Asgari ücret tartışmaları: Yine, yeni, yeniden

Yılın sonuna yaklaşırken asgari ücrete dair beklentiler oluşmaya başladı. Tarafların talepleri ve iktisadi gerçekler çerçevesinde “olması gerekenler” bir yana tüm gözler Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na çevrilmiş durumda.
Asgari ücret tartışmaları: Yine, yeni, yeniden

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

Yılın sonuna yaklaşırken asgari ücrete dair beklentiler oluşmaya başladı. Tarafların talepleri ve iktisadi gerçekler çerçevesinde “olması gerekenler” bir yana tüm gözler Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na çevrilmiş durumda.

Nedir ve neden var?

Asgari ücret, işverenin çalışanına belirli bir dönem için ödemekle yükümlü olduğu, harici sözleşmelerle azaltılamayan en düşük ücret miktarı olarak tanımlanabilir. En kısa haliyle bir çalışana yasal olarak ödenebilecek en düşük maaşı ifade eden bu sınır, küresel çapta yaygın olarak uygulanan bir sistem. Uygulama esasları, ülkelerin yasal altyapıları ve kişi başına düşen milli geliri gibi çokça ve farklı unsura göre değişkenlik gösterse de uygulamanın amacı ise aynı. Devletler, çalışanlar için asgari bir gelir düzeyini garanti ederek sosyal adaleti desteklemeyi ve gelir eşitsizliğini sınırlandırmayı hedefler.

Ülkemizde bugünkü halini 1967’de alan uygulama, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Asgari Ücret Yönetmeliği'nde "işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret," olarak tanımlanıyor. Yeterli ücret kavramı ise özellikle enflasyonist dönemlerde tartışmaların odağına yerleşiyor.

Tartışmalar

Ülkemizde, asgari ücretle ilgili kararlar Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından alınıyor. Komisyon, işçi, işveren ve devlet temsilcilerinin eşit katılımı ile kuruluyor ancak karar için oybirliği şartı bulunmuyor. Aralık ayının son günlerinde duyurulan karar ise taraflar için bağlayıcı oluyor.

Komisyonda oybirliği şartının olmaması, özellikle işçi kesimi tarafında tartışmalara yol açabiliyor. Hükumet kanadının karar değişkenleri arasında, vergi gelirleri ve kamu harcamaları da yer alırken, işveren tarafının odağında işgücü maliyetleri yer alıyor. İki tarafın mutabık kaldığı bir ücret seviyesi karşısında ise işçi tarafının bir alternatifi kalmıyor. Bunun yanında enflasyonist ortamın beraberinde getirdiği “hissedilen enflasyon” kavramı da belirlenen ücret seviyesinin yeterliliği konusunda objektifliği tartışılabilecek bazı uyuşmazlıkların başlamasına da yol açabiliyor.

İktisadi perspektiften

Asgari ücret zammı, özellikle ülkemiz gibi asgari seviyeden ücretlendirilen çalışan oranının yüksek olduğu coğrafyalarda basit bir zam kararı olmanın ötesine geçiyor. Ülkemizde bu alanda resmi bir veri yayını bulunmamakla birlikte, resmi verilere dayandırılan çeşitli hesaplamalarda asgari ücretle çalışanların toplam istihdama oranının %40’lar seviyesinde olduğu ifade ediliyor. Bu oranın, önceki yıllarda içinden geçtiğimiz yüksek enflasyonist dönemlerde yapılan güçlü zamların etkisiyle son dönemlerde artması da asgari ücret tespitinin makro görünüm üzerindeki etkisini artırıyor.

Ülkemizde özellikle son yıllarda asgari ücret artış oranının, büyük etki alanının yanında özel sektör şirketlerinde bir baz olarak kabul edildiğini görüyoruz. Oldukça geniş bir çalışan kitlesinin etkilendiği bu ücret artışı, hızlı fiyat ayarlamalarını da beraberinde getiriyor ve enflasyonist bir sarmalın önü açılıyor. (Asgari ücret ayarlaması ve kamu maaşları, TCMB tarafından da enflasyon dinamikleri arasında takip edilen veri setinde yer alıyor.)

Enflasyonist baskı yaratmamak adına, enflasyonun altında açıklanacak bir zam oranı ise yine geniş kitleler etkileneceğinden farklı sosyal ve siyasi komplikasyonlara yol açma potansiyeli taşıyor. Bunun yanında, harcanabilir reel gelir seviyesinde yaşanacak düşüşün, büyüme ve vergi gelirleri tarafında performans düşürücü bir etkisi bulunuyor.

Kısaca, asgari ücret zam oranları ile enflasyon arasındaki karşılıklı geçişkenlik, söz konusu kararın özellikle enflasyonist dönemlerde kolaylıkla verilmesini güçleştiriyor. Buna, asgari ücretle çalışan nüfusun fazlalığı da eklendiğinde kararın hem ilişkili taraflar hem de makro görünüm etkisi daha da artıyor.

Teorik olarak, dezenflasyonist politikaların izlendiği dönemlerde, harcanabilir gelirin bir miktar düşmesi/düşürülmesi vasıtasıyla ekonomiyi soğutmak makul bir adımdır. Öte yandan, enflasyonist süreçlerin gerçekleşmeleri, teoride geçerli olan bu durumun fiiliyata dönüşmesinin önündeki en büyük engel konumunda yer alıyor. Bugün başlayan ve önümüzdeki haftalarda daha da artacak olan tartışmaların merkezinde işte bu ikilem yatıyor.

Sonuç olarak

Bugün, kamuoyunda açıklanan beklentilerin %25 ila %45 arasında değişim göstermesi (siyasi pozisyonlanma gereği yapılan açıklamalar hariç olmak üzere), söz konusu ikilemin doğrudan bir sonucu. İlaveten, çalışanların satın alma gücünü korumak ile enflasyonist baskıyı artırmak arasındaki seçimin siyah ile beyaz arasında yapılacak bir tercih olmadığını unutmamakta fayda var. Verilen kararlar, gerçekleşmeler çerçevesinde ara dönem ücret ayarlamaları, tek seferlik iyileştirmeler ya da vergi düzenlemeleri gibi adımlarla güncelleştirilebiliyor. İlaveten, tartışmalarda resmi verilerin ötesine geçerek “hissedilen” gelir kaybı temalı tezler de düzenlemelere baz oluşturabilecek sağlamlıkta olamıyorlar.

Özellikle orta gelir grubunda hissedilen refah seviyesi düşüşüne karşın resmi veriler geçtiğimiz dönemlerde yapılan asgari ücret artışlarının, temelde refah seviyesini korumayı hedefler çerçevede yapıldığını gösteriyor. TL’nin hızlı değer kaybettiği dönemlerde 300 USD’nin altına düşen asgari ücretin, sıkı para politikası eşliğinde reel olarak değerlenen TL ile yeniden 500 USD’nin üzerine çıktığı görülüyor. Ücret bazında yaşanan matematiksel dalgalanmalar ve hareketlerin hanehalkı üzerindeki fiili etkileri farklı olsa da ekonomi politikasına dair kararlar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük oranda bu çerçevede veriliyor.

*Kaynak: ÇSGB, TCMB

Dip toplamda, teorinin “beklenen enflasyon”, fiiliyatın ise “yaşantılar ve refah artışı” temalarını öne çıkardığı bu süreçte, yaklaşık bir ay sonra açıklanacak zam oranı iki tarafı da memnun etmeyecek. İki tarafın da beklentileri tam olarak karşılanmayacak ve tartışmalar bir süre daha devam edecek. Bu noktada, ne çalışanın harcanabilir gelirinin büyük oranda eridiği ne de enflasyonun körüklendiği bir seviye tercih edilecek. Uzlaşı, dezenflasyon patikasıyla da uyumlu olarak reel ücretlerdeki artışı dengede tutacak bir tabanda sağlanacaktır.

