 2016 yılının Post Pop Depression’ına kadar yayınladığı 10’un üzerinde albüm, erken Iggy Pop’un ses geleneğinin ortalama bir taklidi olmaktan fazlasını elde edememişti. Yaratıcı kadrosunda Queens of the Stone Age’den Josh Homme ve Dean Fertita, Arctic Monkeys’ten de Matt Helders’ı barından Post Pop Depression albümü, öncesinde rock’tan uzaklaşarak chanson, kabare ve cazla deneyler yapan Iggy Pop’un özlerine görkemli bir dönüşüydü. 2019’daki Free albümü ise Iggy Pop’un rock enstrümantasyonunu yeniden terk ettiği; ambient ile spoken word, cazla poetry arasında salındığı karanlık olduğu kadar dingin bir dinleme deneyimiydi.
Every Loser, Post Pop Depression’ı yakınsayan öze dönüş sesleriyle doluyken, The Stooges’ın "banger" formüllerinin alelade kullanıldığı ve Iggy Pop’un söz yazarlığının karalamaca notlardan ötesine geçmediği bir akışa sahip. Bu akışın ses manzarasına hakim olan “paketlenmiş” garaj rock, Every Loser’ı nostaljinin getirdiği heyecanla doldursa da albümü müzikal anlamda yolu, teması ve vizyonu olmayan bir karmaya da dönüştürdü. Albümün new wave tınıları (Strung Out Johnny ve Comments) ve Pop’un “perde arası” spoken word’leri (The News For Andy ve My Animus) Every Loser’ın garaj ses estetiğini çeşitlendirse de; şarkıları bütünle bir araya gelmeyen, yalnızca tekil olarak öne çıkan üretimler olarak sınırlanmaktan kurtaramadı.
Iggy Pop’un kötü bir taklidi gibi çınlayan, yeni bir ses ve vizyon vadetmeyen Every Loser, “The Stooges nostaljisi” yaşamak isteyenler için ideal bir tarif olabilir. Bu grubun dışında kalanlar ve ilk defa Iggy Pop’a şans verecek olanlar, müzisyenle bu albüm aracılığıyla tanışmak istemeyebilir.
Benzer işler:
- New Order - Power Corruption and Lies
- The Greenhornes - Dual Mono
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'u kışta ziyaret edecek sesler, Iggy Pop'un heyecansız bir garaj/punk rock nostaljisinin çelmesine takılan son albümü Every Loser, eşek gözünden bir yol hikâyesi EO.
13 Oca 2023

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Juliette Binoche’un oyunculuğu, yüzün sinemadaki anlamını genişletir. Yüz, duyguların aynası olmanın ötesinde zamanın, hafızanın, arzunun ve insan deneyiminin ortak mekanına dönüşür. Her film bu mekanı yeniden keşfeder. Her yönetmen aynı yüzde başka bir evren bulur. Her seyirci kendi hayatından bir parçayı o bakışlarda yeniden hatırlar.

Cannes Film Festivali’nin ardından Türkiye prömiyerini 15. Uluslararası Suç ve Ceza Filmleri Festivali’nde yapan Sebastián Lelio'nun "Dalga"'sı (La ola) Şili'de 2018'de yaşanan üniversite işgallerinin politik atmosferini, 2019'da dünyanın dört bir yanına yayılan performatif feminist direnişin mirasıyla birlikte düşünüyor. Lelio, yaşanmış bir hareketin ritmini sinemanın anlatı diline taşıyarak müzikali, gündelik gerçekliğin dışında konumlanan bir tür olmaktan çıkarıp toplumsal deneyimin taşıyıcısı hâline getiriyor.

Shahrbanoo Sadat'ın yönetmenliğini üstlendiği "No Good Men", Anwar Hashimi'nin yayımlanmamış otobiyografik günlüklerinden beslenen beş filmlik serinin üçüncü halkası. Hashimi'nin yaklaşık sekiz yüz sayfalık günlüklerini okuduktan sonra uzun soluklu bir sinema projesini hayata geçiren Sadat'ın projesi zamanla tek bir yaşam öyküsünün sınırlarını aşıyor ve Afganistan'ın yakın tarihini taşıyan ortak bir hafızaya dönüşüyor.



