Art Basel'de bir gün nasıl geçer?

Her haziran ayında İsviçre’nin Basel kenti, sanat dünyasının geçici başkentine dönüşüyor. Müzelerin yöneticileri, dünyanın en büyük koleksiyonerleri, galericiler, sanatçılar ve kültür dünyasının etkili figürleri aynı sokaklarda buluşuyor; kahvaltılar, açılış kokteylleri, müze yemekleri ve uzun süren akşam sohbetleriyle şehrin ritmi tamamen sanat tarafından belirleniyor.
Art Basel'de bir gün nasıl geçer?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Yazı: Doruk Başkır

Sanat fuarlarından bahsederken öncelikle önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor. Sanat fuarları, bir sergi ya da kültürel etkinlikten çok; sanatçıların, galerilerin, küratörlerin, müzelerin ve koleksiyonerlerin biraraya geldiği profesyonel bir ekosistem. İlişkilerin kurulduğu, satışların yapıldığı ve sanat dünyasının yönünün belirlendiği bir pazar yeri ve sosyal platform.

1970 yılından bu yana düzenlenen Art Basel’in Basel edisyonu, bugün hâlâ sanat fuarlarının öncüsü olarak kabul ediliyor. 2026 yılına geldiğimizde Art Basel artık Basel’in yanı sıra Paris, Hong Kong, Miami Beach ve Qatar edisyonlarıyla küresel ölçekte faaliyet gösteren bir platforma dönüşmüş durumda. Öte yandan etkinliğe adını veren İsviçre’nin Basel şehri, her yıl olduğu gibi bu yıl da gezegenin en sofistike ve varlıklı ziyaretçilerini ağırladı.

Fuarın halka açılmasından önce düzenlenen ön gösterim günleri, geçen yıl ilk defa tanıtılan ve VIP erişiminden de önce giriş imkanı sağlayan First Choice kategorisiyle birlikte, sanat dünyasının en etkili isimlerinin yanı sıra moda, tasarım, müzik ve kültür dünyasından önde gelen figürlerin de biraraya geldiği bir dönem olarak öne çıkıyor. Ben de bu yıl ilk defa Art Basel’i, orijinal edisyonunda, First Choice günlerinde deneyimleme fırsatı yakaladım.

15 Haziran akşamı, fuarın büyük ölçekli işlere ayrılan bölümü Unlimited’ın açılış kokteyliyle Art Basel deneyimim başladı. Herzog & de Meuron tarafından tasarlanan 16.000 metrekarelik alanda Tracey Emin, Ai Weiwei, Yayoi Kusama ve Isa Genzken gibi sanatçıların enstalasyonları, tabloları, filmleri ve interaktif işleri toplanmıştı. Bu bölümde ayrıca İstanbul ve Londra merkezli Dirimart’ın sunduğu İnci Eviner’in “Cenneti Sahnelemek” (2018) adlı eserini 10 metre genişliğindeki çift taraflı bir ekrandan görme fırsatı bulduk. Michele Lamy ise bu kez yanında Kanye West ile davetliler arasındaydı.

Açılışın ardından, bir dönem Basel’de yaşamış sanatçı arkadaşımızın tavsiyesiyle fuar haftasında görünülmesi gereken yerlerden biri olan Les Trois Rois’nın barına uğradık. Kapıda iddialı bir moda partisinde karşılaşacağınız, sıkı bir davet listesi vardı. İçeri girmenin bir yolunu bulduktan birkaç saat sonra ise geceyi bir koleksiyonerin evinde sonlandırdık.

Ertesi sabah, fuarın ana açılışı için soluğu Messeplatz’da aldık. Bir sanat fuarını gezmek, belirli bir tema etrafında kurgulanmış bir sergiyi ziyaret etmekten oldukça farklı. Bu yıl Art Basel, 290 galeri ve yaklaşık 4.000 sanatçının farklı dönemlerden, coğrafyalardan ve disiplinlerden binlerce eserini biraraya getiriyor.

Art Basel’in ana bölümü, bu yapısıyla ilk anda oldukça baş döndürücü bir deneyim sunuyor. Cy Twombly, Andy Warhol ve Lucio Fontana gibi sanatçıların önemli işlerini henüz özel koleksiyonlara gitmeden yakından görebilmek kadar, dünyanın farklı köşelerinden gelen genç galerilerin ve yükselen sanatçıların güncel eserlerini keşfetmek de fuarın en heyecan verici yanlarından biri.

Fakat bu kadar yoğun bir ortamda fuar deneyimini şekillendiren şey yalnızca eserlerin kendisi olmuyor. Onları çevreleyen insanlar, giyimler, sohbetler ve beklenmedik karşılaşmalar deneyimin büyük bir parçası. Bir sanat fuarında kendinizi yalnızca sanat eserlerini değil, onları izleyen insanları da incelerken buluyorsunuz.

Bu yıl dikkatimi çeken en belirgin eğilimlerden biri sürrealizmin yeniden yükselişi oldu. Basel’in en önemli sanat kurumlarından Fondation Beyeler’in Hersaint Koleksiyonu’ndan sürrealist eserlere ayırdığı pavyon da bu hissimi doğruladı. Son dönemde sanat dünyasında giderek daha fazla görünür hâle gelen sürrealist estetik, önümüzdeki dönemin belirleyici eğilimlerinden biri olmaya aday görünüyor.

Sürrealizmin yanı sıra ses temelli yerleştirmeler ve mevcut görsellerin yeniden bağlamlandırılması da fuar boyunca sıkça karşılaştığım yaklaşımlar arasındaydı. Özellikle titreşimsel ses enstalasyonları ve arşiv görüntülerini yeni anlatılar içinde kullanan işler, günümüzün bilgi ve görüntü yoğunluğu üzerine düşünmenin farklı yollarını öneriyordu.

Art Basel’i özel kılan noktalardan biri de etkinliğin yalnızca fuar alanıyla sınırlı kalmaması. Şehir boyunca devam eden Liste, Photo Basel ve Basel Social Club gibi başka fuarlar, oluşumlar, şehrin prestijli müzelerinde yapılan kitap lansmanları ve şehrin meydanlarında kurulan enstalasyonlar sayesinde sanatın enerjisi Basel’in gündelik yaşamına taşıyor, bir hafta boyunca şehir sanat etrafında şekilleniyor.

Bu atmosfer içerisinde bazen oldukça beklenmedik karşılaşmalar da yaşanabiliyor. Her şeyin son derece pahalı ama aynı zamanda son derece normal göründüğü bir şehirde, bir bratwurst kuyruğunda Raf Simons ile tanışmak da bunlardan biriydi.

Sonuç olarak Art Basel yalnızca dünyanın en önemli sanat fuarlarından biri değil; aynı zamanda sanat piyasasının, koleksiyonların ve geleceğin eğilimlerinin şekillendiği bir buluşma noktası. Burada hangi işlerin konuşulduğunu görmek, yalnızca bugünün sanat dünyasını değil, yakın gelecekte nelerin önem kazanacağını da anlamak için eşsiz bir fırsat sunuyor. Aynı zamanda fuar, dünyanın önde gelen müzelerinin koleksiyonlarına hangi eserleri dahil ettiğini gözlemlemek açısından da önemli; birçok kurum yılın en dikkat çekici alımlarını burada yapıyor ya da burada gördüğü işler üzerinden şekillendiriyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi

Mesleğimiz, “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz en hızlı yanıtlardan biri. Peki, “İşimi yeterince iyi yapamadım” demek ne zaman “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesine dönüşüyor? Üç kitap eşliğinde başarıyla özdeğer arasındaki ince çizgiye, değişen ihtiyaçlarımıza ve işimize hayatımızda ayırdığımız yere bakıyoruz.

Aslı Perker

·

06 Kas 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: İşi dışında kim olduğunu unutanlara kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 

İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Brand Week İstanbul’daki söyleşisinde “Yapay zekanın bilinçaltı yok” diyerek yapay zekanın insan yaratıcılığının yerini bütünüyle alamayacağını savundu. Peki, insanı farklı kılan bilinçdışı süreçlerin varlığı mı, yoksa bedenli, ilişkisel, utançla yüklü, geri döndürülemez bir hayat tortusu mu?

Ümit Alan

·

06 Kas 2026

Asghar Farhadi’nin söyledikleri ve ötesi: Yapay zeka insan yaratıcılığının ne kadarını üstlenebilir? 
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı

"The Lobster" postmodernizmin kimliklerin ve toplumsal normların kuruluşuna ilişkin sorgulamalarını, duygular sosyolojisinin temel meselesiyle buluşturur. Filmin asıl trajedisinin, insanların baskıcı kurallara itirazsız itaat etmelerinde değil, bu kuralların belirlediği duygusal ihtiyaçları kendi arzularıymış gibi yaşamalarında saklı olduğunu gösterir izleyiciye. David’in kişisel trajedisiyse, otelden ormana kaçmasına rağmen otelin “aşk kurallarını” da yanında götürmesidir.

Mehmet Sindel

·

06 Kas 2026

Bir filmi 'duygular sosyolojisi' üzerinden okumak: Lanthimos'un 'The Lobster'ı
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti