

Sektöründe "Yeşil Ofis" olmaya hak kazanan ilk ofis: Anadolu Efes Genel Müdürlük Büyük şirketlerin çevresel etkilerini anlamaları ve bu etkileri en aza indirmeye yönelik politikalar geliştirmeleri; dünyanın geleceğine ilişkin kaygıların, aksiyonu her zamankinden daha çok gerektirdiği bu dönemde kayda değer farklar yaratmak için önem arz ediyor. Çevreyi önemseyen ve bu konudaki sorumluluğunun bilincinde olan Anadolu Efes, Çevreye Artı Değer Hareketi kapsamında hayata geçirdiği uygulamalara bir yenisini ekliyor ve Anadolu Efes Genel Müdürlük Ofisi kendi sektöründe, WWF-Türkiye’nin yürüttüğü Yeşil Ofis Programı kapsamında, belirlediği hedeflere ulaşan ofislerin sahip olabildiği Yeşil Ofis Diploması’nı almaya hak kazanan ilk ofis olmayı başarıyor. Yeşil Ofis nedir? Yeşil Ofis Programı, WWF’in dünyada yürüttüğü çalışmaların temelini oluşturan iklim değişikliği ile mücadele konusundaki stratejik yaklaşımının bir parçası niteliğinde. Program, iklim değişikliği ile mücadele konusunda karbon emisyonu başta olmak üzere enerji tasarrufu, yenilenebilir kaynaklar, doğal kaynakların bilinçli kullanımı ve yaşam tarzının değişmesi konularında ofis uygulamalarında değişim yaratmayı ve çalışanlarda farkındalık yaratmayı amaçlıyor. WWF-Türkiye iş birliğiyle bir yılı aşkın süredir ekolojik ayak izini azaltmaya yönelik çalışmalar yürüten Anadolu Efes Genel Müdürlük Ofisi; Yeşil Ofis Programı kapsamında belirlediği hedeflerine ulaşarakYeşil Ofis Diploması’na sahip sayılı ofisler arasında da yerini aldı. Nasıl? Anadolu Efes; Yeşil Ofis Diploması’na giden yolculuğuna WWF-Türkiye’yle yapılan iş birliği kapsamında bir sürdürülebilirlik takımı kurarak başlıyor. Hedefler çerçevesinde belirlenen aksiyon planlarıyla Yeşil Ofis çalışmalarının kurum içinde yaygınlaşabilmesini teşvik eden, aşağıdaki gibi uygulamalar geliştiriliyor. Eğlenceli farkındalık mesajlarıyla bilinçlendirme çalışmaları Kurum içi dijital iletişim ağlarında farkındalık faaliyetleri ve organizasyonlar Atık yönetimi ve tasarrufuna yönelik çalışmalar Kağıt kullanımını azaltmaya yönelik çıktı kotası ve düşük gramajlı kağıt uygulamaları Kağıt bardak kullanımını azaltmak için kişiye özel kupa İş görüşmeleri ve eğitimler gibi süreçlerin tamamen dijitalleştirilmesi Anadolu Efes ve Çevreye Artı Değer Pozitif Etki Planı doğrultusunda Çevreye Artı Değer yaklaşımıyla faaliyetlerini yürütmeye devam eden Anadolu Efes'in tüm bira ve malt tesisleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın başlattığı Sıfır Atık Projesi kapsamında Sıfır Atık Belgesi aldı. Sorumlu tüketim anlayışı Sıfır Atık Belgesi ile tescillenen şirketin tüm bira ve malt üretim tesislerinde, yılda yaklaşık 10 bin tonu aşkın atık geri dönüşüme gönderiliyor. Sürdürülebilirlik konusunu kurum kültürünün merkezine yerleştiren Anadolu Efes; doğal kaynakların sorumlu kullanımından atık yönetimine, plastik kullanımını en aza indirmekten, döngüsel ekonomiye katkı sağlamaya kadar kapsamlı çalışmalar yapıyor. Desteklediği çevre dostu sosyal girişim olan Ecording ile iş birliği yaparak yeşil şişeler vesilesiyle 2 milyon tohum topunu toprakla buluşturan şirketin oldukça düşük bir seviyede olan plastik kullanımını daha da düşürmek gibi bir hedefi de bulunuyor. Bu kapsamda plastik festival bardaklarını biyobozunur bardaklara dönüştüren, desteklediği Biolive girişimiyle zeytin çekirdeğinden üretilen buz kovaları kullanmaya başlayan şirket yenilikçi çevre dostu uygulamalarına yenilerini ekliyor.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Fotoğraflar: Deniz Sabuncu
“Anne beni merak etme, Kadıköy’deyim.” Okuldan kaçışlarımın değişmez telefon cümlesi. Üzerimde okul forması, kravatım sırt çantama tıkılmış, içimde baskısı gömleğimin üzerinden okunabilen bir Nirvana tişörtü. Beşiktaş İskelesi civarındaki ankesörlü telefonlardan, okulu kırdığımı haber vermek için annemi arıyorum. İlerleyen saatlerde, hâlâ önceki akşamın sigara kokusundan arınmaya çalışan Arka Oda’ya formalı olduğumuz için alınmayacak, Mühürdar Caddesi’ndeki Son Gemi’de test çözen öğrencilerin toplu çay tüketimine katılacağız.
İster Akmar Pasajı’nın kalabalığında ister mIRC kanallarında tanışmış olalım, milenyumun şafağında, birbiriyle dinlediği müzikler üzerinden bağ kuran insanlarız. Lisede herkes bir grupta çalıp söylemeliymiş gibi, hafta sonları adını hatırlamadığım stüdyolarda, olması gerektiği kadar kötü provalar yapıyoruz. Kadıköy Anadolu Lisesi’nin spor salonunda, Pearl Jam cover’ları çalan Duman’ı izliyoruz. Eve dönmek için dolmuş paramızı ayırıp kalanını da çekme kasetlere, Bulgaristan’dan gelen kaçak CD’lere harcıyoruz. Gün geliyor, polis ve medya satanist avına çıkıyor; okul müdürü veli toplantısında “Çocuklarınızı Akmar Pasajı’na göndermeyin!” diyor. Metalcisi, punk’ı, “tiki”si, FRP meraklısı — 18 yaş altına nerenin kapısı açıksa orada. Kadife Sokak’ta, bir dönem herkesin kesişim noktası olan Enderun’un duvarları, şarkı sözleriyle dolu.
Üniversite yıllarında konserleri izlemek yetmiyor, yazmaya da başlıyorum. Elimde CD çantamla, çalmak için Dunia, Trip ve Stereogun’ın kapılarından giriyorum. Müzik, ülkenin her daim çalkantılı gündemi içinde tutunacak dal oluyor. Bizim için İstanbul’un belki de en güzel zamanı olduğunun farkında değiliz. Fırtınalı denizde, içi umutlarla dolu bir küçük gemi gibi sallanıyor Kadıköy. (Hâlâ da batmadı.)
Moda Caddesi, barbunya ayıklamaya bir mola
Saralım bandı ileri: yıl 2017. Mutenalaşmayı dibine kadar yaşayan semtlerden sonra buradaki ilk evim Moda Caddesi’nde, 3 insan ve 2 kedi olarak paylaştığımız bir 2+1. Dördüncü kat, asansörsüz. Güneş evin içine doğuyor; sabah dükkanların kepenk sesleriyle uyanıp gece yan sokaktaki apartmanların önünde uzun uzun kavga eden sarhoş sevgilileri dinliyorum. Kafayı o aralar bitkilerle bozuyorum. Hayatımda biraz şans istediğim zaman, yolumu Kısmet Çiçek Evi’ne düşürmek alışkanlık oluyor. Dükkân sahipleri her saksıda “Şans getirsin,” dedikçe paşa kılıcının yanına devetabanı, dua çiçeğinin berisine sarmaşık.
30’lu yaşlarımın Modası hem çok kalabalık hem de yalnız kalmama müsaade eden bir yer. Beni ben yapan müzikleri dinlediğim mekânları, arkadaşım dediğim insanları ağırlayan sokaklar; bir yandan hareket alanı kısıtlanmış, neşesini yitirmiş şehre nefes olmaya çalışıyor. Bu tatlı-ekşi anlatıya yara izi gibi sızlayan bir parantez açmak gerekirse burada kendimi güvende hissediyorum. Kirasını hak etmeyen “keyifli” 1+1’lerin sakini kadınlar, beni anlayacaktır.
Şimdi yaşadığım ev, Moda Caddesi’nin hayhuyundan uzakta, Hasırcıbaşı’nda bir bahçe katı. Her sabah manavla selamlaşıp vuruyorum kendimi Bahariye’ye doğru yokuşlara. HOOD Base’de kahve bittiyse İlker’in Ağabey Sokak’taki dükkânı Tribu’ya uğranacak. Karbonhidrat isteniyorsa İnci’den dereotlu poğaça alınacak. Kahvaltı programı yapılacaksa 700gr, Zapata veya Naan’a bakılacak.

Moda'da yaratıcı üretim alanı: HOOD Base
Çok evcimen olsam da 2020 başında HOOD Base’i açtığımızdan beri ayaklarım hep oraya gitmek istiyor. Burası bir yaratıcı üretim alanı olarak kurguladığımız, içinde ve dışında sergiler, konserler, söyleşiler, türlü etkinlikler yaptığımız bir sanat ve çalışma mekânı. Aslında mekânı paylaşan herkes için kapanıp odaklanmaya, bir araya gelip beslenmeye, açılıp kendini yenilemeye imkân veren bir kuluçka. Kepenk açılır, sokağın portakal renkli kedisi sesi duyup teftişe koşar. Murat (In Hoodies), Müge ve Üstün (Akkor) ile buluşuruz. Bugün neler yapılacak? Öğlene doğru alt kattan Akkor ve In Hoodies’in çıkardığı sesler yükselir. Yan komşu BBS’den Elif’in lezzetli sandviç ekmeklerinin kokusu burnumuza gelir. Kahve molasında kayıt stüdyosu Gevrec’in önünde, davulcu Ekin Cengizkan’dan gelecek konserlerin haberlerini alırız. Sokağın aşağısındaki berber amca, takım elbisesi üzerinde, “İyi günler canlarım,” diyerek geçer.. Bağımsız sahneden sayısız müzisyenin yolunun düştüğü Vibes’da, Memet bugün kimi kaydediyor?

İleri Sokak'ta Gani Bey'in berber dükkânı
İçerideki bankta mekâna uğrayan illüstratörlerin sticker’ları, bırakılan fanzinler birikir. Dışarıdaki bankta, canım Onaranlar Kulübü’nün karşı duvardaki “Maskeli Dumbledore” yerleştirmesine bakarak çaylar içilir. Belki birinin doğum günüdür, Küçük Plak Dükkanı’na gidip Nevra’ya yeni gelen plakları sorarız. Sokağa uğrayan eskicilerden eve eşya beğeniriz.
Burada geçirdiğim son bir buçuk yılda, çok anlam atfettiğim tek-başına-var-olabilmenin ötesinde, birlikte kalıp birbirini tutabilmenin önemini anladım. Herhalde o yüzden, eve dönmeden uğranacak durakları düşünmenin duygusal bir yanı var. Bina’da gündüz buluşmaları, Karga’da konserler, Dün’de akşam yemekleri, Kutup’ta kokteyller… Yuvarlak balkonlarıyla Mehtap Apartmanı’nın önünden geçip sahile inişler; Sarıca Köşkü’nde kim oturuyor konulu geri dönüşler…
Moda’da her an bir sokağın köşesinden karşıma çıkabilecek Güneş’in şarkısında dediği gibi, “Aklına gelen her şey, seni bulan her şey, gördüğün her şey, bence gerçek hepsi.” Bu gerçeklik, şimdi, burada, bana iyi geliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Mahalle Mahalle, Müdavimiyim, Ayaküstü ve Vegan Moda
04 Tem 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR


