Adamlar'la Kahırlı Merdiven'in basamaklarında

Adamlar, yeni albümleri Kahırlı Merdiven’de efkar ve sevincin arasından sıyrılan coşkuyu öne çıkarırken insana seslenme arayışına devam ediyor.
Adamlar'la Kahırlı Merdiven'in basamaklarında

16 Aralık - Decollage - Duende
Decollage ile birlikte

Sanat, farklı disiplinlerden ilham alıyor: ‘ODAK’ Decollage Art Space , yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sanat dünyasında yükselen yeni sesleri duyurmayı amaçlayan multidisipliner sergi ODAK , yarından itibaren kapılarını ziyaretçilere açıyor. Neler oluyor? Farklı geçmiş ve disiplinlerden gelen tam 30 sanatçının eseri , ODAK ile görücüye çıkıyor. Sergi, çağdaş sanatı yeni ifade, form ve biçimlerle yorumluyor. Eserleri seçen jüri üyeleri arasında Fevzi Karakoç, Hayri Esmer, Marcus Graf ve Nilgün Bilge yer aldı. Gelişen sanatçılara destek sağlamak amacıyla başlatılan Açık Çağrı ile jürilerin titiz bir değerlendirmeye tabi tuttuğu eserler, bu karma sergide bir araya geliyor. Nerede ve ne zaman? Sergi, Decollage Art Space’de 17 Aralık’tan 23 Ocak’a kadar her gün 10.00-18.00 arası ziyaret edilebilir. Galeriye ulaşım için Marmaray Suadiye İstasyonu’nu veya Tan Sokak Otobüs Durağı’nı kullanabilirsiniz. “ODAK” ile ilgili ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilir, Decollage Art Space’in Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Adamlar üyeleriyle Büyük Londra Oteli’nde buluşuyoruz. Burayı çok seviyorum, Taksim’in değişmeyen nadir mekanlarından... Lobideki her detay 20 yıl önce, ilk kez geldiğim günkü gibi. (Ama kahvesi eskisinden çok daha iyi.) Adamlar da gitar müziğinin bu kadar az işitildiği bir dönemde, yeni albümleri Kahırlı Merdiven’de geçmişe, köklerine dönerek dinleyicisine bir klasik rock albümü sunuyor. Fakat çok daha iyi bir sound ile. Tolga Akdoğan, Berat İşçioğlu, Gürhan Öğütücü ve Berkan Tilavel’den oluşan grupla Kahırlı Merdiven’in basamaklarından çıkarak günümüz müzik sahnesini ve yeni şarkılarının ruhunu konuşuyoruz.

Albümü kaydetmeye nasıl başladınız?
Tolga Akdoğan: İlk Duende’nin demosu vardı elimde. Fakat ilginç ve sürpriz bir şekilde en net ortaya çıkan şarkı Bilsen de Bilmesen de olmuştu. Ada'da yaşıyordum ve Tim Burton’ın Wednesday dizisinde Jenna Ortega’nın viral olan dans sahnesini izlemiştim. Hemen ardından Bilsen de Bilmesen de şarkısını yazdım. Ne alaka bilmiyorum, şarkıyı Jenna Ortega’ya mı yazdım acaba? (Gülüyorlar.)

Şarkıları son hâline getirme aşamalarınız nasıl oluyor?
Tolga Akdoğan: Genelde ben bir şeyler buluyorum. Bunlar bazen parçacıklar hâlinde oluyor. Grupla beraber bu parçaları canlandırıp çalıyoruz ama mutlaka bir şeyler değişiyor. Grup dokusu çok önemli: Herkesin fikri ve duyumuyla elimizdekiler organik bir şarkıya dönüşüyor.

Fotoğraf: Ci Demi

Benim favorim Dalgalı fakat Kahırlı Merdiven sanki albümün bütün hissini anlatıyor. Siz dolaylı anlatımı seven gruplardansınız. Mesela Kahırlı Merdiven’de “bir yetkili üflesin” derken ince bir gönderme seziyorum...
Tolga Akdoğan: İnsanın gördüklerini süzgeçten geçirmesinin yansıması işte. Mesela önceki albümlerde bir şarkıda “tabanına bas, diken batmasın” diye bir söz vardı. Orada taban, politik olarak okunabilecek bir söz. Ama ne kadar anlaşılır bilmiyorum. Çünkü sözleri yazarken kelimelerin bilerek çok altını çizmiyoruz. Bazen mizahi, bazen üstü kapalı anlatımı kullanıyoruz. Mutlaka estetik bir sosa bulanıyor anlatım. Bazen de Utanmazsan Unutmam şarkısında geçen “utanmayan insan olur mu lan?” gibi direkt bir şey söylüyoruz ama politik slogan olması fikrinden kaçınıyoruz. Hatta bu fikir bizi irite ediyor.

Bu albümde canlı çalmayı en çok sevdiğiniz şarkı hangisi?
Berkan Tilavel: Duende ile sahneye çıkıyoruz. Onunla başlayınca da bir enerji hissediyoruz. Bir de albümün son parçası Mezara Kadar.

Sancılı bir üretim sürecine sahip bir grupmuşsunuz gibi hissediyorum. Bu tembellikten mi yoksa fazla titizlikten mi kaynaklanıyor?
Tolga Akdoğan: Bir söz söyleyebilmek için titizleniyorum aslında. Kendi içimde bir şey ararken çok rahat hissetmiyorum. Herhalde bu özenden oluyordur. “Üretimde yeteri kadar çalışkan ve disiplinli değilim” gibi düşüncelere de dalıyorum. Ama 10 senede 5 albüm yapmışız, demek ki o kadar da tembel değiliz.

Albümü yapma sürecinde Sapanca’da bir yere kapanmışsınız. Orada müziğinize dair neler fark ettiniz?
Gürhan Öğütücü: Dikkatimiz dağılmasın diye şehir dışında bir yeri tercih ettik.
Tolga Akdoğan: Böyle bir şeyi ilk defa yaptık, çok iyiydi. Turne, konserler derken kaçırmışız birçok şeyi. Bir yere kapandığımızda elimizdeki materyali daha iyi anladığımızı gördük.

'Birlikte çaldığımız zamanlarda hayatın anlamı artıyor'

Albüm adında kahıra bir vurgu var. Acı ve kederli mi yoksa neşeli zamanlarda mı daha üretken oluyorsunuz?
Berat İşçioğlu: Kendi adıma çok kederli olduğumu söyleyemem. Evimde enstrümanımı çalıp bir şeyler üretirken belki kederli ve düşünceli olma hâli etkiliyordur ama grupla beraber bir şey üretirken hüzünlü olduğumu, olumsuz hislerin baskın olduğunu söyleyemem.

Berkan Tilavel: Bunu söylemekten çok rahatsızlık duyuyorum ama hüzünlüyken daha üretken biri oluyorum.

Fotoğraf: Ci Demi

Tolga Akdoğan: Bizim kültürümüzde acıdan bir şey çıkarabilmek, acıda yoğunlaşmak, acıda bütünleşmek daha kuvvetli. Yazma sürecindeki hâl ise mutluluk ve kederin ötesinde bir duyguyu barındırıyor. Aslında içinde hepsi var. Buna teknik olarak yüksek fokus diyebiliriz. Orada mutluluk ve kederin ötesinde bir yere geçiliyor. Yani insan, o anın içerisinde oluyor. Bir sözü yakalayıp birlikte çalarken de konsantrasyonumuz artıyor. Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmıyoruz. O mod, bütün üretenlerin peşinde olduğu his ve yakıttır. Bu gibi zamanlarda hayatın anlamı artıyor. Bir şeyin uğruna amade oluyorsun. Ama kederden daha çok materyal çıkıyor olabilir.

Toplumsal kaygılar zaten yeterince fazla. Yazdığınız bu bazı kederli sözler de yaşadığımız toplumun bir yansıması gibi okunabilir mi?Tolga Akdoğan: Kesinlikle ondan bağımsız değil. Çocukluğumuzdan beri farkında olmadan mutluluğun belki imtina ile yaklaşılacak bir şey olduğunu öğrenmiş olabiliriz.

Mutluluk utanılacak bir şeydir bizde. ‘Çok gülme ağlarsın’ diye bir sözümüz var.
Tolga Akdoğan: Hakikaten mutluluk hafife alınıyor. Mutluluk deyince aklımıza gelen şey kesmiyor olabilir bizi. Ama mesela şarkılarımız içinde coşku ve bir parça da delilik barındırıyor. Efkar ve sevincin içinden sıyrılan, harekete geçiren bir şey oluyor coşku. O yüzden bu albümün duygusuna coşku diyebiliriz. Hepimizin coşkulu tarafları var. Ortaya koyduğumuz şey de bu tam olarak.

Ah Be Güzelim şarkısındaki gitar solosu o bahsettiğiniz coşkuya sahip bence...
Gürhan Öğütücü: Gerçekten de öyle.

'Bizi hapsetmeyecekleri bir yerde olmak istiyoruz'

Spotify’ın daha çok 2010 sonrası alternatif müzisyenlerin şarkılarından oluşan “Üçüncü Yeniler” listesi vardır. Bu başlığın ilklerinden biri olarak da siz gösteriliyorsunuz. Albüm yapma sürecinde bu gibi akımların varlığı, başarılı olmuş şarkılar ve hayranların beklentileri üzerinizde baskı yaratıyor mu?
Tolga Akdoğan: Aslında bizim ilk adımız Halimden Konan Anlar’dı. O zamanlar “uzun isimli gruplar” diyorlardı. Ben hemen ismi değiştirdim. Grubun adının tek kelime olmasında da bir duruş var aslında. İlk ve ikinci albümlerimize baktığında sanki sonsuza kadar gidecek bir arayış var. Dolayısıyla ben “Üçüncü Yeniler” diye bir küme oluşturulmasına şüpheyle yaklaşıyorum, fazla iddialı geliyor. Bazen hadsiz de buluyorum. Bir yandan da, daha sevecen bir taraftan baktığımda ne demek istediklerini anlayarak “eyvallah” diyorum ama bu hiçbirimizin üzerine aldığı bir tanım olmadı. Aramızda hiç bunun muhabbetini de yapmadık. Bu hikayeye bakınca tanımlanmalardan ve onun beraberinde gelen esaret altına girmekten uzak durmaya çalışıyoruz. Şu an klasik rock sound’uyla tınlayan bir grubuz ama hiçbir şarkımızda onun getirdiği klişelere yer vermiyoruz. Bu benim için heyecan verici. Klişelere uymak zorunda değiliz. Yarın öbür gün ne yaparız onu da bilmiyorum. Biraz burada köklenme isteği var hepimizde. Sanki formumuzu bulduk. İyi bir yerdeyiz gibi geliyor. Ama işte insanların beğenip o beğeniyle de bizi hapsetmeyeceği bir yerde olmak istiyoruz. İnsan, doğası gereği özgür olmak ister.

Fotoğraf: Ci Demi

Berat İşçioğlu: Herkes konfor alanını sever. İnsanların da konfor alanı eskiden dinleyip bildiği, bağ kurduğu şarkılar aslında. Şimdi onlar için yeni bir şeyle ortaya çıkıyor, bağ kurması demek ki zaman alacak. Bu albümde “eskisinin aynısını yapalım” gibi bir şey düşünmedik.

Tolga Akdoğan: Gerçekten toplu bir reddediş görürsek o zaman oturup düşünürüz. Mesela bizim bir önceki albümümüz daha elektronik elementlere sahipti. Çok kuvvetli bir yadırganma oldu. Hakikaten çok ani bir geçişti onu anlayabiliyordum. Ama 10 sene olmuş, bakınca herkes bir şeyler söylüyor. Bunlara hiç takılmamak mı lazım acaba? Herhalde bir bakıp sonra öze dönmek gerek…

'Sahnede yenilik değil sadeleşme peşindeyiz'

2000’lerde Rock’n Coke’ta çalmak müzisyenler için çok önemli bir şeydi. Bugün bir müzisyen için Türkiye’de hangi sahneyi doldurmak belirleyici?
Gürhan Öğütücü: Biliyorsun o çapta bir festival artık yok. Belli başlı büyük yerler var. Harbiye Açıkhava, Volkswagen Arena ve Zorlu PSM gibi. Buraların dolması bir şey ifade ediyor.

Tolga Akdoğan: Harbiye’nin de garip bir aura'sı var. Zaman geçtikçe sanki orası da o anlamı yitirmeye, kültürel pozisyonu oynamaya başladı.

Her yeni albümde sahnenizi de yeniliyor musunuz?
Gürhan Öğütücü: Şarkı listesini yeniliyoruz tabii. Büyük mekanlarda konserler verdiğimiz zaman dekor ve ışıkla ilgili bazı büyük değişimlerimiz olabiliyor.

Fotoğraf: Ci Demi

Yeni medya sanatçılarıyla anlaşarak farklı görseller denemek gibi mi?
Tolga Akdoğan: Eğer uygulanacak bir motivasyon ve kutlanacak bir olay varsa, biz de buna katkı sağlıyoruz. Mesela 10. yıl konserimizde Cem Yılmazer sahne tasarımını yaptı. Işıkta Sadık Avcı vardı. Sahneye ekstra kameralar konuldu ve dekorda bir şehir teması işledik. Ama bunları her yere taşıyamıyorsun. Mevsimlik işçi gibi çalıştığımız için bir gerçekliğimiz de var. In your face müzik çalmak, mesajımızı iletmek, o güzel titreşimi yansıtmak, bazen doğaçlama yapmak, müzikle coşkunluğun içinde erimek bizim olayımız. Canlı müzik çalmak yeterli, sahne şovlarına çok takılmıyoruz. Mesela Neil Young grubuyla canlı çalıyor. Sahnede ekstra bir şey yok, ama gitarın akorunu vurduğunda rüzgar esiyor gibi oluyor. Bu çok temel ve evrensel bir his. Bu tür şeyler, yaş aldıkça daha da etkileyici geliyor. Yenilik değil, sadeleşme peşindeyim. Hem sadeleşmek zor bir iş.

Berkan Tilavel: Zaten Türkiye’de ekonomik şartlar da çok müsaade etmiyor büyük şovlara.

Berat İşçioğlu: 10. yıl için kurduğumuz dekor o kadar yüksek ki… Anadolu’da herhangi bir kültür merkezinde bunu kurmanız çok mümkün gözükmüyor.

Son dönemde İngiltere’de de en çok tartışılan konu grupların maddi yetersizlikten turnelerini iptal etmesi ve ufak mekanların kapanması.
Tolga Akdoğan: Bu  bence hepimizin derinden hissettiği bir değişim. Kültürel olarak da küçük mekanların yaşamakta zorlanması… Fakat geçenlerde Blind’da John Maus’un konserine gittim. Orada gördüğüm insan tipi ve hissiyatı bana yıllardır görmediğim bir şeyi hatırlattı.

'Son yıllarda Türkiye’de meşhur olmak istemek delilik gibi geliyor'

Yaptığınız müziğin Z kuşağına hitap ettiğini mi düşünüyorsunuz?
Berat İşçioğlu: Etkilediğimiz kitle bir kuşakla sınırlı değil, 50 küsur yaşındaki insanlar da çok etkileniyor.

Berkan Tilavel: Geçen annem sözlerimize baktığını ve çok başka olduğunu söyledi. Çok hoşuna gitmiş sözlerimiz.

Tolga Akdoğan: Sadece gençliğe hitap etmek değil bizim olayımız. Hiçbir zaman da öyle olmadı. İlk albümümüzde daha çok gençlikten getirilmiş duygular vardı. Yaşımız ilerliyor, tecrübemiz değişiyor, bu sefer de onu aktarıyoruz. İlk albümümüzün adı “İnsanın Düştüğü Durumlar" olacaktı. Çocuk, genç, yaşlı, bütün cinsiyetlerdeki insan. Biz hep insana seslenme arayışındayız. Gençliğe bir şey satma fikri bana çok kapitalist ve aynı zamanda ayrımcı geliyor.

Fotoğraf: Ci Demi

Zombi ile büyük çıkışınızı yaptığınızda PR çalışmalarına yoğunlaşıp şan şöhret dünyasına dalmaktan uzak durdunuz. Şarkılarınızı bilip yüzünüzü bilmeyen çok insan vardı. Amacınız sadece sanatınızı sunmak mıydı?
Tolga Akdoğan: Ürün mü ortaya koymak istedik, yoksa sanatın içerisinde hareket etmek isteyen varlıklar olmak mı? Bir yandan da şarkı yapıyoruz. Çok da büyütmeye gerek yok yani durumu. O ikisinin ortasında bir yer var benim için. Öyle bir yerdeyiz gibi geliyor. Sanatsal katmanlığı olan ve ruha dokunacak bir şeyler üretmek önemli oldu hep. Kendimizi kasıtlı bir şekilde göze sokmak istemedik. Belki o durum da fazla gizliliğe doğru gitti. Son yıllarda Türkiye’de meşhur olmak istemek aptallık ve delilik gibi geliyor. Babam piyanist şantördür. O başlarda “Oğlum çıksana bir programa” derdi. Yıllar geçti, şimdi konuştuğumuzda diyor ki “Aman bu kadar iyi. Bunu yakalamak zor.” Bizi anlayabildi. Hem işimizi yapıyoruz, hem takip ediliyoruz, hem yeni bir şey üretiyoruz. Karşılıklı her şey güzel, zorla kendimizi ortaya koymaya çalıştığımız bir durum yok. Gündem olmak gibi bir derdimiz yok. İnsanı çürütür o.

Müzik ile ilk kez bağ kurduğunuz sanatçılar kimler?
Berat İşçioğlu: Nirvana’nın Nevermind albümüydü. Çok küçük yaşta dinlemiştim.
Tolga Akdoğan: Sezen Aksu, çok sevmiştim. R’leri söyleyemiyormuşum küçükken. Belalım şarkısındaki “yanarım yanarım” kısımlarını ‘r’siz efkarlı bir şekilde söylermişim. Ergenlikte ise Metallica dinlemeye başladım.
Gürhan Öğütücü: Benim müziğe bağlanışım biraz metal müzikle oldu. İlk Metallica albümü almıştım.
Berkan Tilavel: Musa Eroğlu türkülerini dinliyordum. Etkilemişti beni. Küçükken bağlama da çalıyordum.

Günümüzde tanındıkça sosyal medyada çok daha fazla zorbalığa maruz kalma durumu ortaya çıkıyor. Şöhret zorbalıkla eşdeğer mi sizce? 
Berat İşçioğlu: Sosyal medyada çok fazla zorbalık var. Şöhret oldukça, çok daha fazla. En basit tabiriyle biz şöhretle ilgilenmedik. O yola girelim desek birkaç ay sonra sıkılırız, bunalırız. Bazen bize tasarım kıyafet giydirmeye çalışıyorlar, o bile fazla sorun oluyor. Bunalıyoruz.

Fotoğraf: Ci Demi

'İfade açısından kendimizi bulmaya en çok yaklaştığımız albüm bu oldu'

Bu albümle vokalinizin ya da enstrümanı çalış şeklinizin değiştiğini fark ettiniz mi?
Tolga Akdoğan: İfade açısından kendimizi bulmaya en yaklaştığımız albüm bu oldu. Hani böyle “çok acayip bir şey yaptık” gibi bir iddia olmaksızın, oturaklı bir şekilde yapacağımız şeyin doğru ifadesini bulmaya yaklaştığımız bir yerdeyiz.
Berat İşçioğlu: Eski şarkılara da küçük düzenlemeler yaptık. Bir şeyler değişti bu albümden sonra. Canlı performanslardaki çalma formülümüz direkt albüme yansıdı.

Neredeyse ham hâlini albüme koyduğunuz bir şarkı var mı?
Tolga Akdoğan: Mezara Kadar olduğu gibi albümde yer aldı. Bozulurdu onun üstüne bir şey eklesek. Punk etkilerine sahip bir şarkı.

Sizce bu çalışmada yıllarca sizinle anılacak parça hangisi olacak?
Tolga Akdoğan: Henüz anlamadım. Mesela albümdeki iki şarkının kayıt sonrası hâlini dinleyince kendimi çok rahat hissetmedim. Onun dışında hepsi çok iyi geliyor bana. Hepsini eşit derecede seviyorum. Duende biraz öne çıkıyor.

Gürhan Öğütücü: Yeni albümü sahnede daha üç kere çaldık ama hayranlar tüm şarkıları ezbere biliyorlardı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🙍🏻‍♂️ Adamlar'la sohbet, Duman'dan yeni albüm

Adamlar üyeleriyle yeni albümleri "Kahırlı Merdiven"in üretim sürecini konuştuk. Duman'ın 11 yıl aradan sonra çıkardığı Kufi'yi dinledik.

16 Ara 2024

Decollage ile birlikte

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?