Albüm incelemesi: The Libertines - All Quiet on the Eastern Esplanade


Gençlere Alan Açık: Medya Sanatı Yarışması’nda şimdi oylama zamanı
İBB Kültür AŞ ’nin genç yeteneklerin hayalini kurdukları ve kendilerini özgür hissettikleri bir ortamda hünerlerini göstermelerini ve hikâyelerini sanat pratikleriyle anlatmalarını teşvik etmek amacıyla bu yıl ikincisini düzenlediği…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Albüm: All Quiet on the Eastern Esplanade
Süre: 39 dakika
Plak şirketi: EMI
Yayın tarihi: 5 Nisan 2024
Londra çıkışlı The Libertines, 2000’lerin başında yıldızı iyiden iyiye parlayan indie rock sahnesinin çok konuşulan gruplarından biriydi. Vokal Pete Doherty’nin madde bağımlılığı ve Kate Moss, Amy Winehouse gibi dönemin en popüler isimleriyle yaşadığı skandallarla dolu ilişkiler grubun İngiliz magazin basınının da radarına girmesine ve sert eleştirilere maruz kalmasına neden olmuştu.
Doherty ve grubun diğer kurucu üyesi Carl Barât’ın sonu gelmeyen ego savaşları nedeniyle The Libertines, birçok kez dağıldı ve tekrar birleşti. Tüm bu gürültü patırtıya rağmen grup, ardında bir neslin gençliğine damga vuran ve yirmi yıl sonra hala dinlenen indie marşları bırakmayı başardı.
Grubun son kez dağılmasından kısa bir süre sonra Pete Doherty, kabuğuna çekildi ve solo çalışmalarına odaklandı. Uyuşturucu tedavisi gördü ve ailesi ile Fransa’da sakin bir hayat yaşamaya başladı. 2015’te yeniden bir araya gelen The Libertines Anthems For Doomed Youth’u yayınladı ve uzun zaman sonra yeniden müzik festivallerinde sahne almaya başladı. Bu kez karşımızda çok daha olgun, uyuşturucudan uzak durayım derken kendini yemeğe verdiğinden oldukça kilo almış ve diyabet olduğunu her röportajında vurgulayan bir Pete Doherty duruyordu. Fakat sahnedeki enerjisinden hiçbir şey eksilmemişti.
The Libertines bu hafta, dokuz yıl aradan sonra yayınladıkları dördüncü stüdyo albümleri All Quiet On The Eastern Esplanade ile tekrar karşımıza çıktı. Albüm, grubun olgunluk dönemini dinleyicisine sadece sözlerle değil müzikal olarak da hissettiriyor. Pete Doherty’nin hayata müzikle bağlandığına şahit oluyoruz. Doherty “Grup olarak uzun zaman sonra bir araya geldik. Albümün kayıt süreci tüm üyelerin katkıda bulunduğu nadir bir barış ve birlik ruhunu yansıtıyor. Bu sefer dördümüz de aynı yerde ve aynı tempodayız. Uzun zaman sonra gerçekten birbirimize bağlandığımızı hissediyorum” diyor.
Alkolsüz stüdyo deneyimi
11 şarkıdan oluşan All Quiet On The Eastern Esplanade, oldukça hareketli, The Libertines'in eski parçalarını anımsatan Run Run Run ile açılıyor. Grup, bu şarkıyı şöyle anlatıyor: “Bu parçada bir Bukowski havası var... Kasvetli hayatınızdan uzaklaşmaya çalışmakla ilgili. Zaten geçmişimizi yeniden yaşamaya çalışmak bizim de hiç istemediğimiz bir şey.” Run Run Run, dinleyiciyi grup üyelerinin yeteneklerinden hiçbir şey kaybetmediklerine ikna eden ve gitarlar etrafında şekillenen tam bir konser şarkısı.
Albüm kayıtları sırasında grup üyelerinin içki içmeleri kesinlikle yasaklanmış. Böylelikle daha samimi ve ayık bir sound ortaya çıkması amaçlanmış. Örneğin Mustang’in sonunda duyulan kahkaha seslerini stüdyoda yaşadıkları neşeyi dinleyiciyle paylaşmak adına ana kayıtta tutmuşlar.
Davul solosu ile başlayan I Have Friends'in gitarları oldukça sert.Uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan indie rock sahnesini ayağa kaldırmak istemiş gibiler…

Mülteci krizine ironik göndermeler
Albümün temposu, favori şarkım Merry Old England ile düşüyor. Piyanonun başrolde olduğu parçanın melankolik bir havası var. Brexit sonrası göçü konu alan, korolar ve yaylı çalgıların işitildiği bu eser, grubun şarkı yazımında önemli bir değişime gittiğini de gösteriyor. Britanya’nın toplumsal ve siyasi kargaşasıyla yüzleşen grup, hükümetin mülteciler konusundaki iki yüzlü tavrına ironik göndermeler yapıyor. Fırsatlar ülkesi olarak görülen Britanya’nın zulümden kaçanlar için bu vaatleri gerçekten yerine getirip getirmediğini sorguluyor. Şarkı, “My, my, my, my congrats on staying alive/ Hope they don’t catch you tonight” gibi çarpıcı sözlere sahip.
Man With The Melody ise bir diğer hüzünlü şarkı. Doherty’nin vokali Blur solisti Damon Albarn’ı andırıyor. Night of the Hunter, melodisiyle bir western filminin soundtrack’i olmaya aday. Sakin tonda ilerleyen şarkı, grubun geçmişte kalan sert günlerine uzaktan baktığı hissini dinleyicisine veriyor.
Baron’s Claw da albümün balatlarından. Akustik gitar ve üflemelilerin eşlik ettiği şarkı, Latin ezgilerine sahip. Doherty, Peter Cushing’in Baron Frankenstein karakterine gönderme yapıyor.
Albüm yayınlanmadan önce single olarak piyasaya sürülen Shiver’da Barât ve Doherty’nin vokal uyumu kusursuz. İhtiyar delikanlılar, 20 yıldan uzun süredir kaostan beslenen dostluklarını kutluyor adeta. Uzunçalar, hayli duygusal bir parça olan Songs They Never Play ile kapanıyor. Bu eserde Doherty’nin üyesi olduğu Babyshambles’ın 2005’teki hiti Fuck Forever’da yer alan “They’ll never played this on the radio/ Oh they’ll never play this on the radio” sözlerine gönderme yapıyorlar. Bu şarkı Doherty’i ağlatmış: “Arabayla gidiyorduk ve o anda bu şarkı çalmaya başladı. Bu şarkıyı dinlerken aklıma Londra ile ilgili sayısız anı geliyor ve gözlerim dolu dolu oluyor.” Şarkının sonunda ise stüdyoda eğlendikleri anları duyuyoruz. Bunca zaman sonra müzik ile kendini yeniden inşa etmeyi başaran grubun, bir sonu kutlamasına şahit oluyoruz.
Gözleriniz kapalıyken dinlenecek şarkılar
All Quiet On The Eastern Esplanade’ın ismi Erich Maria Remarque’ın savaş karşıtı romanı Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’a göndermede bulunuyor. The Libertines’in yaşam sevincine biraz melankoli ve bolca gitarla ortak oluyoruz. Albüm, hâlâ müzik yapabiliyor olmalarının coşkusunu dinleyiciye hissettiren oldukça güçlü bir geri dönüşü de simgeliyor. Albümdeki en iyi şarkıların yavaş tempolular olması da The Libertines gibi gürültüyü seven bir grup için oldukça şaşırtıcı.
Tüm şarkılarda insanı indie rock’ın altın yıllarına geri döndüren bir hava hâkim. Verdikleri röportajlarda grubun DNA’sında şiir, punk ve kaos sevgisinin yer aldığını söyleseler de bu albümde kirli geçmişleriyle yüzleştikleri ve yaşanan her şeye rağmen hayatta kalmış olmalarını kutladıkları aşikâr.
Bu arada Doherty, albümü nasıl dinlememiz gerektiğine dair bir ipucu da veriyor: “Bu albüme olan ilgim diğer kayıtlardan çok daha fazla. Bu 11 şarkı sanki benimle ilerliyormuş gibi hissediyorum ve bu kez her şeyi berbat etmek istemiyorum. Albümü de tercihen sırt üstü, gözleriniz kapalı dinlemelisiniz. Özellikle kapanış şarkısında bunu kesinlikle deneyin.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
The Libertines dördüncü stüdyo albümü ile sahalara geri döndü. Son 50 yılda şarkı sözleri de değişen dünyaya ayak uydurdu. Şarkılar artık daha net, daha yalın ve daha öfkeli.
08 Nis 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ramize Erer’in "Séparation" sergisi, Paris’in tarihî atmosferini günümüze taşıyan Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu. Ramize Erer ve küratör Nazlı Pektaş’la resimlerdeki hüznü, geçiciliği ve mekanın sergiye kattıklarını konuştuk.

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




