
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
En son attığın/bağışladığın/sattığın/ileri veya geri dönüştürdüğün giysiyi ne zaman aldın ve kaç kez giydin? McKinsey & Company'nin araştırmasına göre, yaşadığımız dönemde tüketiciler giysilerini dolaplarında 15 yıl öncesinde tuttuklarının yarısı kadar tutuyor. Yedi veya sekiz kez giyildikten sonra gözden çıkarılan parçalar, kendilerini genellikle ihtiyacı olanların elinde veya geri dönüşüm kutularında değil, atık sahalarında buluyor. Yapılması gereken ne peki? Kısaca, ihtiyaç dışı alışveriş yapmamak. Ancak bu o kadar da kolay değil. 15 yıl kadar kısa bir süre içinde değişen tüketici alışkanlıklarının temelinde, modanın son dönemde hiç olmadığı kadar karşı konulamaz bir arzu nesnesine dönüşmesi; sosyal medyanın bunda kilit rol oynaması ve hızlı modanın ivmesinin kaçınılmaz bir şekilde artması yatıyor. Bulunduğumuz nokta, hepsinin birbirini tetiklediği bir çıkmaz yol.
Yeni giysilerle tazelenen özgüven
İnsanların idealize ettiği pek çok farklı konu var; sürekli yeni kıyafetler giymek bunlardan sadece biri. Sosyal medya ise tam da bu yönde bir algının oluşması, yeşermesi ve meyvesini vermesi için ideal zemini sunuyor. Mesela, Instagram dünyasının en popüler moda etiketlerinden birini düşünelim; #ootd yani “outfit of the day”, hızlı modanın da favorisi şüphesiz. Moda influencer’larından, moda ilgililerine her yaş, cinsiyet ve ülkeden kullanıcının kullandığı #ootd etiketi altında an itibarıyla 333 milyon paylaşım var. Bu etiketi, sunduğu içeriğin vazgeçilmez bir parçası yapanların paylaşımları sadece kullanıcının giydiklerini öne çıkarmakla kalmıyor, bir yaşam stilini de yansıtıyor. Savurgan bir yaşam stilini.
Sürekli yeni giysilerle paylaşım yapan kullanıcıların kendilerinin veya giydiklerinin arzu nesnesine dönüşme hâli ise bu savurganlığın yayılmasına neden oluyor. Yüksek takipçili, paylaşımları bol beğeni ve yorum alan hesaplar idealize ediliyor. Etki altında kalan takipçiler, beğendiği Jacquemus marka çantanın aynısını olmasa da benzerini alıyor, güncel sezonu yansıtan parçaları mutlaka ediniyor, gördüğüne benzer şekilde kombinliyor ve bir tatmin yaşıyor, ta ki yeni bir #ootd paylaşımını görene kadar. Keza, takip ettikleri hesap bir moda influencer’ına aitse, bu senaryo devamlı yaşanıyor.
Influencer’ların içeriklerinin önemli bir bölümünü her hafta markaların gönderdiği paket açım videoları oluşturuyor. Takipçilerinin erişmesinin son derece güç olduğu bir kıyafet sirkülasyon sisteminin reklamını yapan figürlere önceki sezonlardan kalan parçaların ne olduğunu soran olmuyor. Kullanılmayan ürünler çekilişlerle dağıtılıyor, peki ya kullanılan ancak bu sezonun ürünlerinden muhtemelen bir daha sıra gelmeyecek olan giysiler? Neden işin bu kısmıyla ilgilenmiyoruz?
Kimin ekmeğine yağ sürüyorum?
Sosyal medyanın hızlı modanın ekmeğine yağ sürdüğü bir dönemde bilinçli davranmak, yapılanın ardındaki niyeti görebilmek pek kolay değil. Ancak bir değişimin başladığı da inkâr edilemez. Bu noktada, sistemin aktığı yönün aksine, akıntının tersine kürek çekmek; her yıl sayısız kıyafet atmak ve yenisini almak yerine, kıyafetlerininin ömrünü uzatmak istiyorsan; yapabileceğin birkaç şey var pek tabii.
Neler yapabilirim?
1- Öncelikle, bir kıyafeti ne kadar çok yıkarsan o kadar hızlı yıpranır. Buna ek olarak, her yıkamanın (kuru temizlemeyi saymıyoruz dahi) harcanan su, enerji ve kullanılan kimyasal içerikli ürünler nedeniyle doğaya verdiği zarar çok ciddi boyutlarda. Evet temizlik önemli ancak her kıyafetin bir kez kullanıldıktan sonra yıkanmasına gerek yok. Kıyafetleri olabildiğince havalandırarak birkaç kez kullanman sana tasarruf, doğaya fayda sağlar.
2- Çamaşır makinesi işin içine girecekse; varsa 10 veya 15 dakikalık su ve temizleme ürünü gerektirmeyen koku giderici programla kıyafetlerine sinen kokudan hızlıca kurtulabilirsin. Planlarında yeni bir çamaşır makinesi almak varsa, bu programın olduğu enerji tasarruflu bir ürün seçmeye özen gösterebilirsin. Yıkaman gerekiyorsa, kimyasal içermeyen temiz içerikli deterjanlar kullan, 40 derece yerine 30 derecede yıkamak dahi makinenin harcadığı enerji düşünüldüğünde fayda sağlıyor. Son olarak, yurt dışı merkezli bazı markaların kuru şampuan gibi evde hızla uygulanabilecek doğal içerikli kuru temizleme spreyleri bulunuyor; giysileri pratik bir şekilde, su ve enerji kullanmadan temizlemeyi mümkün kılıyor. Türkiye’de de önümüzdeki yıllarda gündemde olması muhtemel.
Özetlemek gerekirse, kıyafetlerin ömrünü uzatmak, dünyanın ömrünü uzatmak anlamına geliyor. Araştırmalara göre, dünyada giysiler şu ankinden sadece %10 daha uzun süre kullanılsa (yeni kıyafet almamak koşuluyla) 3 milyon ton karbondioksit salımının ve 150 milyon litre su kaybının önüne geçilebilir. Yapmamız gereken şey sürekli yeni ve “trend” olanın peşine düşmek, bağlantılar için yukarı kaydırmak ya da indirim dönemlerinde plansız alışveriş yapmak değil; az, öz ve kararında yaşamak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hızlı moda nedir? Kıyafetlerin hikâyesi olur mu? Giysilerin ömrü uzatılır mı? Sudaki plastik de nereden çıktı?
08 Kas 2020

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?



