Anaakımın dışında bir komedi: Donadona


Duende X Kadıköy Sineması X The Irish Spirit : Başrol Müzik Müziğin farklı türlerinden bambaşka hikâyeler anlatan filmleri Kadıköy Sineması iş birliğiyle yeniden izleyiciyle buluşturan Duende , The Irish Spirit ’in lezzetli birlikteliğiyle çıktığı yolda yanında sana da bir yer ayırdı. Daveti değerlendirmek için Başrol Müzik serisinin gelecek programında Cadillac Records var. Geçmiş program: Önceki buluşmaların beyaz perde konuklarından The Boat That Rocked ile Kadıköy Sineması’nı tam anlamıyla sallamış; The Beatles güzellemesi Across The Universe gösteriminin ardından Doruk Yurdesin Deniz Bankal’ın BİNA kabinindeki setiyle politik ve romantik dünyamızda takılmaya devam etmiştik. 11 Mayıs Perşembe | Cadillac Records : Yönetmen Darnell Martin kamerasını efsanevi plak şirketi yöneticisi Leonard Chess’in yaşamına çeviriyor. Rock’n roll’un fon oluşturduğu 1950’lerin Chicago’sunda Chess’in stüdyosu Willie Dixon, Chuck Berry, Little Walter, Buddy Waters, Howlin’ Wolf ve Etta James gibi dönemin efsanevi müzisyenlerine ev sahipliği yapıyor. Filmin ardından: Salondan çıkınca yolunu yine BİNA ’ya kırmayı unutma. Cünort ’un hazırladığı DJ setle Cadillac Records evrenini BİNA’da yaşamaya devam edecek ve başroldeki müziklerle gecenin seyrini değiştireceğiz. Gösterimin biletlerine şuradan ulaşabilir, The Irish Spirit ’i buradan takip ederek gelişmelerden haberdar olabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Ali Ilıksüt'le tanışın. Ali bir oyuncu ve kendisini en rahat hissettiği yer sahne. Oyunculukla para kazanabildiği bir yaşam düşlüyor. Fakat bu kolay değil. Bir yandan ekonomik, bir yandan romantik dertlerle mücadele etmeye çalışıyor. "Buz tutan hayallerin, her şeye rağmen deneyenlerin ve yeniden, daha güzel yenilenlerin komedisi" diyor MUBI'nin e-posta kutuma düşen tanıtım metni. Ali ve Ceren'in sahnedeki varoluş mücadelesi, kamera önüne geçebilmek için oyuncu seçimlerindeki döktükleri terler, adeta hayaller ve gerçeklerin meydan muharebesine dönüşüyor. Bir de tabii Ali'nin Ceren'e karşı bir türlü dillendiremediği duyguların birikimi var... Zor Ali'nin işi.
Ana akım komedi filmlerinden geçilmeyen sinemamızda, ana akımın dışında komedi üretiminin nadir örneklerinden olan Donadona, çeşitli festivallere konuk olduktan sonra bugün MUBI'de izleyiciyle buluşuyor. Ahmet Kürşat Öçalan'ın kişisel deneyimlerden faydalanarak senaryosunu yazdığı ve başrolünü üstlendiği filmin yönetmenleri ise yeni filmleri LCV (Lütfen Cevap Veriniz) ile gündemde olan ikili Kaan Arıcı ile İsmet Kurtuluş. Film soruyor: Hayallerinden vazgeçmenin sınırını nerede çizmek gerek?
Önce Kürşat'ın, ardından yönetmenler İsmet ve Kaan'ın kapısını çalıyor; Donadona'yı, Türkiye'de oyuncu olmayı ve ana akımın dışında komedi yapmayı soruyorum.

Ahmet Kürşat Öçalan | Kaynak: MUBI Türkiye
Türkiye’de yaşamını sürdürmeye çalışan bir komedyenin yaşadıkları göz önünde bulundurulduğunda Donadona’da izlediğimiz olayların ne kadarı parodi, ne kadarı gerçek?
Oyunculukla hayatını idame ettirebilmek gerçekten çok güç. Ben İstanbul’a geldiğimde bir yandan oyunculuk kovalarken bir yandan da kast direktörlüğü asistanlığı yaptım. Bu süreçte de çok fazla oyuncu ile tanıştım. Çok net bir şekilde söyleyebilirim ki filmde yaşananların fazlası var azı yok. Donadona tamamen otobiyografik bir film değil ama Ali’nin yaşadığı birçok mevzuyu ben de yaşadım diyebilirim.
Reklam filmleri, televizyon dizileri, sinema ve tiyatro… Bu dört alanda yönetmenlerin, yapımcıların ve izleyicinin beklentileri -özellikle Türkiye’de- nasıl farklılıklar gösteriyor? Tüm bunlar oyuncuda nasıl bir baskı ya da kafa karışıklığı yaratıyor?
Ben oyunculuğu kategorize etmekten yana değilim. Mecra ne olursa olsun hepsinde oyunculuk yapıyoruz. O yüzden bir oyuncu her mecrada da oynayabilmeli. Tabii ki her birinin ayrı dinamikleri var. 30 saniyelik bir reklam 12 saatte çekiliyor. Daha detaylı bir çalışma oluyor. Maksat ürünü satmak olduğundan reklamda biraz daha büyük bir oyunculuk isteniyor genelde. Az zamanda çok fazla şey anlatmak gerekiyor. Dijital bir platforma yapılan diziler televizyona yapılan bir diziye oranla daha özenli oluyor hâliyle. Televizyon dizisinde her hafta 2.5 saatlik bölüm yetiştirme zorunluluğu işi daha pratik bir şekilde çözme yoluna itiyor. Bu da her departmana yansıdığı gibi oyunculuğa da yansımak zorunda kalıyor. Dijital platforma yapılan işlerde ve sinemada daha detaylı bir çalışma mümkün. Yönetmen de seyirci de oyunculuk noktasında daha talepkâr olabiliyor bu sebeple. Tiyatroya gelecek olursak... Tiyatronun en güzel yanı canlı oynanıyor olması, seyirci tepkisini anında ölçebiliyor olmak. Hep beraber sahnede oluşan enerjiyi hissedebilmek. Bunun için ortalama 1.5 aylık bir prova süreci gerçekleşiyor. Yönetmenin tiyatroda çok önemli olduğunu düşünmekle birlikte tiyatro daha ziyade oyuncunun işi gibi geliyor bana. Sinemada yahut dizide yönetmen istediğini izleyiciye gösterirken tiyatroda oyuncunun performansına bağlı her şey. Bu sebeple tiyatroda her şey apaçık olduğu için seyircide oyunculuktan beklenen talep diğer mecralara göre daha fazla. Soruyu özetleyecek olursam bu dört alanda da beklentiler ufak tefek değişiklikler gösteriyor olsa da esasen oyunculuktan beklenti her zaman iyi olması yönünde. Hikâye neticede oyuncularla anlatılıyor. Oyuncu da işini yaptığından ötürü doğru bir yönetmen-oyuncu iletişimi ile mecra fark etmeksizin üzerinde baskı hissetmez.

Donadona | Kaynak: MUBI Türkiye
Senarist ve oyuncu olarak yer aldığın bir projede yönetmen koltuğunda farklı bir (hatta iki) ismin oturması Donadona’yı yazarken hayal ettiğin çerçevenin dışına çıkardı mı? İsmet ve Kaan'la iletişimin nasıldı?
İsmet ve Kaan’la daha önce çekmiş oldukları Son Şinitzel filminde çalışmıştım. Çok da güzel bir setti ve zaten onları oradan tanıdığım için bu filmde de hiç yabancılık çekmedim. İkisi de birbirini uzun zamandır tanıyor ve çok iyi anlaşıyorlar. İki yönetmenle çekilmiş bir film dahi olsa herhangi bir iletişimsizlik olmadı. Ne istediklerini gayet net biliyorlardı ve bunu da oyunculara aktarma noktasında sorun yaşamadılar. Yazmanın yanı sıra aynı zamanda filmin oyuncusu da olduğum için sette de bazı sahneleri konuşup kararlaştırdığımız oldu. Herkesin çok çalıştığı, öğretici ve çok eğlenceli bir süreçti Donadona benim için.
Kürşat'la nasıl bir araya geldiniz ve Donadona bir sinema filmine nasıl dönüştü?
İsmet Kurtuluş: 2018’de, Donadona hiç ortada yokken Kürşat kendi Instagram hesabından, oyuncunun seçimi sürecinde yaşadığı zorlukları komik, kısa skeçlerle oynuyordu. Ben o videolara çok gülüyordum. Bir gün buluştuk ve birlikte bu konuda uzun film yapar mıyız dedik, sonra sanıyorum Kürşat 1-2 ay sonra senaryonun ilk taslağını yazdı. O taslağı Kaan’la birlikte biraz kısalttık ve bir anda kendimizi filme hazırlanırken bulduk. Çok doğrudan gelişen bir süreçti. Para arama, yayın platformu arama, doğru zamanı bekleme gibi şeyler aklımızın ucundan bile geçmedi. Ben, Kaan, Kürşat ve dördüncü ortağımız Ahmet Orhon; yapmaya karar verdik ve o günden sonra hiç arkamıza bakmadan filmi yaptık.

Donadona | Kaynak: MUBI Türkiye
Donadona’yı ilk kez geçtiğimiz yılki İstanbul Film Festivali’nde, Antidepresan bölümünde izlemiştik. Ben bu bölümü “festival filmi” algısını biraz yıktığı, komedinin ana akım olmak zorunda olmadığını kanıtladığı için seviyorum. Türkiye’de ana akım dışında komedi üretimi konusunda ne düşünüyorsunuz?
İ.K.: Türkiye’de ana akım dışında komedi üretiliyor gibi gelmiyor bana pek. Çok üzücü. Kültür Bakanlığı’dan fon alıp ortak yapım yapıp film çeken kimse komediyle ilgilenmiyor bizde. Hem isim yapmış yönetmenler hem de yeniler için geçerli bu söylediğim. "Comedy doesn’t travel" derler, komedi filminizle festivallerde olamazsınız anlamında. Bağımsız sinemacıların bu söze dikkat verdiğini düşünüyorum biraz. Büyük stüdyolar da sadece ana akım üretim yapıyorlar. Son yıllarda AC Film’in belki yarı-bağımsız diyebilceğim filmleri var aklıma gelen, bir de şimdi ilk anda aklıma gelen Gibi dizisi var, olağanüstü bir ana akım dışı komedi. Parmakla gösteriyoruz onu, çok alternatif bir proje; ama o da film değil. Film olsaydı, bu kadar serbest stil yazıldığı için izlenmezdi.
Kaan Arıcı: Türkiye’de en çok üretilen film türü komedi. Ama anca popüler olan, çok belirli tarzda filmler yapılıyor. İsmet ve benim çok sevdiğimiz, istediğimiz bir tarz değil bu. Biz biraz daha gerçek hayatın içerisinden görebildiğimiz şeyleri yapmak istiyoruz. Yani bunu diyerek "güldürürken düşündüren" demek istemiyorum ama dışarıdan bakınca komik olan ama içinde bulunduğunuzda pek de komik olmayan bir yaklaşım diyeyim; bu bizim daha çok ilgimizi çekiyordu. Komediye bu şekilde bakıldığında aynı zamanda ne kadar trajik de olabileceğini görüyorsunuz ve bu gerçek hayatta da böyle. O yüzden Kürşat’ın senaryosu gibi senaryolar benim daha çok ilgimi çekiyor.

Donadona | Kaynak: MUBI Türkiye
Donadona sahneyle çok ilişkili bir film, sonrasında yine birlikte yönettiğiniz LCV (Lütfen Cevap Veriniz) de neredeyse bir tiyatro oyunu gibi. Sinema ve sahne ilişkisiyle özellikle ilgilendiğinizi söyleyebilir misiniz; bundan sonraki projeleriniz de bu çizgide mi olacak?
İ.K.: Benim için bu iki filmin arka arkaya gelmesi tesadüf oldu, şahsen özellikle ilgilendiğim bir konu değildi. Ama çok hoşlandım çalışırken. Daha sonra da bu alanlarda gezinen filmler yapmak isterim. Kaan bana göre tiyatroyla çok daha içli dışlıdır, mesela oyun okumak anlamında. Klasik tiyatroyu da bilir o. Hatta tiyatroda oynamışlığı da vardır.
K.A.: Tamamen tesadüf. Benim tiyatroyla ilişkim zaman içinde sahnede ve sahne arkasında çeşitli görevler üstlendiğim için zaten uzunca bir süredir vardı. Bu dünyaya girince insan ister istemez oyunlarla, oyun yazarlarıyla da ilgilenmeye başlıyor. Durum böyle olunca LCV (Lütfen Cevap Veriniz)'e hazırlanırken ben bildiğim, tanıdığım bir dünyanın içinde hissettim kendimi. Yani bundan sonra da sahneyle ilişkili filmler yapmak isterim. Donadona özelinde tiyatro yaparak hayatta kalmaya çalışan (biz bizim filmde oyuncuların tarafından anlatıyoruz) insanları çok tanımıyordum, Kürşat bunun tam içinden geldiği için böyle bir senaryo yazabildi ve bizim buna eklenmemiz de en başında söylediğim gibi tesadüf oldu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Jessie Ware'in diskonun mirasında parlattığı modern divalığı, Donadona ekibiyle söyleşi, Kate NV ve Angel Deradoorian'ın taptaze avant-pop projesi Decisive Pink.
05 May 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.




