Aynılığın risksiz denizinde: LinkedIn'de hiçbir şey söylemeden çok şey söylüyor gibi görünme sanatı

Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Türkiye’nin hangi şehrine giderseniz gidin, kent meydanlarında sizi karşılayan o garip, estetikten yoksun "kitsch" abidelerle karşılaşırsınız. Yerden yükselen devasa iki el ve avuçlarında o şehrin en ünlü ürünü: Antalya’da portakal, Amasya’da elma, Balıkesir’de zeytin, İnegöl’de köfte…
- Anadolu’nun meydanlarını işgal eden bu birbirinin taklidi heykeller, sadece plastik ya da heykel sanatlarının değil, bir bütün olarak toplumsal yaratıcılığın ve estetik bilincin sığlığını yüzümüze vurur.
Bu estetik ve entelektüel kısırlığın kökeni, şüphesiz ki düşünce özgürlüğü atmosferinin eksikliğinde yatıyor. Toplumsal belleğimizde "farklı olan"ın zenginlik değil, aykırı ve tehdit olarak kodlandığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Otoritenin, ister siyasi, ister kurumsal olsun, sürekli gözetlediği ve hizaya çektiği birey, kendi özgün sesini bulmak yerine, "linç edilmeyeceği" güvenli sularda, yani "aynılığın risksiz denizinde" yüzmeyi tercih ediyor.
Kendi sonunu kendi hazırlayan özne
Theodor Adorno, kültür endüstrisi kavramını açıklarken, sistemin bireyleri standartlaştırarak pasifize ettiğini savunuyordu. Fikirdaşı Max Horkheimer da Akıl Tutulması’nda “Özneyi yücelten öznelleşme, onu aynı zamanda yok oluşa da mahkum etmektedir” diyordu.
Bugün Türkiye’deki beyaz yakalı, tam da Adorno ve Horkheimer’ın tarif ettiği gibi, farklı bir kelam edip risk almaktansa, herkesin alkışladığı o "beton elleri" dijital dünyada inşa etmeyi seçiyor.
- Hem görünür olmak istiyor hem de kimse kendisini fark etsin istemiyor. Hem dilleri var hem kelimeleri kendilerine ait değil. Aynada kendine bakmaya âşık ama aynada görüntüsü yok. Kelimenin tam anlamıyla, bir “dijital kitsch çağı”nın içindeyiz.
Bu "kendini ifade edememe" krizi, yapay zekanın metin üretim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte LinkedIn’de trajikomik bir hâl almaya başladı. Yıllardır entelektüel baskı altında kendi kelimelerine yabancılaşan insanımız, özbilincinden süzülen sancılı ama gerçek cümleler yerine, yapay zekanın ürettiği pürüzsüz, hatasız ve ruhsuz paragraflara sığınıyor.
Artık meydanlardaki o devasa eller, LinkedIn akışında "Harika bir deneyimdi" diye başlayan ve algoritma tarafından parlatılmış dijital heykellere dönüşüyor.
Linkedln: Beyaz cehennem
Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon adlı eserinde, gerçeğin yerini alan kopyaların artık gerçeğin kendisinden daha gerçek kabul edildiği bir dünyadan bahsediyordu. Bugün LinkedIn’de gördüğümüz, "İşten ayrıldım, bana duygusal bir veda yazısı hazırla" komutuyla oluşturulan o kusursuz ama ruhsuz metinler, tam birer simülakr’dır.
- Kişi, hissetmediği duyguları, kurmadığı cümleleri ve sahip olmadığı bir entelektüel derinliği, yapay zeka aracılığıyla satmaya çalışmaktadır. Bu durum, hiçbir şey söylemeden çok şey konuşuyormuş gibi görünmenin en teknolojik yoluna dönüştü.
Peki, bu bizi nereye götürüyor? An itibarıyla LinkedIn, devasa bir "kitlesel kitsch müzesi”ne dönüşmüş durumda. Byung-Chul Han’ın, Şeffaflık Toplumu’nda "aynının cehennemi" diye belirttiği kavram, farklılığın ve negatifin dışlandığı; sadece olumlamanın kutsandığı bu dijital vitrinin ta kendisidir.
Çektiği sıkıntıları çalıştığı şirketinin beton duvarlarına gömüp her şeyi olumlamaya çalışan, yaşadığı her aşağılanmayı "deneyim ve profesyonelleşme" kisvesiyle paylaşan, aynı dil / aynı görsel / aynı kıyafet / aynı mekan / aynı kurumsal övücülük içinde sıkışan bu beyaz yakalı mimiksiz insan sahnesine, “Beyaz Cehennem” diyorum.
Burada acı yoktur, ama gerçek de yoktur; sadece her bir kelimesi çamaşır suyunda yıkanıp algoritmanın onayından geçirilen steril bir memnuniyet vardır.
Stokastik papağanların korosu
İnsan, yazarken sancı çekendir. Bu sancı, metin üzerinde güçlü bir sahiplik hissi yaratır. Oysa yapay zeka araçlarına sığınan beyaz yakalı, bu bilişsel yükten kaçarken aynı zamanda kendi özbilincinden de feragat eder.
- Misal, belki de hayatında tek bir kitap bitirmemiş bir üretim müdürünün, LinkedIn’de "kurumsal liderlik" üzerine Aristo mantığıyla bezenmiş bir metin paylaşması artık şaşırtıcı değil.
Ancak bu durum, gerçeklik ile sunulan imaj arasındaki uçurumu derinleştiriyor. LinkedIn, günden güne herkesin her konuda fikir sahibi olduğu ancak özünde hiç kimsenin kendi fikrini söylemediği bir dijital çöplüğe dönüşüyor.
Sonuç olarak karşı karşıya olduğumuz tablo, her bir ifadesi aynı piyano tuşuna basılmışçasına tekdüze ses çıkaran, yüz binlerce insanın "stokastik papağana" dönüştüğü paylaşımlardan ibaret. Şehir meydanlarındaki elma tutan o estetik yoksunu beton eller neyse, LinkedIn’deki yapay zeka destekli o süslü kurumsal teselli kalıpları da odur.
İstediği şeyi istediği şekilde söyleyemeyen her özne, zamanla kendi varlığını yitiren, doğada oradan oraya savrulan bir “çamurdan kitsch”e dönüşmeye mahkumdur.
Kurtlu elmalara övgü niyetine
Peki, bu dijital kitsch fırtınasında kaybolmamak ve bu kuşatmanın ortasında özneyi yeniden inşa etmek için ne yapmalı? Çözüm, elbette teknolojiyi reddetmek değil; teknolojinin bizi mükemmellik illüzyonuyla felç etmesine izin vermemekte yatıyor.
- İnsan olarak kaybettiklerimize bir göz atalım: Hata yapma lüksümüz, kekeleme hakkımız ve bir cümleyi kurarken çektiğimiz o biricik zihinsel sancı. Oysa bizi "stokastik bir papağan"dan ayıran yegane özelliğimiz, o pürüzlü ve tahmin edilemez yaratıcılık alanımızdır.
Heidegger’in “Dil, varlığın evidir” sözünden hareketle yapılacak şey basittir: Algoritmanın bizim için art arda sıraladığı o "ideal" cümleleri reddedip; kendi eksik, hatalı ama ciğerimizden gelen, bizi “var eden” kelimelerimize geri dönmektir. Zira anlam, istatistiksel bir olasılıktan ziyade, bir bilincin başka bir bilinçte varolabilme gayretidir.
İnanıyorum ki pek de uzak olmayan bir gelecekte, nasıl ki “kurtlu elmalar”a olan hasret türkülerini ilk beyaz yakalı ozanlar bestelediyse “kurtlu fikirler”e olan özlemin ilk çığlıkları da yine bu yakanın içinden gelecektir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Şahin Sınır
Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra, “Thomas Bernhard’ın Otobiyografik Beşlemesi’nde Anti-otoriter Vecheler” adlı yüksek lisans tezini, Siegen Üniversitesi ve Pamukkale Üniversitesi işbirliğinde tamamladı. Bir müddet gazete ve dergilerde siyaset, sanat ve edebiyat üzerine yazılar yazdıktan sonra, siyasi kampanyalar ve istatistik çalışmalarına yöneldi. 2020 yılında ilk romanı olan “Ahlat’ın Hayaleti” yayımlandı. 2021-2025 yıllarında özel sektörde kurumsal iletişim direktörü olarak çalıştı. 2025 yılında Odissey Strateji ve İletişim’i kurdu. Kültür tarihi, karşılaştırmalı edebiyat ve güncel konular üzerine çeşitli platformlarda seminerler, konferanslar vermeye devam ediyor.

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR


