Bir şehir müziği derlemesi: Çağlar Fidan ile 'Intra Muros Istanbul'


‘Sosyalizme Tercüme,’ Salt Galata’da Salt , 1920’lerden 1980’lerin sonuna Yugoslavya’da Türkçe konuşan topluluğun az bilinen tarihine ışık tutuyor. Kosova ve Makedonya’yı odağına alan Sosyalizme Tercüme , çok uluslu bir toplumsal bağlamda sosyalist ideolojinin Türk kimliğinin inşasına ve dönüşümüne olan etkisini inceliyor. Nedir? Sosyalizme Tercüme ’nin tarihsel kapsamı, 1920’li yıllarda Yugoslavya Krallığı’ndaki ezilen Müslüman halkın bir kesimininin kurtuluşu sol fikirlerde aramasıyla başlıyor, sosyalist bir gelecek tasavvurunun önünü açan yeni nesil aktivistlerin hikayesinin izini sürüyor. Sergi, özel arşivler ile halk kütüphanelerinde bulunan ve birçoğu ilk kez gün yüzüne çıkarılan tarihî belgeleri içeriyor. Bu belgeler Mustafa Emin Büyükcoşkun, Yane Calovski, Hana Miletić, Ahmet Öğüt, Fevzi Tüfekçi ve Dilek Winchester’ın üretimleriyle izleyici karşısına çıkıyor. Neden önemli? Sergi, kültürel ve siyasi girişimler üzerinden bağlantılar kurarak Yugoslavya’nın dağılmasıyla pekişen “totaliter” ve “etno-milliyetçi” söylemi çok yönlü bir bakışla sorgulamayı mümkün kılıyor. Milliyetçiliğe dair ana akım yaklaşımları tartışmaya açan Sosyalizme Tercüme , sosyoloji ve kültür tarihine ilgi duyan sanatseverleri bekliyor. Nerede ve ne zaman? Salt Galata’da 23 Şubat’a kadar görülebilir. Sosyalizme Tercüme ’ye dair ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Çağlar Fidan, şarkılarıyla unutulmuş bir müziği uyandırarak dinleyicisinin Osmanlı-Türk müziğini keşfetmesini sağlıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümü’nden mezun olan Fidan, çaldığı kanunun dışında sesinin berraklığı ile de dikkat çekiyor. Çağlar Fidan ile Osmanlı dönemi Suriçi İstanbulu’nda bir mekana veya karaktere atıfta bulunan 8 parçalık yeni albümü Intra Muros Istanbul'u konuştuk.
Intra Muros Istanbul albümünü başlatan şarkı ya da fikir ne oldu?
Intra Muros Istanbul albümünün fikri ilk olarak Osmanlı tarihçisi Suraiya Faroqhi’nin bir makalesinde “intra muros Istanbul” ifadesiyle karşılaşmamla belirdi. Daha sonra fark ettim ki bu ifade akademik tarih yazımında çok sık olmasa da kullanılan bir ifadeymiş. Deniz sınırlarını Marmara ve Haliç sularının, kara sınırlarını Doğu Roma imparatoru II. Theodosius döneminde (5. yüzyıl) inşa edilen surların çizdiği Suriçi İstanbul’u yani tarihî yarımadayı niteliyor bu ifade.
Ayrıca “intra muros Istanbul” zaten kendi içinde bir müziğe, bir ahenge sahip gibi gelmişti bana ve bu isimle bir albüm yapmak istedim. 2022 Haziranında not defterime şunu yazmışım: “Intra muros Istanbul, müzik ve anlatı? (Bir albüme dönüşebilir mi?)” Bu tarihten bir yıl sonra albümü kaydetmek üzere İTU MİAM Stüdyo’daydık. Özetle albümün ortaya çıkışına bir şarkı değil bir metin ışık tuttu. Önce albüm adı belirdi ve ardından içeriği oluşturdum.
Şarkılarının sıralamasında nasıl bir hikaye anlattınız?
Şarkıların sıralamasında bestelendiği yüzyılları baz alarak kronolojik bir akış gözettim. 17. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan bir akış bu. Albümdeki her müzik Osmanlı dönemi Suriçi İstanbulu’nda bir mekana ve karaktere atıfta bulunuyor. 1600’lerin ilk yarısında Sultan İbrahim’in huzurunda oynanan bir dansın müziği, 1700’lerde Fener Rum Patrikhanesi’nde mugannilik yapan bir kürk taciri olan Zaharya’nın bestesi, Kumkapı Ermenilerinden Udi Afet’in (Hapet Mısırlıyan) şarkısı, 1800’lerin ikinci yarısında Çapa’daki Acem’in Evi adlı bir randevu evinin “yosma”sı olan Kumru için bestelendiği iddia edilen bir şarkı ve yine 1800’lerin sonlarında Şehzadebaşı’nda Confiserie Orientale (Şark Şekerlemecisi) tabelalı bir şekerleme dükkanı işleten Udi Şekerci Cemil Bey’in bir şarkısı albümdeki müziklerden birkaçı.
Bu albümün ruhunu anlatan şarkı sizce hangisi ve arkasında anlatılmak istenen nedir?
Buna cevap olarak tek bir şarkıyı belirtemem sanırım. Suriçi İstanbul, yani Tarihî Yarımada akıllara birçok imge getirir. Bu sınırlar içinde iktidarı imgeleyen bir saltanat sarayı olduğu gibi eğlence dünyasını işaret eden Direklerarası, Letafet Apartmanı veya Kumkapı gibi sosyalleşme alanları da vardı. Yine aynı sınırlar içinde bir dönem kriminal yapılarla, kabadayı ve külhanbeyleriyle özdeşleşen Aksaray semti de var, Suriçi’nde olduğu için underground karakterini koruması gereken bir randevu evi de... Bunların yanı sıra Suriçi İstanbul’daki kimi semtler, taşradan göç eden birçok insanın yaşadığı yerlerdi.
Burada Anadolu ve Balkan kültürlerinden izler de görülebilirdi. Dolayısıyla Suriçi İstanbul’un tek bir ruhu olduğunu söyleyemeyeceğim için albümde bu ruhu anlatan tek bir şarkının olduğunu söylemem de mümkün değil. Diğer yandan Tarihî Yarımada'daki bürokratik yapıların bolluğu nedeniyle bu bölgenin akıllarda çoğunlukla “saray” veya “iktidar” imgesini yarattığı da bir gerçek sanırım. Ancak Intra Muros Istanbul dinleyiciye bir “şehir müziği” derlemesi sunuyor. Bu derlemenin içinde bir sultanın dinlediği müzikle geç Osmanlı İstanbul’unda meyhaneleriyle bilinen Kumkapı’da doğup büyümüş ve şehirde ud öğretmeni olarak ün yapmış Udi Afet’in bir şarkısı veya bir yosma için bestelenmiş bir şarkı yan yana duruyor.
İstanbul’daki Suriçi bölgesinin bir soundtrack’i gibi mi bu şarkılar?
Evet, aslında hayal ettiğim şey biraz da bu. İstiyorum ki bir İstanbullu veya şehri ziyarete gelmiş biri Kumkapı’yı dolaşırken Kumkapılı Udi Afet’in müziği kulağına çalınsın; Şehzadebaşı’ndayken Confiserie Orientale tabelalı şekerleme dükkanı gelsin aklına ve Udi Şekerci Cemil Bey’in şarkısını dinlesin. O esnada Topkapı Sarayı’ndaysa o kişi, Sultan İbrahim’in Huzurunda Oynanılan Raks’ı duysun. Diğer yandan Intra Muros Istanbul bu anlamda nihai bir çalışma olamaz. 8 parçalık bir seçki sadece. Aynı bağlamda farklı müziklerden oluşan çok sayıda Intra Muros Istanbul albümü yapılabilir yani bu proje kolaylıkla bir seriye dönüşebilir. Suriçi İstanbul ve tabii ki bütün şehir müzik-mekan ilişkisi bağlamında zengin bir kaynak.

Intra Muros Istanbul kapağı
Kapanışı kendi besteniz Sevgililer Çağı’na Bir Şarkı ile yapıyorsunuz. Eski müzisyenlerin eserleri yazım dilinizi nasıl etkiledi?
Dahil olduğum müzik geleneği, dağarcığımdaki müzik cümlelerine yön veriyor olmalı. Nihayetinde konservatuvar yıllarından itibaren Osmanlı müziği repertuvarına ait çok sayıda müzik işlendi hafızama. Aslında yaklaşık 10 yıl önce yaptığım besteler daha farklıydı. 1900’lerin ilk yarısında müzik üretmiş birkaç bestecinin (Artaki Candan, Selahattin Pınar vs.) besteleme tarzıyla şarkılar yazıyordum.
Sonra bunun yani bir dönemin müzik tarzını tekrar etmeye çalışmanın yaptığım müziğe bir katkı sağlamadığını hatta uzun vadede zarar verebileceğini düşünmeye başladım. 10 yıl önceki dönemden sonra içime sinen ve paylaşmaya cesaret edebildiğim ilk müzik Sevgililer Çağı’na Bir Şarkı oldu.
İlham aldığınız şeyler dış dünyadan mı geliyor, yoksa daha içsel ve kişisel bir süreçten mi?
Yaptığım çalışmalara çoğunlukla edebi ve akademik metinler yön verdi. Geçen yıl verdiğim İstanbul Ansiklopedisi’nin Müziği konserlerinde bunun tadına iyice vardım sanırım. O konserlerde Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde yer alan müzisyen biyografileri ve İstanbul’un müziğiyle ilgili maddeleri o maddelerdeki müziklerle birlikte bir anlatı-konser formatında sunmuştum. Aynı şekilde Intra Muros Istanbul albümünün bağlamını da akademik metinler besliyor. Albümün ilk müziği Ali Ufki Bey’in 17. yüzyılda kaleme aldığı elyazması Mecmua-i Saz ü Söz’den seçildi. İkinci müzik Zaharya-25 Ocak 1738’in isminde yer alan “25 Ocak 1738” ibaresi, 18. yüzyılda yaşamış olan Sırkatibi Salahi Efendi’nin kronolojisinde yer alan bir anekdot aracılığıyla seçildi. Bu anekdota göre Zaharya o tarihte kendi bestelediği eserleri Topkapı Sarayı’nda sultanın huzurunda seslendirmiş.

Kumkapılı Udi Afet ensesinde ud çalıyor
Acem’in Evi’nin Çapa’daki bir randevu evi olduğunu Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nden öğreniyoruz. Kumkapılı Udi Afet’in, udunu ensesinde çalabilecek kadar cambaz olduğunu bize geç Osmanlı İstanbul’unun eğlence hayatını yazan Sermet Muhtar Alus söylüyor; hatta o anın bir illüstrasyonunu bir gazete yazısına ekliyor. Sevgililer Çağı’na Bir Şarkı, Walter G. Andrews ve Mehmet Kalpaklı’nın birlikte kaleme aldıkları Sevgililer Çağı kitabına referansta bulunuyor. Albümdeki bütün müziklerin seçiminde akademik ve edebi metinlerin büyük payı var.
'Kaybedilmiş bir kültürel dünyaya ağıt olarak görülmesini istemem'
Dinleyicinin müziğinizde hissedeceğini umduğunuz duygu nedir? Hüzün, umut, özgürlük, anılar... Ben şarkıları dinlerken bana ait olmayın bir anının içinde hayal ettim kendimi. Belki bir film sahnesi, belki arzu ettiğim bir geçmiş… Bazı şarkılarınız ise arkadaşlarla keyifli bir güne götürdü.
Saydıklarınız arasından “anılar”ı seçerdim sanırım. Ama kaybedilmiş bir kültürel dünyaya ağıt olarak görülmesini istemem bu albümün. Evet kaybedildi fakat o dünya, önünde matemle durulacak bir anıt olmamalı. Bu kayıp bir reveransla da anılabilir. Diğer yandan albümdeki müzikler ve özellikle tempoları, dinleyenleri “hüzün” duygusuna itebilir sanırım. Kayıtları iki yıl önce almıştık ve bugün dinlediğimde kimi şarkıları daha dinamik çalmalıydık diye düşünüyorum. Özellikle Acem’in Evi... Daha dinamik olmalıydı ve belki bir ritim enstrümanı eşlik etmeliydi bu şarkıya.

Jenerasyonunuz yaptığınız türden müziği, yeni sound ile birleştirerek daha füzyon hâlde dinleyiciye sunmaya gayret ediyor. Siz en has hali ile bu müziği icra ediyorsunuz. Bu tercihinizin nedeni neydi?
Sunduğum müziğin tarihî ve sosyo-kültürel arka planını öncelediğim için böyle sanırım. Odaklandığım taraf müzikten ziyade müziğin hikayesi oluyor.
Müzikte geçmişin izlerini taşımak önemli mi? Yoksa sanat, yalnızca şu anı ve geleceği mi yakalamalı?
Açıkçası net bir pozisyon alamadığım bir alan burası. Kimi zaman sevdiğim bazı sanatsal üretimleri sevme nedenimi, o üretimin “eski”den bir iz taşıyor olmasıyla açıklıyorum. Ama kimi zaman bir üretimde kendimce nedensiz bir cazibeyle de karşılaşabiliyorum. O üretimi neden sevdiğimin cevabını bulamıyorum ve sanki sanatsal üretimde erek noktası bu olmalı diye düşünüyorum o anlarda. Aslında bu söylediğim, hâlihazırda yaptığım müziği aktarırken kullandığım metotla çelişiyor. Nedensiz ve açıklamasız estetiği yakalayabilen sanatsal üretimleri, bağlamsal üretimlere (ki benim yaptığım üretim de bu kategoriye ait olmalı) tercih ediyorum.
Diğer yandan sanatçının geçmişle bağını koparmayan eserler üretmesi, o sanatçının meşruiyet sürecinde yani kabul görmesinde aracı olabiliyor. Ama sanatsal üretim, bir süreliğine de olsa meşruiyet elde etmek için mi yapılmalı bundan da emin olamıyorum.
Türk müziğinin tarihine ve Osmanlı dönemine ait notalara ulaşmak zorlu mu?
Artık zorlu değil. Bugün erişime açık çok sayıda nota kaynağı mevcut. Yakın zamanda oluşturulan Divan Makam online platformu bu anlamda çok zengin. Birçok farklı nota koleksiyonunu içinde barındıran ve zaman zaman yeni yazılan notalarla da desteklenen bir platform burası.
Divan Makam’a göz atan kullanıcılar, bir müzik eserinin birden çok hatta kimi zaman onlarca notasının olduğunu göreceklerdir. Osmanlı müziğinin cevheri nedir diye bir soru sorulsa, nota çeşitliliği o cevherin bir yansıması olabilir sanırım. Bu müzik 19. yüzyıl sonlarına dek birkaç istisna haricinde hafıza yoluyla aktarıldı. Bir müzik eserini öğrenmek isteyen talebe, bir hocanın karşısına geçti ve o hoca, o müzik eserini defalarca seslendirerek talebenin hafızasına almasını sağladı. Bu öğretim sistemine “meşk” adı veriliyordu. 19. yüzyıl sonlarından itibaren nota derlemeleri başladı ve o dönemde müzisyenlerin hafızalarındaki müzikler notaya alınmaya başladı. Yaptığım müzikte bugün “doğru nota-yanlış nota” tartışmaları olabiliyor ve bu tartışmaya sözünü ettiğim nota bolluğu gerekçe gösteriliyor. Bu tam aksine bana büyük bir zenginlik gibi geliyor. Bugün o eseri seslendirmek isteyen bir icracı, istediği versiyonu okuyabiliyor. Bu müziği benim için etkileyici ve şaşırtıcı kılan şeylerden biridir bu konu.
'Bu albüm için bir belgesel de yapacağız'
Kendi jenerasyonunuzdan çok fazla takipçiniz ve müziğinizi sahiplenenler var. Sizin bu müziği icra etme motivasyonunuz ne oldu?
Jenerasyonumun bu müziği takip etmesi bende büyük bir mutluluk ve tatmin hissi yaratıyor. Bu müziği yaparken kendi motivasyonumu şehirle bir bağ kurma amacı olarak tanımlayabilirim. Dinleyicinin de aynı motivasyona sahip olabileceğini düşünüyorum.
Bu albümün üzerine nasıl çalışmalar yapacaksınız?
Albümün konserleri olacak. Geçen yıl sunduğum "İstanbul Ansiklopedisi’nin Müziği" konserlerinde olduğu gibi, albümde yer alan şarkıların bağlamlarını ve hikayelerini aktaran bir metin yazdım. Albüm konserleri bu metnin anlatımıyla sunulacak. Ayrıca albüm için bir belgesel senaryosu yazdım ama yayımlanması birkaç yılı alabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Şarkılarıyla unutulmuş bir müziği uyandırarak dinleyicisinin Osmanlı-Türk müziğini keşfetmesini sağlayan Çağlar Fidan'la Intra Muros Istanbul'u, Melike Şahin'le AKKOR'u konuştuk.
25 Kas 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR



