'Anızı Dönüştür, Toprağı Yaşat' Döngüsel Ekonomi Fikir Maratonu’nda neler oldu?

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Fotoğraflar: Oğuzhan Üstün
Anadolu Efes’in Anadolu Meraları işbirliğiyle hayata geçirdiği “Anızı Dönüştür, Toprağı Yaşat” Döngüsel Ekonomi Fikir Maratonu, 30 Haziran-1 Temmuz tarihlerinde düzenlendi. Tarımda anız yakmanın çevresel etkilerine karşı döngüsel ekonomi temelli çözümler geliştirmek amacıyla biraraya gelen 30 genç, sürdürülebilir tarımın geleceğini için projelerini jüriye sundu.
“Doğa üzerindeki baskımızı azaltmak yetmez; toprağı iyileştirmemiz gerekiyor” diyen Anadolu Efes’in misyonunu ve maratonun amacını ve Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim İlişkiler ve Sürdürülebilirlik Direktörü Selda Susal Saatçi ile konuştuk.
Anadolu Efes’in tarımla bağlantısı nedir?
Bizim dört tane temel hammaddemiz var: Bunların iki tanesini topraktan alıyoruz. O yüzden de Anadolu Efes olarak kendimizi sadece bir bira şirketi olarak değil, aynı zamanda bir tarım şirketi olarak nitelendiriyoruz.
Kurulduğumuz yıldan itibaren tarımın içerisindeyiz. 1982 yılında Tarımsal Ürün Geliştirme Departmanı’mızı kurduk; kendi ziraat mühendislerimiz, bize ait tescilli yedi tane şerbetçi otu çeşidi ve 17 tane de arpa tohumu geliştirdi. Türkiye’deki ilk maltlık arpa tohumunu da geliştiren şirketiz. Dolayısıyla tarım, kurulduğumuz günden beri odak alanımızdaki konulardan bir tanesi.
Şu anda tarımı birçok yönüyle yeniden düşündüğümüz bir dönemden geçiyoruz; sürdürülebilir tarım uygulamalarına yönelik bir talep var. Önümüzdeki en büyük riskler ve sorunların ne olacağını öngörüyorsunuz? Hangi alanlara odaklanıyorsunuz?
Dünyada ve Türkiye’de tarımsal faaliyetlerin toplam sera gazı emisyonlarının içindeki payı yüzde 11 ila 14 arasında değişiyor. Temiz su kaynaklarının da yaklaşık 70’i tarımsal faaliyetler için kullanılıyor. Öte yandan 8 milyar olan dünya nüfusunun 2050’de 10 milyar olacağı tahmin ediliyor. Yapılan projeksiyonlar 2050 yılına kadar dünyada gıda talebine dayalı üretim artışının yüzde 65’i bulacağını, tarımsal üretimin de en az 2 katına çıkartılması gerektiğini gösteriyor.
Bu veriler ışığında şirketler olarak doğa üstündeki baskımızı azaltmaktan ziyade doğayı nasıl iyileştirebiliriz bakış açısını benimsememiz gerekiyor. Biz de Anadolu Efes’te bu felsefeyle hareket ediyoruz; hem üniversitelerle hem de girişimcilik ekosistemiyle iş birliği yaparak, bu alandaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Kendi sözleşmeli çiftçilerimizin bilgi, beceri ve yetkinliklerini geliştirmek için eğitim programları düzenliyor; onları finansal olarak destekleyecek teşvik mekanizmaları hayata geçiriyoruz. 2018 yılında akıllı tarım uygulamalarına başladık fakat geldiğimiz noktada bunun yeterli olmadığını görerek onarıcı tarım pratiklerine geçmemiz gerektiğine karar verdik. Geçen yıl itibarıyla da topraklarımızı iyileştirmek için Anadolu Meraları’yla bu alandaki çalışmalarımıza başladık.
Tarım alanında yaptığımız çalışmaları sadece sözleşmeli tarım yaptığımız çiftçi ekosistemimizde sınırlı tutmaktan ziyade daha bütünsel bir bakış açısını benimsiyor, çeşitli sorunların çözümlerine nasıl katkı sunabiliriz, buna kafa yoruyoruz.
Gençleri yeniden tarıma teşvik etmek için çalışmalar yürütüyoruz. Bunun yanı sıra tarımsal ham maddemizi temin ettiğimiz bölgelerde kadının güçlenmesine yönelik çalışmalar yapıyoruz. Döngüsel iş modelleri geliştirerek, sürdürülebilir gelir kaynaklarına ulaşmaları için UNDP Türkiye ile işbirliği yapıyoruz. Genel anlamda yerel kalkınmaya katkı sunuyoruz.

Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim İlişkiler ve Sürdürülebilirlik Direktörü Selda Susal Saatçi.
Hem çiftçilere eğitimler vermek, hem de bölgesel kalkınmayı gözetmek biraz “paydaş kapitalizmi” konseptini anımsatıyor. Şirketlerin tek sorumluluklarının hissedarlarının olmadığı, aynı zamanda çalışanları, etkilediği insanlar, müşterileri, bu kişileri de gözeten bir anlayış benimsediği bir trend. Sizin için bu kavram ne ifade ediyor? Paydaşlarınızı gözetme şekliniz bu tarım pratiklerinde nasıl vücut buluyor?
Ben başarı tanımının tamamen değiştiğini düşünüyorum. Başarı, sadece finansal ya da rakamsal başarıdan ibaret değil. Çevresel ve toplumsal sorunlar üzerinde nasıl bir pozitif etki yaratabiliyorsunuz ya da bu sorunların çözümüne nasıl bir katkı sunabiliyorsunuz?
Şirketlerin yalnızca hissedarlarına değil, aynı zamanda çalışanlarına, tedarikçilerine, müşterilerine ve faaliyet gösterdikleri topluluklara karşı da sorumluluğu olduğuna inanıyoruz. Değer zinciri boyunca pozitif etki oluşturmak önemli ve başarıyı artık sadece finansal metriklere bağlamak mümkün değil. İçinde faaliyet gösterdiğimiz toplum için nasıl bir fayda sağlıyoruz, ekosistemin dayanıklılığını geliştirmek için ne yapıyoruz, çevresel sorunların çözümüne nasıl bir katkı sunuyoruz, işte tüm bunlar da başarının bir parçası.
Anadolu Efes olarak bu bakış açısıyla çalışıyoruz. Sosyal ya da çevresel sorunlar kısa vadede, tek seferlik projelerle çözülebilecek konular değil; bunları tek başınıza çözmeniz de mümkün değil. Burada, amaçlar için ortaklıklar yapmak, iş birlikleri kurmak, etkiyi genişletmek, bu pozitif gelişime katkı sunmak adına çok önemli. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 17. maddesi, “Amaçlar için Ortaklıklar” başlığını taşıyor. Kamu, özel sektör ve sivil toplumun bir araya gelmesi ulaşılması gereken hedefler açısından kritik bir rol oynuyor. önem taşıyor.
Bu anlayışla, Anadolu Efes olarak uzun soluklu iş birlikleri geliştiriyor; çevre ve toplum için değer yaratmayı iş yapış şeklimizin merkezine alıyoruz.

Fikir Maratonu'nun birincilik ödülünü kazanan takım.
“Fikir Maratonu”nu da açık bir yarışma şeklinde düzenlediniz. Bunun sizin için anlamı nedir?
Ortak sorunlara karşı birlikte çözüm üretmek, topluluk ruhunu ve iş birliği kültürünü geliştirdiği gibi geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek, yenilikçi çözümler üretilmesini sağlar. Özellikle gençlerimizin yaratıcı fikirleri için alan açmak istedik. Bu kapsamda, Mayıs ayı itibarıyla duyurularımızı çıktık. Çok kısa bir dönem içerisinde tüm Türkiye’den, Erzincan’dan Hatay’a, Urfa’dan Yalova’ya ve Kayseri’ye kadar birçok ilden yüzlerce başvuru aldık.
Anadolu Meraları’nın yaptığı değerlendirmeler sonucunda 30 gencimiz bu iki günlük etkinliğe katılma imkanı buldu. Burada kıymetli üniversite hocalarımız ve kolaylaştırıcılar eşliğinde genç arkadaşlarımız, anızı dönüştürmek ve toprağı yaşatmak için fikirlerini geliştirme, ardından bize sunma imkanı yakaladı. Altı çalışma grubu oluşturuldu. Bu çalışma gruplarının oluşturduğu altı fikirden üç tanesi de jüri tarafından ödüle layık görüldü.
Gençleri tarıma teşvik etmek gerektiğini ve bu gibi etkinliklerin de teşvik anlamında güzel yollardan biri olduğunu düşünüyorum. Çiftçi yaş ortalamasının da hem Türkiye’de hem de dünyada 60-65 seviyesine ulaştığını görüyoruz. Dolayısıyla gençlerin tarıma teşvik edilmesi ile ilgili ilgili çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz.
Geçen yıl yine Anadolu Meraları’yla başlattığınız “Topraktan Şişeye Onarım” programı da bu “Fikir Maratonu”nun önceki adımlarından biriydi. Ondan da bahsedebilir misiniz?
Söylediğim gibi, doğa üzerindeki baskımızı azaltmak yetmez; bizim toprağı iyileştirmemiz gerekiyor. Anadolu Meraları’yla yaptığımız iş birliğinin amacı tarım ekosistemimizin iklim krizi karşısındaki dayanıklılığını artırmak. Toprağı iyileştiren tarım pratiklerinden yerel kalkınmaya uzanan bir yolculuk bu. Pilot olarak 3 ilde başladık. Süreç içerisinde arpa aldığımız tüm illere yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.
“Fikir Maratonu”nun sonuna geldik. Burada gençleri dinlemek size ne hissettirdi? Çözüme daha yakın olduğumuzu hissediyor musunuz?
Gençlerin hepsiyle olağanüstü gurur duydum. Gece saat 12.00’ye kadar çalıştılar; sabah 06.00’da kalkıp tekrar çalışmaya devam ettiler. İnanılmaz projelerle geldiler, sunumları muhteşemdi. Bir günde web sitesi tasarladılar. Reklam filmlerine kadar çekmişler. O şevki görmek, farklı bakış açılarını bir projeye dönüştürdüklerine tanıklık etmek, bence geleceğe dair umut verici oldu. Onların bu heyecanına ortak olmak çok anlamlıydı.
Önümüzdeki süreçte tarımsal çalışmalar noktasında farklı alanlarda, gençlerle birlikte olmaya devam etmeyi hayal ediyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?

Türkiye’de kurumsal dönüşüm yönetimi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Burhan Karaçam’ın "Değişim, İnsan, CEO" kitabı, yakın zamanda okuruyla buluştu. Yeni kitabı vesilesiyle Aposto editörleriyle biraraya gelen Karaçam, yöneticilik serüveninden çıkardığı en önemli dersleri ve geleceğin yöneticilerine tavsiyelerini paylaştı.

Yıllarca bir girişimin ciddiyetini ölçmenin en kestirme yolu ekip büyüklüğüydü. "Kaç kişisiniz?" sorusu aslında "Ne kadar gerçeksiniz?" demekti. Yapay zeka, bu denklemi sessizce bozdu. Bugün en hızlı büyüyen şirketlerin bazıları, bir toplantı odasına sığacak ekiplerle yönetiliyor. Peki küçük bir ekip nasıl büyük iş çıkarıyor ve bu modelin görünmeyen bedeli ne?

Bugüne kadar liderlikle ilgili binlerce kitap ve makale yazıldı; pek çok farklı liderlik tanımı yapıldı. Yapılan onca tanımın içinde sanırım çoğunluğun hemfikir olduğu bir açı var: Kurumsal hayatta liderlik “insanlardan en yüksek verimi alabilmekle” ilgili. Bu verimlilikte doğru sorulara odaklanmanın payı da büyük.



