A’dan Z’ye 2025 sineması: Geçen yılın sinema alfabesi

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
A
Agnes: 2025 sineması kadın hikayeleri açısından oldukça zengindi ve yılın kadın karakterleriyle öne çıkan üç filmindeki kadınların adaşlığı dikkat çekiciydi: Chloé Zhao’nun Türkiye’de henüz gösterilmeyen başyapıtı Hamnet’in Agnes’i eşi William Shakespeare ile oğullarının yasını tutuyor; Joachim Trier’in Sentimental Value’sunun Agnes’i kız kardeşi ve babasının çatışmasını izliyor; Eva Victor’un yazdığı, yönettiği ve başrolünde yer aldığı Sorry, Baby’nin Agnes’i ise travmasıyla başa çıkmaya çalışıyordu. Agnes’leri sırasıyla Jessie Buckley, Inga Ibsdotter Lilleaas ve Eva Victor canlandırdı.

Sorry, Baby’nin Agnes’i Eva Victor | Kaynak: IMDb
B
Bilgisayar oyunu: Her yıl ana akım sinemada birkaç örneğini gördüğümüz bilgisayar oyunu uyarlamalarından biri, A Minecraft Movie, bu yıl ABD gişesinin zirvesine yerleşti. Five Nights at Freddy’s ve Mortal Kombat ikinci filmleriyle sinemalara uğrarken, ABD’de Until Dawn, Japonya’da The Exit 8 bilgisayar oyunlarının korku sinemasını beslediği iki önemli örnek oldu.
C
Cunta ve rejim: Latin Amerika ve Batı Asya sinemasının en çok beslendiği temalardan biri, birinin yakın geçmişinde diğerinin güncelinde olan askerî ya da dinî baskıcı rejimlerin, darbelerin ve bunlara karşı özgürlük mücadelesi verenlerin hikayeleri. 2025 de bu açıdan elini korkak alıştırmadı. Üstelik bambaşka türlerde gezinerek: Brezilya’dan Kleber Mendonça Filho’nun casus gerilimi The Secret Agent Wagner Moura’nın performansıyla, İran’dan Jafar Panahi’nin kara komedisi It Was Just an Accident aldığı Altın Palmiye ödülü ve kısa süre sonra ülkesinde yönetmene verilen hapis cezasıyla, ABD’den Bill Condon’un Arjantin’de hapishanelerinde geçen müzikali Kiss of the Spider Woman ise görsel tasarımı ve Jennifer Lopez’in varlığıyla konuşuldu.
Ç
Çiftler: Farklı türde filmlerde, farklı ilişki ve bağlarla biraraya gelmiş çiftler 2025 sinemasını hareketlendiren dinamiklerden biri oldu. Together’da, gerçek hayatta da birlikte olan Alison Brie ve Dave Franco doğa üstü güçlerin, Oh, Hi!’da Molly Gordon ve Logan Lerman bir çift kelepçenin desteğiyle birarada kalmaya çalıştı. Özcan Alper’in Erken Kış’ı bir taşıyıcı anne ile sınırları aşmış bir babayı Karadeniz sahillerinde seyreden bir otomobile sıkıştırdı, Steven Soderbergh’in Black Bag’i evli iki gizli servis ajanını karşı karşıya getirdi. Öte yandan yılın “çifti” kuşkusuz ki Türkiye gişesinin lideri Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana’daki kusursuz uyumlarıyla Haluk Bilginer ile Feyyaz Yiğit idi.
D
Dönüş: Kahramanlar geri döndü, seriler yeniden doğdu, yıllar sonra gelen devam filmleriyle gişe biraz olsun canlandı. 28 Years Later Danny Boyle’un minimal gerilim ustalığını, Final Destination: Bloodlines serinin gündelik hayatımızı kabusa çeviren yaratıcı ölüm sahnelerini, Freakier Friday Jamie Lee Curtis ve Lindsay Lohan’in uyumunu, I Know What You Did Last Summer 90’lar tipi korku sinemasını, Predator: Badlands korku türünün en vahşi yaratıklarından birini bize hatırlattı. Superman James Gunn’ın filminde David Corenswet ile, Frank Drebin The Naked Gun’da Liam Neeson ile geri döndü. Spielberg klasiğinin zoraki uzatması Jurassic World: Rebirth ise adeta ölü doğdu.
E
Ev: Avrupa sinemasının 2025’teki en etkileyici iki filmi, nesilden nesile aktarılan birer evin de karakterlere dönüştüğü filmlerdi; biri Oslo’nun merkezinde biri Doğu Almanya’nın kırsalında... Joachim Trier’in Sentimental Value’sunda evin duvarları, merdivenleri, soba borusu, hatta IKEA sandalyesi bir baba ve kızlarının ilişkisinin tanıklarına dönüştü; Mascha Schilinski’nin Sound of Falling’inde ise yüz yıla yakın bir süre boyunca aynı duvarları paylaşan farklı nesillerden kadınlar, ortak travmalarda birleşti. Ayrıcalıklı Avrupalıların evleri bir yana, Türkiye sinemasında Orhan Eskiköy’ün belgesel filmi Ev, üzerinden neredeyse üç yıl geçen Hatay depreminin ardından hâlâ bir çadır kentte yaşayan Karasu Ailesi’ni merkezine alarak bizi ev-aile ve ev-insan ilişkileri üzerine düşündürdü.
F
Filistin: Dördüncü yılındaki bu geleneksel yazıda, sanırım ilk kez bir harfi aynı sözcüğe ayırıyorum. Fakat ne yazık ki İsrail’in Filistin’deki soykırımı ve zulmü bitmek bilmiyor; Filistinliler acılarını ve hikayelerini sinema aracılığıyla anlatmayı, seslerini sinema aracılığıyla (da) duyurmayı sürdürüyor. Dünyanın gözleri önünde İsrailli askerler tarafından katledilmiş altı yaşındaki kız çocuğu Hind Rajab’ın gerçek ses kayıtlarını kullanan The Voice of Hind Rajab Venedik Film Festivali sırasında gündeme Filistin’i bir başlık olarak da olsa eklemeyi başardı. Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania’nın kan dondurucu filmi, hem etik açıdan tartışıldı hem de Batılı festivallerin iki yüzlülüğünü hatırlamamızı sağladı. Lübnan’dan Cherien Debris’in All That’s Left of You filmi ise bölgedeki acıların nesiller boyu sürdüğünü...
G
Gladys Teyze: Korku sinemasının bu yılki en heyecan verici filmi Zach Cregger’ın Weapons’ıydı. 80’lerin sonundan beri pek gündeme gelmemiş Amy Madigan, filmdeki Gladys Teyze karakteriyle hafızamıza kazındı: Ürkütücü mimiklerine ve kırdığı çubuklarla yaptığı büyülere kabuslarımızda, pembe ve mor tonlarındaki abartılı kıyafetlerine, büyük gözlüklerine ve turuncu peruğuna ise Cadılar Bayramı partilerinde rastladık.

Weapons’ın Gladys Teyze’si Amy Madigan | Kaynak: IMDb
H
Hayalet: Yüzyıllardır edebiyat ve sinemada defalarca kullanılmış hayaletler, 2025 sinemasında da geçmişle yüzleşmeleri, yarım kalmış meseleleri ve değişimle başa çıkmaya çalışmayı simgelemeye devam etti; sadece korku sinemasında da değil üstelik. The Conjuring: Last Rites 2000’lerin en sevilen korku serilerinden birini sona erdirirken, Ben Leonberg’in Good Boy’unda olayları bir köpeğin, Soderbergh’in Presence’ında ise bizzat hayaletin gözünden izledik. Öte yandan Noah Baumbach’ın George Clooney’li kendini-iyi-hisset filmi Jay Kelly’de yıldız bir oyuncu, geçmişinden gelen hayaletlerle yüzleşti. Türkiye sinemasının bu yılki öne çıkanlarından, Emine Yıldırım imzalı Gündüz Apollon Gece Athena ise yaşadığımız hayaletlerle dolu coğrafyanın kolektif acılarını ve travmalarını konu edindi.
I
'If I Had Legs, I’d Kick You': Hayatını çaresiz ya da kaybolmuş insanlara yol göstererek kazanan bir terapist, içsel çöküşün ortasında bir kadın, çaresiz bir anne, öfkeli bir eş ve devam etme gücü kalmamış bir insan... Komedi oyuncusu olarak izlemeye alıştığımız Rose Byrne’ün Berlin’den ödül alan performansıyla devleştiği If I Had Lags I’d Kick You, başlığına taşıdığı ve asla tek bir sözcükle ifade edilemeyecek o duyguyu tüm buhranıyla perdeye taşıdı.
İ
İkizler: Burç olan değil. (Öyle olsa, kendimce "istemeden ikiyüzlü bir doğası olan sosyal kelebekler" olarak tanımladığım o burca dair bu paragrafta Ethan Hunt’tan ya da Jay Kelly'den söz ediyor olurdum.) 2025’in en iyi, şaşırtıcı ve görkemli filmlerinden, Ryan Coogler imzalı türlerarası Sinners’da Michael B. Jordan, son iki yılın yükselen, üretken korku yönetmenlerinden Osgood Perkins’in The Monkey’sinde Theo James ikizleri; Bong Joon-ho’nun bilimkurgu filmi Mickey 17’de Robert Pattinson klonları canlandırarak kendileriyle karşılıklı oynadılar. Kuir ve bağımsız sinemada ise ikizler varlığıyla değil, yokluğuyla gündemdeydi: Sundance Film Festivali’nin en çok konuşulan filmi Twinless’ta Dylan O’Brien, ikizini kaybetmiş bir kardeş olarak dikkat çekti.

Sinners’ın ikizleri Michael B. Jordan | Kaynak: IMDb
J
Josh O’Connor: Popüler kültür ve magazine “hot rodent boyfriend” kavramının yerleşmesine sebep olan ünlülerden biri olan Josh O’Connor, bu yıl dört filmde birden karşımızdaydı: Kelly Reichardt imzalı The Mastermind’da 1970’lerde yaşayan bir sanat soygunucusunu, Rian Johnson’ın katil-kim serisinin yeni filmi Wake Up Dead Man: A Knives Out Mystery’de şiddet geçmişi olan genç bir rahibi canlandırdı; The History of Sound’da I. Dünya Savaşı sonrası ABD’sinde seslerin ve müziğin peşine, yılın keşfedilmeyi bekleyen bağımsızlarından Rebuilding’de yeniden başlamanın derdine düştü.
K
Kore: Kore kültürü ve sineması 2025 için hem bir özne hem de bir kaynaktı. Ülkenin en yetenekli sinemacılarından Park Chan-wook’un heyecanla beklenen yeni filmi No Other Choice işsiz bir adamın çaresizliğini konu aldı, sınırlarını zorladı. Netflix’in bir fenomene dönüşen müzikal-animasyonu tüm dünyada dev bir hayran kitlesi olan müzik türü K-Pop’tan beslenerek KPop Demon Hunters’ta kışkırtıcı bir hikayeyi dile dolanan özgün şarkılarla anlattı. Avrupa sinemasının tuhaf filmleriyle ve uzatmalı Emma Stone ortaklığıyla tanınan ustalarından Yorgos Lanthimos ise Kore sinemasının saklı hazinelerinden birini uyarladı: Bugonia’nın sürprizleri, Jang Joon-hwan’ın 2003 tarihli Save the Green Planet!’ini izlemiş olanlar için sürpriz değildi.
L
Richard Linklater: Amerikan bağımsız sinemasına Before Üçlemesi ve Boyhood gibi baştaçları kazandırmış yönetmen ve senarist Richard Linklater, 2025’te iki filmle birden karşımıza çıktı. Yönetmenlik becerileri Ethan Hawke’un Blue Moon’daki adanmış ve geveze performansının gölgesinde kalsa da, Nouvelle Vague hem Jean-Luc Godard başta olmak üzere Fransız sinemasının aynı adlı akımına olan saygı duruşları ve sinema tarihine dair gözlemleriyle hem de görsel seçimleriyle yönetmenin gösteri alanıydı.
M
Marketing: 2025, pazarlamanın tanıtım ve filmlerin ticari başarısını artırma amaçlı bir araç olmanın ötesinde film izleme deneyiminin bir parçası olmaya başladığı bir yıldı bana kalırsa. Marty Supreme’i izleyene ve canlandırdığı karakteri tanıyana kadar hayranı olduğum Timothée Chalamet’den tiksindiren pazarlama kampanyası filmi izleyince anlam kazandı. İki başrol oyuncusunun gerçekten uzun ilişki içindeki bir çift olmasının bu kadar öne çıkarılması, Together’ı izlerken hem genel anlamda hem de kişisel bir açıdan uzun ilişkiler üzerine düşünmeye daha çok itti. F1: The Movie filminin topyekün bir spor dalı için pazarlama aracı olmasıysa adeta bir tavuk-yumurta paradoksu gibiydi.
N
Nepo baby: “Nepo baby” kavramının, yani ebeveynleri Hollywood ünlüleri olan oyunculara sunulan altın tepsilerin, açılan kapıların olumsuz bir şekilde konuşulduğu önceki yılların aksine, bu yıl bu tanıma uyan birkaç oyuncu bizi oldukça şaşırttı: Wes Anderson’ın özüne döndüğü The Phoenician Scheme’deki Mia Threapleton sadece Kate Winslet’in kızı olduğu için değil yeteneği ve karizmasıyla da orada olduğunu ispatlıyordu. Ayrıca ana akım sinemada Bill Pullman’ın oğlu Lewis Pullman’ı Thunderbolts*’ta, Thandie Newton’ın kızı Nico Parker’ı How to Train Your Dragon’da izledik, hayata ve mesleğe birkaç adım önde başlamış olmalarının bilincini yitirmeden, beğendik.

The Phoenician Scheme’in nepo-baby’si Mia Threapleton | Kaynak: IMDb
O
Oyuncu yönetmenler: Geçmiş, sinemaya oyuncu olarak başlayıp yönetmen olarak da rüştünü ispatlamış, Clint Eastwood’dan Barbara Streisand’e, Bradley Cooper’dan Angelina Jolie’ye birçok isimle dolu. 2025 bunların arasına yeni isimler ekledi: Bu yıl yönetmen olarak ilk uzun metrajlı filmlerine imza atan Harris Dickinson’ın Urchin, Scarlett Johansson’ın Eleanor the Great ve Kristen Stewart’ın Chronology of Water filmlerinin üçü de Cannes Film Festivali seçkilerinde yer aldı. Kate Winslet’in Helen Mirren ve Andrea Riseborough ile rol aldığı Goodbye June ise Netflix’in yıl sonu sürprizlerinden birine dönüştü.
Ö
Merve Asya Özgür: Pelin Esmer’in Adana Altın Koza Film Festivali’ni silip süpüren filmi O Da Bir Şey Mi, hikaye anlatıcılığı üzerine kurduğu hikayesi, sinemacılığa dair ince şakaları ve mekan kullanımıyla olduğu kadar, bizi tanıştırdığı genç ve yetenekli oyuncu Merve Asya Özgür sayesinde de 2025’in iz bırakan yerli yapımlarından biri oldu.
P
Pedro Pascal: Yılın ekran süremizi en çok sömüren oyuncularından biri de Pedro Pascal oldu; hem yer aldığı filmler hem de sosyal medya sayesinde. Game of Thrones, The Mandalorian ve The Last of Us gibi yapımlar sayesinde televizyonlara hükmeden oyuncu, bu yıl Celine Song imzalı romantik komedi Materialists’te, Ari Aster’in pek beğenilmeyen modern western’i Eddington’da ve Marvel Sinema Evreni’nin bu yılki başarısızlıklarından biri The Fantastic Four: First Steps’te karşımıza çıktı.

The Fantastic Four: First Steps’in Mister Fantastic’i Pedro Pascal | Kaynak: IMDb
Q
Quaritch: James Cameron’ın gişe rekortmeni serisi Avatar’da Stephen Lang’in canlandırdığı esas kötü karakter Albay Quaritch, serinin son filmi Avatar: Fire and Ash’te çok daha derin bir karaktere dönüştü. Quaritch bu kez bize tek boyutlu bir kötü karakter değil; artık alışmaya başladığı Na’vi bedenine ve Na’vi kültürüne asimile olmuş oğluyla kurmaya çalıştığı ilişkiye rağmen dünyaya, orduya ve geleneklerine olan bağından vazgeçemeyen bir adamın ikilemini izletti.
R
Rave: Elektronik müzik, rave kültürü, DJ’ler ve gece kulüpleri 2025 sinemasına çokça etki etti. Bu etkinin şok etkisiyle birleştiği, bu sinema yılını tanımlayan filmlerden biri ise Oliver Laxe imzalı Sirāt idi. Fas çöllerindeki rave partilerinde kayıp kızını arayan bir baba ve küçük oğlunun gittikçe ruhanileşen yolculuğuna eşlik eden Kangding Ray imzalı müzikler, sinema salonlarını gece kulüplerine dönüştürdü desem yeridir. Öte yandan Tom Tykwer’ın The Light’ı Berlin’in kulüplerinde geçen sahneleriyle, Kuzey Makedonya yapımı DJ Ahmet ise kendi çapında bir rave etkisi yaratmaya çalışan bir çobanın sempatikliğiyle hatırımızda kaldı.
S
Safdie Kardeşler: Good Time ve Uncut Gems ile temposu hiç düşmeyen filmler, başı dertten kurtulmayan karakterler ve gergin hikayeler yaratan kardeş yönetmenler Safdieler, bu yıl yollarını ayırdı. Ben Safdie, 1990’lardaki bir dövüş efsanesinin hikayesini anlattığı, Dwayne Johnson’lı biyografik yapım The Smashing Machine ile Venedik’te En İyi Yönetmen ödülüne uzanırken, Josh Safdie 1950’lerdeki bir masa tenisi efsanesinin yarı-kurmaca hikayesini anlattığı, Timothée Chalamet’li Marty Supreme ile çok daha fazlasını kazanma yolunda ilerliyor.
Ş
Şairler ve yazarlar: Sinemada edebiyatçıların hikayeleri anlatılmaya devam etti etmesine ama bu yılın şairleri ve yazarları kurmaca karakterlerdi. Norveç’ten Dag Johan Haugerud’un üçlemesinin Altın Ayı ödüllü son filmi Dreams (Sex Love) genç bir platonik aşığın genç bir yazara dönüşümünü yoğun bir duygusallıkla, Kolombiya’dan Simón Mesa Soto’nun A Poet’i çulsuz bir şairin genç bir şair adayını keşfini etik ve mesleki ikilemlerle, ABD’den Kent Jones’un Late Fame’i eski bir şairin yeniden keşfini şöhret imtihanıyla, Türkiye’den Tolga Karaçelik’in ilk İngilizce filmi Psycho Therapy: The Shallow Tale of a Writer Who Decided to Write about a Serial Killer’ı ise ikinci kitabını yazmaya çalışan bir yazarın buhranını çılgın bir gece ve çılgın bir mentor aracılığıyla ele aldı.
T
Tavşan: Tavşanlar, Antalya ve Ankara Film Festivalleri’nde ödüllere doyamayan yerli yapım Tavşan İmparatorluğu sayesinde, istismar döngüsüne sıkışmış bir çocuğun kurtuluşunun aracı ve eşlikçisi olarak karşımıza çıktı. Hırvatistan’dan yılın önemli kuir yapımlarından biri olan roman uyarlaması Sandbag Dam da benzer bir simge kullanırken, ana akım sinemada tavşanlar her zamanki gibi sevimli karakterlere dönüştü: Tavşan polis Judy Hopps karakteri, dünya gişesinin üst sıralarında yer alan Zootopia 2’da geri döndü.
U
Uyarlama: Yılın en çok konuşulan, en çok ödüllerle buluşan filmlerinden birçoğu edebiyat uyarlamalarıydı: Paul Thomas Anderson One Battle After Another’da Thomas Pynchon’ın romanını çağdaş ABD politik atmosferine taşıdı, Guillermo del Toro Frankenstein’da Mary Shelley’nin ünlü romanındaki gotik atmosferi kendi gotik tarzıyla harmanladı, Yorgos Lanthimos Bugonia’yı Kore sinemasından ödünç aldı. Norveç’ten Emilie Blichfeldt’in The Ugly Stepsister’ı Külkedisi masalını üvey kardeşin bakış açısıyla yorumladı. Ama uyarlamalar söz konusu olduğunda altın madeni Stephen King eserleriydi: Yazarın hikaye ve romanlarından The Life of Chuck, The Long Walk, The Monkey ve The Running Man 2025’te sinemaya uyarlandı.
Ü
Cem Yiğit Üzümoğlu: Türkiye sinemasında bambaşka iki rolde ve bambaşka iki filmde başrolü, 19 Mart sonrasındaki duruşu sayesinde politik gündemde de adını andığımız Cem Yiğit Üzümoğlu üstlendi. Emre Sert ve Gözde Yetişkin’in ilk uzun metrajlı filmi Sahibinden Rahmet küçük bir köye düşen değerli gök taşının hırslardan arınmış bir adamı toplumsal baskıyla nasıl değiştirdiğini, Gürcan Keltek imzalı Yeni Şafak Solarken ise psikolojik tedavisinin sonrasında eski yaşamına dönmenin imkansızlığını fark eden bir adamın hikayesini anlattı.
V
Veda: 2025 ana akım sinemada vedaların yılıydı: Her şeyden önce 90’lardan beri kendine has formülüyle, casusluk klişeleriyle, teknolojik fantezileriyle ve dublör kullanmama inadıyla gündemden düşmeyen başrol oyuncusu Tom Cruise’un çılgınlıklarıyla hayatımızda olan M:I serisi ve Ethan Hunt, Mission: Impossible - The Final Reckoning filmiyle sinemaya veda etti. James Cameron, Avatar: Fire and Ash’in izleyeceğimiz son Avatar filmi olacağını söyledi. Ünlü Broadway müzikali, teknik olarak ikinci perdesinin de sinemaya taşınmasıyla Wicked: For Good ile sinema yolculuğuna son verdi. The Conjuring: Last Rites ise korku serisinin Patrick Wilson ve Vera Farmiga’lı hikayelerinin sonuncusuydu. Tabii para hırsının ve stüdyo yöneticilerinin Hollywood’un dengelerini nasıl değiştireceğini öngörmek, dolayısıyla bunların gerçek vedalar olduğuna inanmak oldukça zor. Para hırsı ve stüdyo yöneticileri demişken... Netflix’in Warner Bros.’u satın alma hamlesi kesinleşmek üzereyken, pek tabii ki 2025’in HBO’ya ve hatta sinema sanatına veda edeceğimiz karanlık bir sonun başlangıcı olduğunu düşünmeden de duramıyor insan.

Mission: Impossible serisinin Ethan Hunt’ı Tom Cruise | Kaynak: IMDb
W
“What time is it?”: Paul Thomas Anderson’ın bu ödül sezonunu muhtemelen birden fazla Oscar ödülüyle kapatacak başyapıtı One Battle After Another’daki mizah dozunu yükselten aynı zamanda sembolik anlamıyla filmin genel yapısına hizmet eden soru buydu: “Saat kaç?”. Filmin Leonardo DiCaprio’nun komedi yeteneğini bize hatırlatan onlarca anından birkaçı da bu replik etrafında şekillendi.