Bu ayarlamanın asgari ücretin üzerinde gelir elde eden ancak yüksek gelir grubunda da yer almayan orta gelir grubuna mensup çalışan kesim üzerindeki yansımasını ise bekleyip göreceğiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

EXANTE

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GünsonuAposto Günsonu
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

📬 Sahte dolar tartışmaları

Bugün gündemde döviz büroları ve bankaların 50 ve 100 dolar alımını durdurması üzerine piyasaya sürüldüğü iddia edilen 600 milyon doları aşkın sahte banknota yönelik tartışmalar öne çıktı.

28 Kas 2024

Unsplash

YAZARLAR

Eralp Ersoy

Sipay’da Hazine Direktörü.

EXANTE

Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Haftalık takvim: TÜFE bekleniyor

Bu hafta veri akışının yanı sıra merkez bankalarının toplantı tutanakları da yakından izlenecek. Yurt içinde Eylül ayı enflasyonu, Hazine nakit dengesi ve sanayi üretimi öne çıkarken, yurt dışında ABD ISM hizmet PMI, Fed ve ECB toplantı tutanakları, Almanya sanayi üretimi ve Michigan tüketici güven endeksi ön planda.

05 Eki 2026

Haftalık takvim: TÜFE bekleniyor
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

İçeride fonların, dışarıda yükselen faizlerin makro etkileri ve sonrası

İçeride sermaye piyasalarında yaşanan kayıpların servet etkisi ve iç talep üzerindeki olası sonuçları tartışılırken, dışarıda tahvil faizlerindeki yükseliş finansal sistem açısından daha geniş bir risk alanı yaratıyor. Altın, konut ve faiz getirileriyle son yıllarda büyüyen hanehalkı serveti, fon kaynaklı kayıpların makroekonomik etkisini kısmen sınırlayabilir. Küresel tarafta ise yüksek kamu borcu, güçlü talep ve uzun vadeli faizler yılın son çeyreğinde piyasaların yönünü belirleyecek temel başlıklar olmaya devam edecek.

Erhan Aslanoğlu

·

01 Eki 2026

İçeride fonların, dışarıda yükselen faizlerin makro etkileri ve sonrası
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Organize işler bunlar

Fon piyasasında yaşanan son gelişmeler, finansal denetimin yanında kurumların niteliği ve karar alma süreçleri üzerine de yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Liyakat, şeffaflık ve kurumsal kapasite zayıfladığında sorunlar zaman içinde birikiyor ve sistemin hata üretme ihtimali artıyor. Son yaşananlar da örgütlü vasatlık kavramının ekonomi ve kurumlar açısından ne ifade ettiğini tartışmak için önemli bir örnek sunuyor.

Organize işler bunlar
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Piyasa hazin sonu görüyordu: Manipülasyonun borsa mekanizması nasıl işledi?

Çok boyutlu bir sarsıntıya borsa manipülasyonu sermaye piyasası araçları, TEFAS fonları ve manipülatif hisse hareketleriyle yapıldı. Skandalın merkezindeki portföy yönetim şirketleri halka açıklık oranı ve işlem hacmi sığ hisselerde karşılıklı işlemlerle yapay fiyat oluşturdu. SPK’nın 28 Ağustos kararları sonrası likidite sıkışıklığı yaşandı, yatırımcılar parasını çekmek isteyince fonlar temerrüde düştü. Krizin borsa boyutunu uzmanlara sorduk.

Pelin Cengiz

·

30 Eyl 2026

Piyasa hazin sonu görüyordu: Manipülasyonun borsa mekanizması nasıl işledi?
EXANTEEXANTE
∙

HİKAYE

Fonların tasfiyesi için hangi senaryolar öne çıkıyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında fonların tasfiyesine ilişkin yapılan toplantıda, tasfiyesine karar verilen yatırım fonları için bir Fon Koordinasyon Kurulu oluşturulması kararı alındı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) da fonların malvarlığı ve likidite durumuna göre hak sahipliği mutabakatı tamamlanan yatırımcılara ödeme yapılmasına ilişkin yol haritasını sundu. Peki bu tasfiye süreci için ne tür senaryolar ön plana çıkıyor?

Emircan Yaman

·

30 Eyl 2026

Fonların tasfiyesi için hangi senaryolar öne çıkıyor?