Arzu Aslan Kesimer: "Yatırım süreçlerinde güven, imzayla değil davranışla oluşuyor."

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
2025 yılı özel sermaye fonları ve risk sermayeleri için oldukça hareketli bir yıl oldu. Bunun en önemli belirtisi, birleşme-satın alma (M&A) piyasasında yaşanan hacim artışı ve büyük hacimli işlemlerinde yaşanan yoğunluk şeklinde kendini gösterdi.
2025 yılında M&A piyasasında işlem hacmi, değeri tam olarak açıklanmayan işlemlerle birlikte 18,5 milyar dolara ulaştı ve yapılan işlem sayısı 574 seviyesine kadar yükseldi. Bu dönemde Dream Games, Trendyol Go, Macfit gibi büyük işlemler ön plana çıkarken, yabancı işlemleri toplam işlem hacminin %41’ini oluşturdu. Ancak söz konusu dönemde yatırım aşamasında masada kalan ya da tamamlanamayan işlem sayısı da hiç azımsanamayacak düzeyde kaldı.
Peki yerli ve yabancı yatırımcılar bu dönemde Türkiye’de yatırım yaparken en çok hangi unsurlara dikkat etti, “iyi şirket” hangi temel metriklere göre seçiliyor, yatırım süreçlerinde güveni tesis eden temel şartlar neler, kurucularla yatırımcıların beklentileri en çok hangi noktalarda ayrışıyor ve iyi bir anlaşmanın yürümesi için kapanıştan sonra nelerin yapılması gerekiyor? Yıldız Ventures Yatırım Komitesi Üyesi, Armada Gıda, Akkim Kimya ve Yataş Grup Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Aslan Kesimer Aposto okurları için anlattı.
“Enerji, perakende, teknoloji gibi alanlarda net bir büyüme ve konsolidasyon hikâyesi var”
Öncelikle yatırımcıların Türkiye’yi değerlendirirken en çok hangi unsurları göz önünde bulundurduğuna ve bugün bu unsurların hangisinin öne çıktığına dair sorularımızı yanıtlayan Kesimer, “Yatırımcılar Türkiye’ye bakarken aslında birkaç temel sorunun cevabını arıyor. ‘Bu ülkede öngörülebilirlik var mı, riskimi doğru fiyatlayabiliyor muyum ve doğru sektörde miyim?’ bunlardan bazıları. Son 12-18 ayda en çok fiyatlanan konu açık ara makro istikrar ve güven oldu. Enflasyonla mücadelede atılan adımlar, para politikasındaki sıkı duruş ve gri listeden çıkış gibi gelişmeler, yatırımcıların Türkiye’ye bakışını belirgin şekilde değiştirdi. Bugün yatırımcı için hikaye kadar, hatta bazen ondan da önce, istikrarın sürdürülebilir olup olmadığı belirleyici hale gelmiş durumda” ifadelerini kullandı.
“Bunun hemen arkasından sektörel fırsatlar geliyor. Enerji, perakende ve teknoloji gibi alanlarda net bir büyüme ve konsolidasyon hikâyesi var. Özellikle enerji tarafında hem yabancı fonların hem de yerli oyuncuların uzun vadeli pozisyon aldığını görüyoruz. Bu da yatırımcıya ‘Türkiye’de doğru sektördeysen hala ölçek yaratabilirsin’ mesajını veriyor. Bir diğer önemli başlık da iş yapabilme kabiliyeti. Yani şirketlerin kurumsallığı, yönetim kalitesi ve çıkış opsiyonları. Yabancı yatırımcılar artık Türkiye’ye daha seçici geliyor; daha az ama daha büyük ve daha stratejik işlemlere odaklanıyorlar.
Bugün geldiğimiz noktada en belirleyici unsur şu; yatırımcı Türkiye’yi artık yüksek getirili ama belirsiz bir pazar olarak değil, risk-getiri dengesini yeniden kurabilen bir pazar olarak fiyatlamaya başladı. Bu da işlemlerin hacmini ve kalitesini yukarı çeken asıl faktör oldu.”
Türkiye birleşme satın alma piyasasında 2025 yılında iki katlık bir hacim artışı yaşandığına dikkat çeken Kesimer, “İçinde bulunduğumuz küresel konjonktür, jeopolitik riskler ve sıkı finansal koşullar dikkate alındığında, tüm belirsizliklere rağmen hareketli ve dirençli bir yıl geçirdiğimizi söylemek mümkün” ifadelerini kullandı.
Son 1-1,5 yıllık dönemde özellikle bu piyasada 3 temel değişim yaşandığında da dikkat çeken Kesimer, sözlerine şöyle devam etti:
“Birincisi, ölçek ve cesaret geri geldi. Hem küresel toparlanmanın hem de Türkiye’nin gri listeden çıkışının etkisiyle işlem hacmi belirgin şekilde arttı. Enerji ve perakende başta olmak üzere 1 milyar dolar üzeri mega işlemlerin yeniden gündeme gelmesi, yatırımcıların Türkiye riskini yeniden fiyatlamaya başladığını gösteriyor.
İkincisi, sektör liderliği netleşti. Perakende hacim bazında, TMT ise işlem adedi bazında açık ara öne çıktı. Enerji tarafında ise hem yabancı fonların hem de yerli yatırımcıların stratejik ve uzun vadeli pozisyon aldığı, konsolidasyonun hızlandığı daha olgun bir piyasa yapısı görüyoruz.
Üçüncüsü, yatırımcı kompozisyonu güçlendi. Yabancı yatırımcılar daha az ama daha büyük ölçekli işlemlere odaklanırken, özel sermaye ve girişim sermayesi fonlarının hem işlem adedi hem de yarattığı değer arttı. Oyun ve dijital teknoloji ekosistemi bu ilginin en görünür yansımalarından biri oldu.”
“İlk baktığım konu nakit yaratma kapasitesi”
“Sizin için iyi şirket hangi temel metriklere göre belli olur” sorumuza, iyi şirketi tek bir metrikle ifade etmeyi doğru bulmadığını söyleyerek yanıt veren Kesimer, “Özellikle mevcut koşullarda, sürdürülebilirliği olmayan bir kârlılığı ya da toplumsal karşılığı olmayan bir büyümeyi uzun vadede anlamlı bulmuyorum” dedi ve şöyle devam etti:
“İlk baktığım konu nakit yaratma kapasitesi. Şirket kârlı olabilir ama nakit üretemiyorsa, bu sürdürülebilir değildir. Operasyonel nakit akışının sağlıklı olması, borçlarını çevirebilmesi ve büyümeyi kendi içinden finanse edebilmesi benim için çok kritik bir gösterge.
İkinci önemli başlık şeffaflık ve kurumsallık. Finansal tabloların kalitesi, raporlama disiplini, yönetim ekibinin hesap verebilirliği ve azınlık yatırımcıya yaklaşım… Bunlar artık iyi niyet göstergesi değil, doğrudan değerleme unsuru. Yatırımcı güveni burada oluşuyor ya da kayboluyor.
Üçüncü olarak sürdürülebilirlik ve toplumsal etkiyi önemsiyorum. ESG başlığı altında konuşulan çevresel etki, çalışanlara yaklaşım, iş sağlığı ve güvenliği, etik duruş gibi konular artık şirketlerin geleceğe ne kadar uzanabildiğini gösteriyor. Toplumla, çevresiyle ve paydaşlarıyla sorunlu bir şirketin uzun vadede güçlü kalması zor.
Bununla birlikte, şirketin gelecek vizyonu ve uyum kabiliyeti de çok belirleyici. Teknolojiye, dijitalleşmeye, verimliliğe ve değişen regülasyonlara ne kadar hızlı adapte olabildiğine bakıyorum. Yani sadece bugünü iyi yöneten değil, yarının dünyasına hazırlıklı olan şirketler benim için iyi şirket kategorisine giriyor.”
“Artık masadaki deal’dan önce dünyanın durumu konuşuluyor”
“Yatırım süreçlerini zorlaştıran etkenleri yapısal ve döneme özgü şeklinde ayırsak, her bir başlık altında öne çıkan örnekler neler olur?” sorularımıza yanıt veren Kesimer, “Yatırım süreçlerine bugün baktığımda şunu çok net görüyorum: Artık masadaki dosyadan önce, dünyanın fotoğrafı konuşuluyor. Büyük resimde sorun varsa küçük resimde ne kadar doğru iş yaparsanız yapın süreç zorlaşıyor” dedi ve şöyle ekledi:
“Yapısal tarafta aslında tablo çok yeni değil. İyi şirket var, doğru sektör var ama süreci uzatan şeyler var. Regülasyonlar, onay mekanizmaları, yorum farkları yatırımcıyı en çok yoran alanlar. Kimse sürpriz sevmiyor; yatırımcı özellikle ‘kurallar oyun sırasında değişir mi?’ sorusuna net cevap arıyor.
Ama asıl fark yaratan, döneme özgü riskler. Bugün dünyada jeopolitik tansiyon çok yüksek. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, büyük güçler arasındaki gerilim buna örnek olarak verilebilir. Türkiye de doğal olarak bu hattın tam ortasında. Bu da şu anlama geliyor: Türkiye’ye bakan yatırımcı, şirketi beğense bile zamanlamayı iki kere düşünüyor.
Bunun etkisini en çok finansmanda görüyoruz. Para pahalı, iştah seçici. Yatırımcı daha fazla koruma istiyor, daha fazla şart koyuyor. Bu da müzakereyi uzatıyor, yapıları karmaşıklaştırıyor. Bazen çok doğru bir işlem, sadece şimdi zamanı değil diye beklemeye alınıyor.
Bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça söyleyebilirim: Şirket ne kadar iyi olursa olsun, dünyanın gidişatı işlemin değerini, yapısını ve hızını doğrudan etkiliyor. Yani küçük resim hala çok önemli ama büyük resim izin vermezse küçük resim hayata geçemiyor. O yüzden hem yatırımcıların hem de şirketlerin artık tek bir dosyaya değil, aynı anda birkaç senaryoya hazır olması gerekiyor. B planı yetmez, C, D, E planları da gerekiyor. Bugünün yatırım dünyası bunu gerektiriyor."
Yatırım süreçlerinde güveni tesis eden temel unsurlar neler?
“Yatırım süreçlerinde güveni tesis eden temel unsurlar sizce nelerdir?” sorumuzu da yanıtlayan Kesimer, “Yatırım süreçlerinde güven, imzayla değil davranışla oluşuyor. İlk toplantıdan kapanışa kadar geçen sürede tarafların nasıl davrandığı, zor sorulara nasıl cevap verdiği ve belirsizlik anlarında nasıl pozisyon aldığı güveni asıl tesis eden unsurlar” ifadelerini kullandı.
“Benim gözümde güveni oluşturan birkaç temel başlık var. İlki söylenenle yapılanın örtüşmesi. Şirketin hikâyesi, rakamları ve sahadaki gerçeklik birbiriyle tutarlıysa, yatırımcı bunu çok hızlı hissediyor. Tersi durumda, en iyi sunum bile güven yaratmıyor.
İkinci konu bilgiye erişim ve açıklık. Sorulan sorulara net cevap verilebilmesi, olumsuz konuların saklanmaması, risklerin en baştan masaya konması süreci ciddi şekilde rahatlatıyor. Şeffaflık burada bir iletişim tercihi değil, doğrudan bir değer unsuru.Kurumsal yönetim ise bu güvenin kalıcı hale gelmesini sağlıyor. Yönetim kurulu yapısı, karar alma mekanizmaları, iç kontrol sistemleri ve azınlık haklarına yaklaşım; yatırımcıya bu şirket bugün iyi, yarın da iyi yönetilir duygusunu veriyor. Özellikle ortaklık sonrası dönemde sorun yaşanmamasını sağlayan asıl zemin burası.”
Şirket sahipleri/kurucular ile yatırımcının arasındaki beklenti farklarına da değinen Kesimer, “Kurucularla yatırımcılar arasında beklenti farkının en sık yaşandığı üç konu var; aslında hepsi de aynı yere çıkıyor: Değerleme, kontrol gücü ve çıkış zamanlaması” dedi.
“Birincisi değerleme. Kurucular çoğu zaman şirketin potansiyeline, emeğine ve gelecekte yaratacağı değere bakıyor; yatırımcı ise bugünkü riskleri ve nakit yaratma kapasitesini fiyatlıyor. Özellikle bu dönemde yatırımcı daha temkinli, kurucu ise doğal olarak daha iyimser. En sık kopuş da burada yaşanıyor.
İkincisi kontrol ve karar alma. Kurucular işi büyütmek isterken çevikliklerini ve karar hızlarını korumak istiyor. Yatırımcı ise koyduğu sermayeyi korumak için daha fazla söz hakkı ve kontrol mekanizması talep ediyor. Bu denge iyi kurulamazsa, ortaklık daha baştan yorucu bir hale geliyor.
Üçüncüsü zamanlama ve çıkış beklentisi. Kurucu uzun vadeli bir hikâye anlatıyor; yatırımcı ise belli bir süre içinde nasıl ve ne zaman çıkacağını görmek istiyor. ‘Birlikte nereye gidiyoruz?’ sorusunun cevabı net değilse, aynı masada oturmak zorlaşıyor.”
“Gerçek başarı, masadan kalktıktan sonra başlar”
Son olarak, “Bir yatırımı başarılı kılan unsuru sizce ağırlıklı olarak kapanış mı, yoksa kapanış sonrası uygulama ve ilk 100 gün mü belirler? Başarıyı ölçmek için en kritik metrikleri nasıl tanımlarsınız?” sorumuza da yanıt veren Kesimer, “Kapanış anı elbette önemli; ama ben hep şunu söylerim: Kapanış bir sonuç değil, başlangıçtır. Gerçek başarı, masadan kalktıktan sonra başlar ve gerçekten de ilk 100 gün önemlidir ama ben bir tam yılı beklentilere uygun geçirmenin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Sezonsallığı olan pek çok işte yılı tam yaşamak önemli” dedi.