One Battle After Another’ın Bob’u Leonardo DiCaprio | Kaynak: IMDb
X
X-mas: Her Noel sezonunda, kırmızı, yeşil ve beyaz bir renk paletine boğulmuş, birbirinden klişe Noel filmleri izlemek bir gelenektir. 2025 de farklı değildi. A Very Jonas Christmas Movie, Champagne Problems, Jingle Bell Heist ve Merv gibi filmler platformları doldurur, korku filmi Silent Night, Deadly Night perdede bir Noel kabusuna dönüşürken, aralarında benim için iki yapım, 90’larda çok sevdiğim birer oyuncuyu başrollerine yerleştirmesiyle öne çıktı. Netflix’in Alicia Silverstone’lu A Merry Little Ex-Mas ve Prime Video’nun Michelle Pfeiffer’lı Oh. What. Fun. filmleri.
Y
Yas: Yas daima sinemanın en önemli ilham kaynaklarından biri, özellikle de korku sinemasının. Bu yıl Philippou Kardeşler’in Bring Her Back’inde kızının yasını tutan bir annenin sebep olduğu dehşete, Chloé Zhao’nun Hamnet’inde oğlunun yasını tutan bir anne ile babanın farklı yas tutma şekillerinin yarattığı duygusal ağırlığa ortak olduk. Clint Bentley’nin Train Dreams’inde 20. yüzyılın başında sıradan bir adamın hikayesinde ve James Sweeney’nin Twinless’ında ikizini kaybeden bir kardeş ile saplantılı aşkının öznesini yitiren bir genç adamın birbirini bulmasında da ortak nokta yas idi.
Z
Z-kuşağı: 2000’lerin ikinci çeyreğine yaklaştıkça Z-kuşağı için yapılan filmler yerini Z-kuşağı hakkında yapılan filmlere bırakmıştı ki artık bunların yanına bir de Z-kuşağının yaptığı filmler eklendi. 2025 sinemada Z-kuşağı hakkında hikayeler anlatan ve bunu Z-kuşağına mensup sinemacıların yaptığı filmlerin sayısının arttığı bir yıldı. YouTube kökenli yönetmen ikilisi Philippou Kardeşler’in ikinci filmi Bring Her Back, dinamizmiyle Safdie Kardeşler kadar dinamik, saplantıya dair anlattığı hikayeyle Saltburn’den daha Saltburn olan Alex Russell imzalı Lurker başta olmak üzere, Oh, Hi!, Sorry Baby ve Twinless da Z-kuşağına dair anlatıları zenginleştirdi.
+
Bu yazıyı hazırlarken beş harf için değerlendirdiğim dört sözcüğe de yer vermek isterim:
- A harfi için F1: The Movie’nin kurmaca Formula 1 takımı APXGP,
- G harfi için MUBI’nin Geber Aşkım çevirisiyle Die, My Love’ı dolu dolu bir isme dönüştüren Geber,
- N harfi için Ceylan Özgün Özçelik’in belgesel sinemanın sınırlarını zorlayan oyun alanı Hiçbir Şey Normal Değil’in kişisel çocukluk anılarımı depreştiren mekanı Naturland,
- P harfi için Jay Kelly’de Adam Sandler’ın menajer karakterinin dilinde bir tatlılık yumağına dönüşen hitap şekli Puppy.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
kara komedi
Chloé Zhao
Türkiye
William Shakespeare
Joachim Trier
Sentimental Value
Eva Victor
Sorry
Je Ie Buckley
Inga Ibsdotter Lilleaas
IMDb
A Minecraft Movie
Five Nights At Freddy
Mortal Kombat
Until Dawn
The Exit
Latin Amerika
Kleber Mendonça Filho
The Secret Agent Wagner Moura
İran
Jafar Panahi
Miye
Bill Condon
Arjantin
Jennifer Lopez
YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




