Beğenilme arzusunun sakıncaları

“Hayatını beğenilme üzerine kuran insanların derininde çoğu zaman dışarıdan fark edilmeyecek kadar iyi maskelenmiş bir depresyon yaşanır.”
Beğenilme arzusunun sakıncaları

6 Aralık - Etat Pur - ANGST
Etat Pur ile birlikte

Oksitlenmeyen ve sararmayan formül: Pure Active Saf Vitamin C %10

Etat Pur Pure Active Saf Vitamin C %10 Güçlü bir antioksidan olan C vitamini , serbest radikallere karşı güçlü bir etki gösterir ve cildin kendini yenileme sürecine katkı sağlar. Pure Active Saf Vitamin C %10 ; C vitamininin en aktif,…

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Kimliğimiz aslında bir tanınma mücadelesine dayanıyor. Başkaları tarafından görülmeyi, bilinmeyi, tanınmayı arzuluyoruz. Yazar Charles Taylor Çokkültürcülük: Tanıma Politikası kitabında tanınma talebini modern insanın kimliğini doğrudan belirleyen bir tavır olarak değerlendiriyor. Tanınmaya bağlı kimlik mücadalesi çeşitli kırılganlıkları da beraberinde getiriyor. 

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle, bu süreç artık kendimizi başkalarına “sunduğumuz” bir sürece evrildi. Örneğin, “persona” kavramı artık bu ihtiyacın bir uzantısı olarak işlev görüyor. Tanınmak için verdiğimiz mücadele, imajların egemenliğini ilan ettiği çağımızda kim olduğumuzun ötesinde kendimizi nasıl sunduğumuzla daha fazla ilişkili hâle geldi. 

Gerçeklikle sınanmamış profillerin sonsuz akışı
Guy Debord’un 1967’de yayımlanan Gösteri Toplumu eseri günümüze ışık tutmaya devam ediyor. Gösteri kültürü, sosyal medya aracılığıyla öyle radikal bir noktaya evrildi ki varoluşumuz sanal varlığımızla belirleniyor. 

Debord'a göre toplumsal yaşam bir şeye “sahip” olmaktan “görünmeye” doğru kaydı, “sahip olmak” artık dolaysız prestijini ve nihai amacını görünümlerden elde etmek zorunda kaldı. Bu yapı, kişisel ilişkilerimizi dönüştürmesi bir yana, iletişim biçimlerinde de radikal bir kopuşa neden oldu. 

Ancak meselenin problemli bir yanı daha var. Sosyal medya çeşitli biçimlerde kişinin kendisini yüceltmesine dair bir "tekrar anlatısı" sunuyor. Bu tekrar, o kadar yaygın biçimde işliyor ki gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası hâline geliyor. Etrafımızda olan bitene dair sağlıklı bir eleştirel mesafeyi koruyamayacak hâle geliyoruz. İmgelerin gerçekliğin yerini aldığı bu kültürel iklim, bizi gerçeklikle sınanmamış profillerin sonsuz akışına sürüklüyor. 

Maskelenmiş depresyon
İletişim biçimleri giderek kendimizi “sunduğumuz” profillerin güdümüne giriyor, kimliğimizi oluşturan tanınma mücadelesi de estetiğin sığ yapısına eşitleniyor. Varolmak için sürekli bir şeyler göstermek zorunda kaldığımız bir panayırın ortasında buluyoruz kendimizi. Öyle ki, beğenilme kaygısı ilişkilerimizde merkezî bir rol oynamaya başlıyor. 

Yazar Engin Geçtan, "anlaşılabilme umudunu tüketen insanlar, dünyayla ilişkilerini beğenilme üzerine kurma eğiliminde oluyorlar, kurtulması güç bir tuzağa düştüklerini fark edemeden” diye yazıyor. Beğenilmek için sergilenen sürekli bir performans hâlinin bir noktadan sonra yıkıcı bir tükenmişlik duygusuyla sonuçlanabileceğini aktarıyor. “Hayatını beğenilme üzerine kuran insanların derininde çoğu zaman dışarıdan fark edilmeyecek kadar iyi maskelenmiş bir depresyon yaşanır.”

İlişkilerimizi ve varlığımızı görünümlere hapsetmek yıkıcı sonuçlara yol açabiliyor. Sosyal medya, bu nedenle akademik çevrelerin de fazlasıyla ilgilendiği bir alan. Sürekli görünümlere maruz kaldığımız, hayatımızdan çeşitli sekansları paylaştığımız bir ortaklık, bir noktadan sonra gündelik gerçekliğimizde önemli bir alanı işgal edebiliyor. Örneğin, Facebook’un mutsuzluk üzerindeki etkisine, selfie çekenlerin aşırı gösteriş meraklısı olduklarına yönelik araştırma bulguları endişeleri doğruluyor. Hatta çok fazla selfie’ye maruz kalmanın getirdiği memnuniyetsizlik ve değersizlik hissine yönelik bir çalışma da bulunuyor.

Günümüzde etkileşim ve iletişim olanakları ne kadar kuvvetlense de, ironik biçimde, sahici iletişim olanaklarını da o kadar tükettik. Sosyal medyanın aşırı hızıyla beraber yeni trendlere uyum sağlarken sürekli devinen bir performans sergilerken buluyoruz kendimizi. Beğenilme ve tanınma kaygısıyla kendimizi sunma seçeneklerini çoğaltıyor, süreci de etkileşim istatistiklerine göre değerlendiriyoruz. Kısa vadeli risk değerlendirmesi yapamıyoruz, ama bir süre sonra bu performans kişisel bir hırsa dönüşebiliyor.

Beğeni, takipçi sayısı gibi parametreler kişiliğimizi sıkı sıkıya sayılara bağlıyor. Hayal kırıklığı, değersizlik ve memnuniyetsizlik gibi hislerin kapanına kısılıyoruz. Bir anlamda, asla olmadığımız kişinin acısını çekiyoruz.

Rob Horning bu düzeneği “sosyal fabrika” olarak adlandırıyor. Hislerimizdeki kırılganlıklar aslında güvensizliğin unsurları olarak sosyal medyada tezahür ediyor. Horning’e göre, bu unsurlar “nereden geleceği belli olmayan toplumsal dışlanma tehdidi ile kaçınılması mümkün olmayan bir yetersizlik hissinin karışımı” olarak işlev görüyor. 

Sosyal medyayı bir “şer yuvası” olarak görmek elbette pek doğru değil. Ama hayatın her alanında olduğu gibi dengeyi korumak ve sınırları belirlemek sosyal medyayı daha kullanışlı bir yere dönüştürebilir.

Kimliğimizi salt beğenilmenin, görülmenin, tanınmanın zehirli sularına göre inşa etmekten kaçınmamız gerekiyor. Görünümler dünyasının şaşaasına kapılıp içeride daha sonra patlamak üzere bekleyen patolojik hisleri beslemek yıkıcı sonuçlara yol açabilir. Günümüzde giderek artan narsisistik eğilimlerin tuzağına düşmemek için hayatımız için daha sahici parametreler belirlemeliyiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

Beğenilme arzusunun sakıncaları

Gerçekliğe yönelik eleştirel mesafemizi kaybediyoruz.

06 Ara 2022

Etat Pur ile birlikte
Beğenilme arzusunun sakıncaları

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.

13 Eki 2026

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'