“Kapanışta herkes mutlu olabilir; rakamlar tutar, imzalar atılır. Ama entegrasyon planı yoksa, roller net değilse, beklentiler baştan hizalanmamışsa çok doğru görünen bir yatırım çok kısa sürede zorlanabilir. O yüzden benim için asıl test, kapanış sonrası şirketin günlük hayatında neyin değiştiği ve bu değişimin ne kadar doğru yönetildiğidir. Başarıyı ölçerken de birkaç metrik öne çıkıyor. İlki nakit ve operasyonel performans. İş planı gerçekten çalışıyor mu, şirket söz verdiği gibi nakit yaratabiliyor mu? İkinci olarak yönetim uyumu ve karar alma hızına bakıyorum. Kurucu, yönetim ekibi ve yatırımcı aynı yönde mi ilerliyor, yoksa süreçler yavaşlıyor mu?
Üçüncü kritik metrik ise insan tarafı. Kilit ekip korunabiliyor mu, motivasyon devam ediyor mu? İlk 100 günde yaşanan kopuşlar, uzun vadeli değeri doğrudan etkiliyor. Son olarak da stratejik ilerleme önemli. Şirket, yatırımın arkasındaki büyüme hikayesine gerçekten yaklaşabiliyor mu? Demem o ki; iyi bir kapanış işi başlatır, iyi bir ilk 100 gün işi başarılı kılar. 1 tam yıl ise akışın sağlanıp sağlanmadığını organizmanın bir bütün olarak iyi işleyip işlemediğinin tam bir göstergesi olur.”
Bütün bunlarla birlikte, sorularımıza yanıt verdiği 14. TÜYİD Yatırımcı İlişkileri Zirvesi’yle ilgili bir değerlendirme de yapan Kesimer, “Zirve’yi genel olarak zamanın ruhuna çok uygun buldum. IR Intelligence teması, yatırımcı ilişkilerinin artık sadece bilgi aktaran bir fonksiyon olmaktan çıkıp, okuyan, yorumlayan ve öngörü üreten bir alana evrildiğini net biçimde ortaya koydu. Bugün yatırımcı ilişkileri tarafında beklenti çok değişti. Yatırımcılar artık sadece finansal sonuçları değil, şirketlerin bu sonuçlara nasıl ulaştığını ve önümüzdeki dönemi nasıl okuduğunu da görmek istiyor. Zirve boyunca yapılan tartışmalar da tam olarak bu ihtiyaca uygun oldu” açıklamasında bulundu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye'nin en büyük dış ticaret fazlası veren sanayi kollarından tekstil ve hazır giyim sektörü, 2025 yılını 26,2 milyar dolarlık ihracatla kapattı. Doğrudan 845 bin, dolaylı etkileriyle birlikte yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2022'de ulaştığı zirveden bu yana tarihinin en sert daralmalarından birini yaşıyor. Konuyla ilgili sunum yapan TGSD yönetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sunulan üç aşamalı strateji haritasının ayrıntılarını paylaştı.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda veri akışı güçlü. Yurt içinde Fitch değerlendirmesi ve cari denge, yurt dışında ise ABD TÜFE ön planda olacak.
13 Tem 2026

Küresel ekonomide bir taraftan savaşın yarattığı belirsizliği ve bunun başta petrol ve altın fiyatları olmak üzere finansal piyasalardaki yansımalarını izlerken, diğer taraftan özellikle yapay zeka alanında yaşanan olağanüstü teknolojik gelişmelerin önümüzdeki dönemde ekonomik hayata nasıl yansıyacağını anlamaya çalışan bir piyasa dinamiğiyle karşı karşıyayız.

20.yy çeliğin yüzyılıydı; 21.yy ise elektriğin yüzyılı olacaktır. Elektrodevlet, gücünü fosil yakıtlardan değil, elektriğin kendisinden alarak bunu bir kalkınma, nüfuz ve düzen kurma aracına dönüştüren devlet tipidir.

Birleşmiş Milletler Kalkınma ve Ticaret Konferansı (UNCTAD), 'Çalkantılı Bir Dönemde Uluslararası Yatırım' temalı 2026 Dünya Yatırım Raporu'nu yayımladı. Raporda hem Türkiye'yi, hem de bütün gelişmekte olan ülkeleri ilgilendiren ilginç veriler mevcut.




