Kabuk + kök + kılçık = 0

Çöp kutusu olmayan, sıfır atık restoranlar
Kabuk + kök + kılçık = 0

16 Haziran - TazeDirekt - Apéro
Tazedirekt ile birlikte

Sürdürülebilir yaşam için: Tazedirekt Marmara Denizi’nde görülen müsilaj problemiyle karşı karşıya kalınca çevreye verdiğimiz zararla tekrar acı bir şekilde yüzleşmek zorunda kaldık. Çevreye dokunan tek bir adımın dahi tüm ekolojik düzeni etkilediğinin farkında olmak zorunda olduğumuz bu dönemde, çevreyi ilgilendiren tüm sistemlerin dengede tutulabilmesi için organik tarıma ve sürdürülebilir yaşamın iyileştirici gücüne başvurmaktan başka bir şansımızın kalmadığı açıkça ortada. Organik tarımı destekleyerek hem kendimize hem de gelecek nesillere temiz toprak, temiz su ve temiz hava bırakmak gayesinde olan Tazedirekt ; sürdürülebilir yaşam için çalışan üreticilerle bilinçli tüketicileri buluşturmak için çalışıyor. Organik kutular : Yerel üreticileri desteklerken tüketicinin ne yediğini de önemseyen Tazedirekt, kolay ve ulaşılabilir sağlıklı seçeneklerin yer aldığı organik kutu çözümleri sunuyor. Mevsiminde, kaynağı belli ve pestist analizli ürünlerin yer aldığı kutu seçeneklerinden Organik Yemiş Kutusu içerisinde; pikan cevizi, organik safawi hurma ve organik kabuklu badem bulunurken vitamin ve mineral deposu Organik Meyve Kutusunda ise hepsi organik portakal, kiraz, muz ve nektarin yer alıyor. Ekolojik hijyen : Sürdürülebilir yaşam için gıda dışı kategorilerde de ekolojik ürünleri tüketiciyle buluşturan Tazedirekt’te ; doğa ile uyumlu bitkisel bazlı ve mineral ham maddelerden üretilmiş çamaşır temizleyicileri, hızlı durulanma özelliği sayesinde su israfını engelleyen deterjanlar, tamamen geri dönüştürülebilir kağıtlardan üretilen kağıt havlu ve tuvalet kağıdı çeşitleri bulunuyor. Birlikte yol aldığı üreticilerle ortak sürdürülebilir üretim ve tüketim sorumluluğuna sahip olan Tazedirekt’in ürün seçkisine bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Tüketim kültüründe yetişmiş nesiller olarak sadece yaptığımız kadar israfın gerçeğini görüyor, en iyi ihtimalle yolumuza devam ediyoruz. Bu düzende en çok atık üreten sektörlerin başında yeme-içme sektörü geliyor. Biz de bu hafta, atığın doğada yalnızca insana mahsus olduğunun farkındalığıyla adımlarını doğayla eş zamanlı, ona saygı duyarak atan; sürdürülebilir iş modelini benimsemiş sıfır atık restoranların peşinden gidiyoruz.

Her yıl üretilen gıdanın üçte biri israf ediliyor. 1,3 milyar tonluk bu israfın yaklaşık %60’ı evlerden çıkarken %26’sına yemek yerleri sebep oluyor. Restoranlarda gıdaların ortalama %4 ila %10’u daha tüketiciye ulaşmadan kendini çöpte buluyor. Çevresel boyutuna baktığımızda gıda atıklarının küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %11’inden sorumlu olduğunu görüyoruz. Tatlı su kirliliğinde payı olduğunu da unutmamak gerekiyor. Ekonomik boyutunda da dünya genelinde her yıl 1,3 trilyon dolar, ülkemizde ortalama 300 milyar lira değerinde gıda israfıyla karşılaşıyoruz. 

İsrafın önlenmesi için atık oluşumunu en aza indiren, oluşan atığın geri kazanımını sağlayan ve ilk olmalarıyla sektöre sıfır atık konusunda öncülük eden aşağıdaki restoranların ortak noktaları, sürdürülebilirlik ilkesini sadece yemeğe indirgemeyip, dekorasyon da dâhil restoranın tümünde benimsemiş olmaları. Pek tabii bir de çöp kutusu bulundurmamaları. 

Doğayla savaşmadan, doğanın verdikleriyle üretmeye Brighton’da başlayıp Londra’da devam Silo, dünyanın ilk sıfır atık restoranı. Joost Bakker’ın “çöp kutusu olmayan bir restoran” fikrinden doğan restoran, daha en başından Douglas McMaster önderliğinde doğadaki ekosistemi kendi içinde yaratmayı amaçlıyor. McMaster bu döngüyü "Ekosistem içinde her şey yaşar ve ölür ve her zaman beslemeye devam eder.” sözleriyle tanımlıyor. 

Silo, kullandığı malzemeleri yerel üreticiden temin ediyor. Un, yoğurt, tereyağı, ekmek gibi ürünleri kendisi üretiyor. Tüm tedariğini sadece tekrar kullanılabilir kaplarla sağlayan restoran, her türlü plastik kullanımını reddediyor. Ayrıca atık miktarını olabildiğince azaltmak için burundan kuyruğa felsefesini mutfağa dâhil edenlerden. Kendine menüde yer edinememiş malzemeler ya da müşterinin tabağında kalanlar, sıfır atığın son aşaması kompostla döngüye katılıyor. 

Ijen, Endonezya’nın tepeden tırnağa sıfır atık ilk restoranı. Bali’deki restoranda kullanılan eşyaların tamamı işlev ve şekil değiştirerek şimdilerde ikinci hayatlarını yaşıyor. Kırık tabaklar, bardaklar ve çimento karışımdan oluşan döşeme, bardak altlıklarına dönüştürülmüş eski lastik parçaları, kullanılmış kızartma yağlarıyla doldurulmuş mumlar, bardak olarak sunulan eritilmiş bira şişeleri restoranın sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığını gösteren parçalardan birkaçı. Ijen de Silo gibi plastik kullanmıyor ve plastik kullanmaya devam eden tedarikçilerle çalışmıyor. Plastiğin yerini muz yaprağına bıraktığı restoranda malzemelerin kaynağı yerel üreticiler. Balıkları oltayla tutmayı tercih eden Ijen’de menünün zenginliği tamamen denizin o günkü cömertliğine bırakılıyor. Yemekler, gaz yerine her zaman odun ateşinde pişiriliyor. Tıpkı Almanya’nın ilk sıfır atık vegan restoranı Frea ya da Kuzey Avrupa’nın ilki Nolla gibi burası da gıda atıklarını kompost olarak kullanıyor. Kabuklu deniz ürünlerini de toz hâline getirerek hayvan yemi veya gübre olarak kullanıyor. Böylece oluşan her atık döngüye geri kazandırılıyor. 

Bazı yemek eleştirmenleri, sıfır atık restoranların gıda atığı konusunda yol gösterici olduklarını kabul etse de lezzet klasmanında hâlâ kendilerini geliştirmeleri gerektiğini düşünüyor. Diğer yandan lezzet ve deneyim konusunda rüşdünü ispatlamış birçok fine dining restoran, sıfır atık konusunda yatırımlar yapıyor. Bu çerçevede temennimiz, her tarafın birbirinden öğrenerek kendini geliştirmesi. Bir de tabii yalnızca tabağa konan ve sunulan yemeğin başarısının değil, hem "iyi" yemeğin hem deneyimin hem de sürdürülebilirlik politikalarının bir bütün olarak değerlendirilmesi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🍴 Kabuk + kök + kılçık = 0

Haftanın menüsü: Kabuktan kılçığa; her şeyin değerlendirildiği sıfır atık restoranlar ve toplumun McDonaldlaştırdıkları: zincir restoranlar

16 Haz 2021

Tazedirekt ile birlikte
İllüstrasyon: Duru Ekşioğlu

YAZARLAR

Adasu Mireli

Food writer @ Aposto

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli