Beyza Yazgan: ‘Müzik bir lisan, konuşmak kadar doğal’

Piyanist ve besteci Beyza Yazgan ile New York’ta tanışmamın üzerinden beş yıl geçti. Ben şehre adapte olamayıp gitmeyi tercih ederken o, New York’un tüm karmaşasına rağmen piyanosundan çıkan müziğe tutunup fark yarattı.
Beyza Yazgan: ‘Müzik bir lisan, konuşmak kadar doğal’

26 Ağustos - Kadına Sağlık - Duende
Kadına Sağlık ile birlikte

Türkiye’nin en kapsamlı ilk kadın sağlığı podcast serisi: Kadına Sağlık Professional Women’s Network İstanbul (PWN İstanbul) ve Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi (BÜYEM) iş birliğiyle UN SDSN Türkiye ve Awen for Us desteğiyle hayata geçirilen Sağlığa Yön Verecek Kadın Liderler Programı mezunları, Kadına Sağlık podcast projesini hayata geçirdi. Nedir? Programdan mezun ve PWN İstanbul gönüllüsü bir ekibin alanında uzman 18 gönüllü kadın konuşmacıyla birlikte hazırladığı 18 bölümden oluşan ve her bölümde farklı bir konunun ele alındığı Kadına Sağlık podcast serisi, kadın sağlığına dair geniş bir yelpazede bilgi sunuyor ve kadın sağlığı okuryazarlığını artırmayı hedefliyor. Neler var? Sunuculuğunu ünlü yazar ve seslendirme sanatçısı Yekta Kopan ’ın üstlendiği Kadına Sağlık podcast serisi, “Bilgi kadını güçlendirir, kadın toplumu dönüştürür” misyonuyla, sağlıklı yaşamdan infertiliteye, depresyondan meme kanserine kadar birçok önemli konuda uzman gönüllü kadın konuşmacılarla derinlemesine söyleşilere yer veriyor. Neden önemli? Toplumsal cinsiyetin hakim olduğu toplumlarda geleneksel olarak kadın sağlığı hizmetlerinde ‘bütüncül’ bir yaklaşım yerine, doğurganlık dönemine odaklanmış ‘geleneksel’ bir yaklaşım söz konusu. Kadın sağlığının yalnızca üremeye/doğurganlıkla ilişkili olmadığı, bundan çok daha kapsamlı şekilde ele alınması gereken bir konu olduğunun kavranması, toplumsal cinsiyet eşitliği için önem taşıyor. Yayınlanmaya başlandığı günden bu yana 100 binden fazla dinlenen, 4 milyondan fazla erişim sağlayan; Altın Pusula Türkiye Halkla İlişkiler Ödülleri ve Sosyal Sorumluluk Ödülleri’nde ödüle layık görülen Kadına Sağlık podcast serisi, tam da bu eksikliğe cevap veriyor. Türkiye’de sağlık alanında ilk kez bu kadar fazla firmayı toplumsal fayda için bir araya getiren ve Türkiye’nin en kapsamlı ilk kadın sağlığı podcast serisi olma özelliği taşıyan Kadına Sağlık ; Spotify , YouTube ve Apple Podcast ’te.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

2019 yılında NY Metropolitan Uluslararası Piyano Yarışması’nda birinci oldu, Carnegie Hall’un içindeki Weill Recital Hall gibi önemli konser salonlarında çaldı. 2021’de ilk albümü To Anatolia: Selections from Turkish Five'ı yayımladı ve Türk Beşleri adıyla anılan Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses ve Hasan Ferit Alnar’a ait eserleri yeniden yorumladı.

Beyza Yazgan’ın ikinci çalışması Human Cocoon ise geçen ay piyasaya çıktı. Albüm, çıktığı hafta Billboard’un “Traditional Classical Charts”ında ilk 5’e girdi ve The Guardian’da olumlu eleştirilerle karşılandı. Beyza ile albümün derinliklerine indik ve nelerden ilham aldığını konuştuk.

To Anatolia: Selections from Turkish Five albümü pandemi döneminde yayımlanmıştı. Eve kapandığımız o dönemde çok dinlemiştim. Sonrasında senin hayatında neler değişti?

New York’ta düzenimi kurdum ve sonunda koşturmaca biraz azaldı. Şimdi, yaratıp üretebileceğim daha fazla zamanım var ve ayaklarım biraz daha yere basıyor. Pandeminin üzerinden dört yıl geçmiş olmasına da şaşırıyorum. Zaman çok hızlı geçiyor. O yüzden her anın tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Human Cocoon ilk albüme oldukça zıt parçalardan oluşuyor. Bu besteleri yaratırken seni en çok etkileyen olaylar nelerdi?

Dünya gündemi, özellikle Türkiye’de olup bitenler doğal olarak ruh hâlimi ve müziğimi etkiledi. Albümü bestelemeye Şubat ayında Kahramanmaraş depreminin olduğu dönemde başladım. Daha çok doğaçlama yaptığım bir süreçti ve bilinçaltımda birikenler ortaya çıktı.

Doğaçlama sürecinde seni yönlendiren duygular ve düşünceler neler oldu?

Doğaçlamayı genelde boş zamanım olduğunda, bir şeylerden ilham alırsam veya üzülürsem yapıyorum. İçgüdüsel, analizden uzak, dinlemeye odaklı bir süreç oluyor. Yanıma bir kayıt cihazı alarak çaldıklarımı kaydediyorum. Daha sonra sevdiğim kısımları besteye dönüştürmek üzerine çalışıyorum. Duygu ve düşünceler daha çok o noktada devreye giriyor. “Bu müziğin hikayesi ne, ne anlatıyorum, nasıl hissediyorum?” gibi sorularla parçanın altındaki anlam zamanla oturmaya başlıyor.

Piyano çalma tekniğinde bir değişiklik oldu mu?

Teknikten ziyade yaklaşımım farklıydı. Daha az notayla kendimi ifade edebilmeye ve piyanodan yumuşak, sır anlatır gibi bir ton çıkarmaya özen gösterdim.

Dinleyicinin hüznüne ve mutluluğuna eşlik eden şarkılar

Human Cocoon’un dinleyicilere ne tür duyguları aktarmasını umuyorsun?

Sosyal medyanın da etkisiyle hayatlarımız çok kalabalıklaştı. Yaşadığımız bu haber bombardımanının arasında Human Cocoon, belki dinleyicilerin rahatlamasını sağlar, hüznüne veya mutluluğuna eşlik eder. Herkes kendi hikayesine göre değişik duygular, anlamlar çıkaracaktır. O yüzden bu albümün onlara nasıl hissettireceğini çok merak ediyorum.

The Guardian’da albüm hakkında yapılan eleştiride müziğini “Ortadoğu klasik müziği ve Amerikan minimalizmi” olarak tanımlıyorlardı. Sen nasıl tanımlıyorsun bu albümü? Türkiye’deki köklerinden ne olursa olsun kopamıyor musun?

Çağdaş klasik müziğin ağırlıkta olduğu, dinlediğim, çaldığım bütün türlerin birleşimi gibi tanımlıyordum bu albümü. O yüzden eleştiriyi görünce yerinde olmuş dedim.

To Anatolia albümünde, Türk Beşleri’nin Anadolu müziğinden esinlenerek yazdığı klasik müzik parçalarını icra etmiştim. Ortadoğu klasik müziği terimi oradan ve kulak aşinası olduğum Türk müziği öğelerinden geliyor.

Amerikan minimalizmi ise Philip Glass, Terry Riley, Moondog, Laurie Anderson gibi çok sevdiğim ve dinlediğim isimlere atfedilen bir tür. Buna ek olarak yıllardır çaldığım Chopin, Debussy, Erik Satie gibi bestecilerin etkileri de gelince ortaya bu müzik çıktı.

Evet, sanırım köklerden kopamıyorum. Sonuçta büyüdüğümüz kültürün müziği, kimliğimizin bir parçası hâline geliyor.

Sessizlik inzivasının müzikteki yansıması

Sessizlik inzivasına çekiliyorsun ve bu da albüm üzerinde bir etki yaratıyor. Bunu İstanbul’a geldiğinde de konuşmuştuk. Bu tarz deneyimler günümüz dünyasında belli bir kesim tarafından çok değerli bulunurken bazıları tarafından da çok değersiz görülüyor. İnzivanın senin sanatında nasıl bir etkisi oldu?

Sessizlik inzivası bir hafta süren bir Vipassana meditasyon inzivasıydı. Vipassana, Sanskritçede "her şeyi olduğu gibi görmek" demek ve Buddha’dan gelen, 2.500 yıllık meditasyon tekniğinin adı. İnziva süresince teknolojik aletler, konuşmak, insanlarla göz göze gelmek yasak. Zamanınız bütün gün oturma ve yürüme meditasyonuyla, kendinizle kalarak geçiyor. Hayatımda ilk kez deneyimlediğim için resmen gözlerim açıldı. Bazı düşüncelerimin alışkanlığa dönüştüğünü fark ettim. Önceden dikkatimi çekmeyen şeyler değer kazandı ve konsantrasyon gücüm arttı.

Oraya yanımda daha önce çalmadığım John Cage’in In a Landscape adlı parçasının notasını götürmüştüm. Odamda geçirdiğim vakitlerde, müziği zihnimde canlandırarak öğrenip ezberledim. Bu benim için inanılmaz bir keşifti. Ayrıca bu inzivadan sonra sanatımın daha da özgürleştiğini hissediyorum. Eskiden eleştirel bir yerden bakabiliyordum yarattığım şeylere, şimdi bir sıfat yüklemiyorum.

İnsanı yapay zekadan farklı kılan şeyler nedir?

All Gone adlı parçanı 2023 Kahramanmaraş depreminde hayatını kaybedenlere ithaf ediyorsun. Deprem haberini aldığında ve sonrasında piyanonun başına oturduğunda kafanda neler vardı?

Maalesef ülke olarak böyle travmaları çok yaşadık ve hâlâ yaşıyoruz. Üzülüyorsun, sinirleniyorsun, ağlamak, çığlık atmak veya hiç konuşmamak istiyorsun. Bu tür durumlarda müzik, duyguları dışa aktarmanın en doğal yollarından biri, terapi gibi.

O üzüntüyle piyanonun başına oturdum ve çalmaya başladım. Halil Cibran’ın bir şiirinde söylediği gibi “Senden gelmedi, senin aracılığınla geldi.” All Gone da kendiliğinden çıktı sanki.

This Immortal Machine adlı şarkında ise yapay zekaya atıfta bulunuyorsun. Yapay zekanın sanat ve müzik üzerindeki etkileri hakkında ne düşünüyorsun?

Gelişimine tanık olmak çok heyecanlı ama şu ana kadar yapay zeka tarafından yaratılmış, bana bir şey hissettiren, sanat eseri ya da müzik olmadı. Daha çok kolektif bir hafıza, algoritma gibi... Kaydedilmiş bilgileri biraraya getiriyor ve orijinal değil. İleride geliştikçe fikirlerim değişir mutlaka.

Korktuğum tarafı, insanların artık sorgulamadan her şeye inanması. Sahte videoların, seslerin yaratılması... Elimize geçen bilgilere sorgulamadan inanınca, yapay zekadan pek bir farkımız kalmıyor aslında. This Immortal Machine’de de bu soruyu düşündüm. İnsanı yapay zekadan farklı kılan şeyler nedir? Müziğimde yapay zekayı henüz kullanmadım ama görsel yaratmak için kullanıyorum bazen. Örneğin hızlı bir şekilde konser afişi tasarlamam gerektiğinde çok işime yarıyor.

ABD’deki müzik hayatın Türkiye’deki kariyerinle nasıl bir farklılık gösteriyor? Mesela neden İstanbul’da çalmıyorsun?

New York’ta çıkan müzikleri, özellikle 1960 ve 80’ler arasındaki avangard, klasik, caz, rock dünyasını çok seviyorum. Müzikte deneye, yeniliğe her zaman açıklar. Türkiye, kültürel açıdan tabii daha köklü ve zengin bir geçmişe sahip. Bu bazen müzikte geleneksele bağlılık yaratabiliyor.

İki kültürün arasında, geleneksel ve çağdaşı birarada tutmaya önem veriyorum. Bir konserde piyano için düzenlenmiş Türk halk müziğini çaldıktan sonra, George Crumb’in Makrokosmos’unu çalmak gibi...

Seneye yazın umarım Human Cocoon konseri olacak İstanbul’da.

John Cage’in bir parçasını altı saat aralıksız çaldım

Multidisipliner sanatçılardan birisin. Aynı zamanda resim de yapıyorsun. Bu birkaç parçaya bölünme hâli müziğini nasıl etkiliyor?

Dönem dönem görsel sanatların belirsiz bir tarzına daha çok ilgi duyuyorum ve o tarz, müziğimin estetiğini de etkiliyor. Bu aralar siyah-beyaz Japon mürekkep resimleri ilgimi çekiyor. Bence bu müziğime minimalizm ve boşluklara yer vermek olarak yansıyor.


Ayrıca müzikle beraber, hayalimde bir sahne, hikaye veya görsel de canlanıyor genellikle. Onu dinleyiciyle paylaşmak istiyorum. Örneğin albümün ilk parçası Question’a telif hakkı bitmiş 52 eski filmi kolajlayıp klip yaptım. Müziği bu şekilde görselleştirmek, parçayı benim için de yeni bir boyuta taşıdı.

Son dönemde animasyon yapmaya daha çok zaman ayırıyorum. Hayal gücümü ve gerçekte yapılması imkansız ne varsa onu, görsele aktarabilmemi sağlıyor. Birkaç gün önce, Pasaj parçasına stop-motion animasyon klip yapmaya başladım. Oyun oynar gibi, çok eğleniyorum uğraşırken.

New York’taki bir sanat galerisinde konser verdin. Farklı yerlerde performans sergilemek müziği mekansal olarak da tek bir yere sıkıştırmamanın önemini gösteriyor mu?

Müzik bir lisan, konuşmak kadar doğal ve hayatın bir parçası. O yüzden konser salonlarına ve belli bir programa sıkışmaması gerektiğine inanıyorum. Gems Gallery ile ortak yaptığımız o projede, altı saat aralıksız John Cage’in bir parçasını çaldım. Sokaktan geçen insanlar galerinin cam vitrininden beni izleyebiliyor ve istediği zaman girip dinleyebiliyordu.

Bu projeyi John Cage’in de benimsediği, müzikte "şans" ve "belirsizlik" unsurlarından esinlenerek hayata geçirdik. Sokağın sesleri müziğin bir parçası oldu. Bu şekilde mekanın da enerjisini kullanarak değişik deneyimler yaratmayı seviyorum.

Meredith Monk’un konserinde çalacağım

Bu ayın sonunda Brooklyn/Clinton Hill Kütüphanesi’nde çalacağım. Ekim ayında da Meredith Monk’un (Multidisipliner bir sanatçı olan Meredith Monk, ABD sanat dünyasının en başarılı isimlerden biridir.) Park Avenue Armory’deki konserinde çalıyorum. İnanılmaz heyecanlıyım onun için. Human Cocoon albüm lansman konseri Aralık ayında olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

🎹 Beyza Yazgan'ın albümü, Bar Italia konseri

New York'ta yaşayan piyanist ve besteci Beyza Yazgan'la yeni albümünü ve nelerden ilham aldığını, Bar Italia üyeleri ile Eylül'de İstanbul'da verecekleri konseri konuştuk.

26 Ağu 2024

Kadına Sağlık ile birlikte

YAZARLAR

Eda Solmaz

Müzik yazarı

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Soner Can

·

14 Eyl 2026

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?
DuendeDuende

HİKAYE

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Eda Solmaz

·

14 Eyl 2026

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Tuba Büdüş

·

14 Eyl 2026

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

11 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende

HİKAYE

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Emre Eminoğlu

·

11 Eyl 2026

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?