

Hep hatırlanan tat: Ali Muhiddin Hacı Bekir
Halide Edib Adıvar’dan Madonna’ya kadar pek çok ünlü ismin anılarında yer eden Ali Muhiddin Hacı Bekir , üstlendiği 42. İstanbul Film Festivali Tema Sponsorluğu ile sanata destek olmaya devam ediyor.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Dünyanın birçok önde gelen film festivali gibi İstanbul Film Festivali de farklı zevklere hitap eden ve sinemanın farklı oyun alanlarını çerçeveleyen tematik bölümlere sahip. Festivalle tanışmamın ardından her yıl genişleterek daha fazla filme yer verdiğim kişisel programımda o güne kadar Belgesel Kuşağı’nın belgeselleriyle, Mayınlı Bölge’nin mayınlarıyla ve Geceyarısı Çılgınlığı’nın çılgınlıklarıyla buluştuğumu hatırlıyorum. 2012’deki 31. İstanbul Film Festivali’nin programı açıklandığında ise yepyeni bir bölüm müjdeleniyordu: Antidepresan.
“Gülmek en temel insanı ihtiyaçlardan biriyken sinema hep izleyicisini güldürmenin yollarını aradı. Siyasal taşlama, durum komedisi, kara komedi, romantik komedi gibi farklı alt türler işte böyle ortaya çıktı ve mizah, sinemanın vazgeçilmez öğelerinden biri oldu. Festival bu yıl, bu en yaygın, en zor ve en keyifli türe özel bir bölüm ayırıyor; hayatı hafife alan, eğlendirirken düşündüren, mizaha ve dünyaya beklenmedik, benzersiz açılardan bakan olağanüstü filmlerden olağanüstü bir seçki sunuyor. Hayat, ciddiye alınmayacak kadar kısa.” - 31. İstanbul Film Festivali kataloğundan

Starbuck (2011, Ken Scott) | Kaynak: Mubi
O yıl Antidepresan programında Meryem Ana’nın peşinden giden bir yönetmenin kişisel, eğlenceli ve samimi bir belgeseli The Virgin’den Nordik spor komedisi King Curling’e, Danimarka’dan Arjantin’e uzanan evlilik ve boşanma komedisi Superclásico’dan, 533 çocuğu olduğunu öğrenen bir sperm bağışçısının eğlenceli hikâyesi Starbuck’a 9 film vardı.
Yıllar içinde Antidepresan bölümü, film festivallerine mesafeli yaklaşan arkadaşlarımı sürüklediğim, sayesinde “festival filmi” klişesinin yıkıldığını gördüğüm ve seçkisindeki filmleri herkese rahatlıkla önerdiğim bir bölüm oldu. Üstelik sadece rahat izlenen, gönül rahatlığıyla önerilen filmler değil; benim için keşifler de vadediyordu: Fernando Eimbcke (Club Sandwich, 2013), Sylvain Chomet (Attila Marcel, 2013), Jan Ole Gerster (A Coffee in Berlin, 2012), Dan Mazer (I Give It a Year, 2013), Athina Rachel Tsangari (Chevalier, 2015) ve Gastón Duprat (My Masterpiece, 2018) gibi sevdiğim yönetmenlerin izlediğim ilk filmlerini festivalde Antidepresan niyetine izledim.
Festival bu yıl da "Hayat ciddiye alınmayacak kadar kısa" diyor ve Antidepresan seçkisiyle komedinin altı tonunu izleyicisine sunuyor. Neler mi bunlar?
Everybody Loves Jeanne | Yönetmen: Céline Devaux
İçindekiler: Rahmetli annesinin Lizbon'daki dairesini bugünlerde gırtlağına kadar battığı borçlar yüzünden satmak zorunda kalan Jeanne. Havaalanında karşılaştığı tuhaf ve müdahaleci lise arkadaşı Jean. Depresyon hakkında bir komedi.
Yan etkileri: Jeanne'ın her hareketine laf sokan ve kulağına küfürler fısıldayan küçük, tüylü yaratık "Küçük Hayalet" senin de peşine düşebilir.

Two Tickets to Greece | Kaynak: İKSV
Two Tickets to Greece | Yönetmen: Marc Fitoussi
İçindekiler: Aradan yıllar geçince birbirinin izini kaybetmiş, zamanını ayrılmaz ikilisi Blandine ile Magalie. Ege'deki muhteşem Amorgos Adası. Hep hayali kurulmuş fakat planlandığı gibi gitmeyen bir tatil hakkında sıcak bir komedi.
Yan etkileri: Özlemini duyduğun yaz tatillerinden ılık rüzgârları ve asla kaybolmayan eski dostların anılarını hatırlayabilirsin.
Stories Not to Be Told | Yönetmen: Cesc Gay
İçindekiler: Arkadaşlar, âşıklar, âşık olmak üzere olanlar. İnsana dair bir günahlar koleksiyonu, başkası adına utandıran anların eğlenceli bir galerisi. İnsanın kendi duygularını yönetme yetersizliğine alaycı ama sempatik bir övgü niteliği taşıyan beş hikâye.
Yan etkileri: Kendini içinde bulduğun ancak başka kimsenin bilmesini istemediğin ya da tümüyle unutmayı dilediğin durumlarla yüzleşebilirsin.

Karaoke | Kaynak: İKSV
Karaoke | Yönetmen: Moshe Rosenthal
İçindekiler: 46 yıldır evli olan, yaşlarını almış Tova ile Meir'in dümdüz hayatları. Bir karaoke partisi davetiyle hayata katılan heyecan. Aşk, arkadaşlık, erkeklik, evlilik, hız çağı ve narsizm üzerine acı-tatlı bir komedi.
Yan etkileri: Filmden çıkar çıkmaz, hafta sonu kimlerin seninle karaokeye geleceğini sormak için bir mesaj trafiği başlatabilirsin.
Let the Dance Begin | Yönetmen: Marina Seresesky
İçindekiler: Bir dönemin en ünlü tango çifti Carlos ile Margarita. And Dağları manzaraları. Anılar aracılığıyla Arjantin'i dolaşan; tutku, tango, aşk, müzik, eğlence ve macera dolu bir yol filmi.
Yan etkileri: Önümüzdeki aydan itibaren tango derslerine bütçe ayırman gerekebilir.

Other People's Children | Kaynak: İKSV
Other People's Children | Yönetmen: Rebecca Zlotowski
İçindekiler: 40 yaşındaki Rachel'ın çalıştığı lisedeki öğrencileri, arkadaşları, eski sevgilisi ve gitar dersleriyle geçen hayatı. Âşık olduğu Ali'nin dört yaşındaki kızı Leila. Çocuğu olmayan kadınlarla dayanışma içinde bir özlem ve aidiyet hikâyesi.
Yan etkileri: Çocuklarına, henüz doğmamış çocuklarına ya da başkalarının çocuklarına özlem duyabilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Festivalin farklı bölümlerinden keşif niteliğinde öneriler, Antidepresan bölümüne bir bakış, Ulusal Yarışma öncesi bilmen gerekenler.
05 Nis 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.




