

Sürdürülebilir yaşam için: Tazedirekt
Marmara Denizi’nde görülen müsilaj problemiyle karşı karşıya kalınca çevreye verdiğimiz zararla tekrar acı bir şekilde yüzleşmek zorunda kaldık. Çevreye dokunan tek bir adımın dahi tüm ekolojik düzeni etkilediğinin farkında olmak zorunda…
Daha fazlasını öğren →
Tüketim kültüründe yetişmiş nesiller olarak sadece yaptığımız kadar israfın gerçeğini görüyor, en iyi ihtimalle yolumuza devam ediyoruz. Bu düzende en çok atık üreten sektörlerin başında yeme-içme sektörü geliyor. Biz de bu hafta, atığın doğada yalnızca insana mahsus olduğunun farkındalığıyla adımlarını doğayla eş zamanlı, ona saygı duyarak atan; sürdürülebilir iş modelini benimsemiş sıfır atık restoranların peşinden gidiyoruz.
Her yıl üretilen gıdanın üçte biri israf ediliyor. 1,3 milyar tonluk bu israfın yaklaşık %60’ı evlerden çıkarken %26’sına yemek yerleri sebep oluyor. Restoranlarda gıdaların ortalama %4 ila %10’u daha tüketiciye ulaşmadan kendini çöpte buluyor. Çevresel boyutuna baktığımızda gıda atıklarının küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %11’inden sorumlu olduğunu görüyoruz. Tatlı su kirliliğinde payı olduğunu da unutmamak gerekiyor. Ekonomik boyutunda da dünya genelinde her yıl 1,3 trilyon dolar, ülkemizde ortalama 300 milyar lira değerinde gıda israfıyla karşılaşıyoruz.
İsrafın önlenmesi için atık oluşumunu en aza indiren, oluşan atığın geri kazanımını sağlayan ve ilk olmalarıyla sektöre sıfır atık konusunda öncülük eden aşağıdaki restoranların ortak noktaları, sürdürülebilirlik ilkesini sadece yemeğe indirgemeyip, dekorasyon da dâhil restoranın tümünde benimsemiş olmaları. Pek tabii bir de çöp kutusu bulundurmamaları.
Doğayla savaşmadan, doğanın verdikleriyle üretmeye Brighton’da başlayıp Londra’da devam Silo, dünyanın ilk sıfır atık restoranı. Joost Bakker’ın “çöp kutusu olmayan bir restoran” fikrinden doğan restoran, daha en başından Douglas McMaster önderliğinde doğadaki ekosistemi kendi içinde yaratmayı amaçlıyor. McMaster bu döngüyü "Ekosistem içinde her şey yaşar ve ölür ve her zaman beslemeye devam eder.” sözleriyle tanımlıyor.
Silo, kullandığı malzemeleri yerel üreticiden temin ediyor. Un, yoğurt, tereyağı, ekmek gibi ürünleri kendisi üretiyor. Tüm tedariğini sadece tekrar kullanılabilir kaplarla sağlayan restoran, her türlü plastik kullanımını reddediyor. Ayrıca atık miktarını olabildiğince azaltmak için burundan kuyruğa felsefesini mutfağa dâhil edenlerden. Kendine menüde yer edinememiş malzemeler ya da müşterinin tabağında kalanlar, sıfır atığın son aşaması kompostla döngüye katılıyor.
Ijen, Endonezya’nın tepeden tırnağa sıfır atık ilk restoranı. Bali’deki restoranda kullanılan eşyaların tamamı işlev ve şekil değiştirerek şimdilerde ikinci hayatlarını yaşıyor. Kırık tabaklar, bardaklar ve çimento karışımdan oluşan döşeme, bardak altlıklarına dönüştürülmüş eski lastik parçaları, kullanılmış kızartma yağlarıyla doldurulmuş mumlar, bardak olarak sunulan eritilmiş bira şişeleri restoranın sürdürülebilirlik konusundaki kararlılığını gösteren parçalardan birkaçı. Ijen de Silo gibi plastik kullanmıyor ve plastik kullanmaya devam eden tedarikçilerle çalışmıyor. Plastiğin yerini muz yaprağına bıraktığı restoranda malzemelerin kaynağı yerel üreticiler. Balıkları oltayla tutmayı tercih eden Ijen’de menünün zenginliği tamamen denizin o günkü cömertliğine bırakılıyor. Yemekler, gaz yerine her zaman odun ateşinde pişiriliyor. Tıpkı Almanya’nın ilk sıfır atık vegan restoranı Frea ya da Kuzey Avrupa’nın ilki Nolla gibi burası da gıda atıklarını kompost olarak kullanıyor. Kabuklu deniz ürünlerini de toz hâline getirerek hayvan yemi veya gübre olarak kullanıyor. Böylece oluşan her atık döngüye geri kazandırılıyor.
Bazı yemek eleştirmenleri, sıfır atık restoranların gıda atığı konusunda yol gösterici olduklarını kabul etse de lezzet klasmanında hâlâ kendilerini geliştirmeleri gerektiğini düşünüyor. Diğer yandan lezzet ve deneyim konusunda rüşdünü ispatlamış birçok fine dining restoran, sıfır atık konusunda yatırımlar yapıyor. Bu çerçevede temennimiz, her tarafın birbirinden öğrenerek kendini geliştirmesi. Bir de tabii yalnızca tabağa konan ve sunulan yemeğin başarısının değil, hem "iyi" yemeğin hem deneyimin hem de sürdürülebilirlik politikalarının bir bütün olarak değerlendirilmesi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftanın menüsü: Kabuktan kılçığa; her şeyin değerlendirildiği sıfır atık restoranlar ve toplumun McDonaldlaştırdıkları: zincir restoranlar
16 Haz 2021

YAZARLAR

Adasu Mireli
Food writer @ Aposto

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.
05 Eki 2026

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.





